Güneye giden tren ve yönünü sorgulayan adam

Zehanet Çıldırdabat hayatı boyunca akıntının tersine yüzmenin gereğine inanmıştı. Çünkü kuzeye gitmek istiyordu. Hayır, aslında gitmek değil, kuzeye varmak istiyordu. Ama akıntı güneye doğruydu.
Akıntı güneye doğruydu ve hatta çok şiddetliydi. Ama akıntının tersine yüzmenin gereğine inanan Zehanet Çıldırdabat için asıl zorluk, akıntının varmak istediği yerin kuzey değil de, aksine güney olması değildi; dünya ve insanların, akıntının yönünün güneye olması nedeniyle güneye yüzme gereğine inanması, bu gereği durmaksızın dile getirmesi ve bu da yetmezmiş gibi güneye yüzüyor olmasıydı. Her şey aslında binlerce yıl önce, ilk insanın yaratılışı ile başlamıştı. İlk insana yaratıcısı, “Akıntı güneye doğru; sen de akıntının güneye doğru olduğunu görünce güneye yüzmek isteyeceksin ama yapma, bu sana yasak. Sen kuzeye yüzmelisin.” demişti. Ama ilk insan, akıntının yönüne kanıp güneye kulaç atmıştı. Bu yüzden, güneyin en güneyi olan dünyaya sürülmüştü. Şimdi işi daha da zordu: Güneyin en güneyinden kuzeye, akıntının tersine yüzmesi gerekecekti. Binlerce yıldır akıntı ile insan arasındaki bu ilişki sürmekteydi. Zehanet Çıldırdabat bunu kimselere kabul ettiremiyordu. Bazen, bunu az çok sözlerine itibar eden biri olur gibi olduğunda anlatıyor ama tuhaf bir eğretileme yapan garip bir adam tespiti yakasına iliştirilerek akıntıya bırakılıyordu.
Ta ki o güne kadar. Günlerden bir gün değil, o gün, Zehanet Çıldırdabat yine akıntı kendisini ve her şeyi güneye sürüklerken ve ısrarla kuzeye doğru kulaç atmaya çalışırken telefonu çaldı. Çalan telefonu açtı Zehanet Çıldırdabat; karşıdaki ses bilmediği bir dilde bir şeyler söyledi kendisine. Zehanet Çıldırdabat, telefondaki sesin bilmediği bir dilde kendisine bir şeyler söylüyor olmasına rağmen, ne dediğini anladı; karşıdaki sesin anlamadığı bir dilde ona “tamam” dedi ve kapattı telefonu. Hemen eşyalarını topladı ve dışarı çıktı. Sakince istasyona gitti. İstasyonda sakince güneye giden bir tren bileti aldı. Zaten kuzeye giden bir tren yoktu; bütün trenler güneye, güneyin farklı noktalarına, farklı güzergâhlardan gidiyordu. Tren biletini cebine koyup trenin hareket edeceği perona gitti; trenin kalkış saatini beklemeye başladı. Bu bekleme çok sürmedi, tren perona geldi. Trenin lokomotifi sayılabilecek ilk vagonuna yürüdü. Trenin makinistinin trenden inmesini bekledi. Trenin makinisti trenden inmedi. Trenin makinistinin ineceğini düşündüğü kapıyı açmaya çalıştı. Trenin makinistinin ineceğini düşündüğü kapı açılmadı. Kapıyı zorladı. Gürültü çıktı ki kapının penceresinde bir kafa belirdi. Kafanın ağzı burnu, Zehanet Çıldırdabat’a “Ne yapıyorsunuz beyefendi?” gibi bir şeyler söyler gibi kıpırdandı, hareket etti. Zehanet Çıldırdabat kapıyı işaret etti; açılmasını istediğini belirtecek hareketler yaptı. Makinist kapıyı açtı. “Merhaba.” dedi Zehanet Çıldırdabat makiniste. Makinist de merhaba dedi ve ekledi: “Ne yapıyorsunuz beyefendi? Buradan trene binemezsiniz, diğer kapılardan binmelisiniz.” “Biliyorum.” dedi Zehanet Çıldırdabat, “ama ben zaten trene binme derdinde değilim, sizinle konuşmak istedim.” Makinist şaşırdı. “Şimdiye kadar hiçbir yolcu benimle konuşmak istememişti. Neden benimle konuşmak istediniz?” diye sordu. Zehanet Çıldırdabat derin bir nefes aldı ve sordu: “Nereden geliyorsunuz?”
Makinist daha da şaşırdı. Cevap verecekti ama tekledi; ilkin bir şey diyemedi. “Şey.” dedi sonra, “güneye gidiyoruz; güneye gidiyorum yani… Güneye gidiyor trenimiz.” “İyi de nereden geliyorsunuz?” dedi Zehanet Çıldırdabat. Makinist anlamadı soruyu. “Bir yerden gelmiyoruz, güneye gidiyoruz.” dedi. Zehanet Çıldırdabat düşündü bu cevabı. Düşündükten sonra: “Burası ilk durak mı?” dedi.
Reklam
“Hayır.” dedi makinist, “burası önceki durakların güneyi. Yani buraya gelerek güneye gelmiş olduk. Yarım saat duracağız, sonra güneye hareket edeceğiz.” Zehanet Çıldırdabat tekrar düşündü. Düşündükten sonra sordu: “Buraya, güneye gelmek için hareket ettiğiniz yer neresiydi?”
Makinistin kafası karıştı. “Şey.” dedi, “buraya hareket etmek için hareket ettiğimiz yer bir güneydi.”
Zehanet Çıldırdabat tekrar düşündü. Tekrar düşündükten sonra tekrar sordu: “Burası güneyse, hareket ettiğiniz yer kuzey miydi?” Makinist paniğe kapıldı. “Hayır, olur mu öyle şey? Kuzeyde ne işimiz var, ne alaka canım?” dedi. Zehanet Çıldırdabat tekrar düşündü. “Burası, hareket ettiğiniz yerin güneyi ama.” dedi. Makinist, “Evet.” dedi. “O hâlde.” dedi Zehanet Çıldırdabat, “hareket ettiğiniz yer buranın kuzeyi olsa gerek.” Makinist kaşlarını çattı. “Saçma bir diyalektik geliştirerek gerçeği eğip bükmeye çalışıyorsunuz.” dedi. Zehanet Çıldırdabat düşünmeden cevap verdi: “Hayır. Aksine, şu da var: Buradan güneye hareket edeceğinize göre, burası da güneyin kuzeyi. O hâlde burası da, ilk hareket ettiğiniz yer gibi, kuzey.” Makinist sinirlendi ama sakin kalmaya çalıştı. “Hayır, hayır, olur mu öyle şey…” derken, bir şeyler daha demeye çalışıyordu ki Zehanet Çıldırdabat, “Size iyi yolculuklar.” dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Makinist arkasından seslendi: “Nereye gidiyorsunuz? Tren biraz sonra hareket edecek, binmeyecek misiniz?” Zehanet Çıldırdabat başını çevirmeden bağırarak cevap verdi: “Binmeyeceğim. Çünkü fark ettim ki kuzeye gitmeye ne kadar uğraşırsam uğraşayım başaramıyorum. Ama sayenizde bir şey fark ettim: Güneye gitmeyi reddettiğimiz her yer kuzey oluyor.” Makinist kaşlarını çattı, duyduğu şeyden irkildi; duyduğu şeyin saçma olduğunu düşündü, kapıyı kapattı.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.