Merkez Efendi'nin ismi nasıl verildi?
15:00, 21/07/2026, Salı

Âlemin nizamı: Merkezinde güzel olmak
“Bu mümkün değildir ama mümkün olsaydı her şeyi merkezinde bırakırdım. Âlem öyle tatlı bir nizam içindedir ki ona bir şey ilave etmek veya ondan bir şey eksiltmek düşünülemez.”
“Her şeyi merkezinde bırakmak”, yetiş(e)me(me) derdimizi ve çabamızı kompakt filtrelerle damıtmaya yetebilir mi? Mütemadiyen yakınıp durduğumuz, artık söylemekten kendimiz usanıp kendimizden sıkıldığımız o meşum “yoğunluk”, hep var mı sahiden? Ne kadarı havf bize ve ne kadarı recâ?
Sünbül Sinan Efendi’nin tefsiri ve Merkez Efendi’nin “Merkez”lik hikâyesi anlatsın:
İstanbul’un büyük velilerinden, Merkez Efendi ismi ile bilinen Musa Muslihuddin Hazretleri, bir gün rüyasında, ününü duyduğu halde bazı kimselerin yorumları sebebiyle kendisinin sohbet halkasına bir türlü katılamadığı Sünbül Efendi Hazretlerinin kendi evine geldiğini görür. Bu rüyada, Hazret’i içeri almamak için hanımı ile kapının arkasına pek çok eşya dayayıp bu eşyaların üzerine otururlar. Fakat Sünbül Efendi kapıyı zorlayınca kapı açılır ve içeri yuvarlanırlar. Merkez Efendi bu sırada uykusundan uyanır, yaptığı hatayı fehmeder ve sabah Sünbül Sinan Hazretlerinin huzuruna gidip onun vaaz verdiği camide kürsünün arkasına oturur görünmeden. Sünbül Sinan Hazretleri, Tâhâ Suresi’nin bazı ayetlerinin tefsirine başlar. Tefsirden sonra, “Ey cemaat! Bu tefsirimi siz anladınız, hatta Musa Efendi de anladı.” buyurur. Sonra aynı ayet-i kerimeleri daha yüksek manalarla tefsir eder ve “Ey cemaat! Bu tefsirimi siz anlamadınız, Musa Efendi de anlamadı.” buyurur. Musa Efendi, gerçekten de anlatılanlara mana veremez. Sünbül Sinan Hazretleri, Tâhâ Suresi’ni yedi türlü tefsir eder. Elbette, Musa Muslihuddin Efendi’nin kürsünün arkasında olduğunu keşfen anlamıştır. Cemaat dağıldıktan sonra Musa Efendi, Sünbül Efendi’nin elini öpüp kendisinden af diler. “Ey Musa Muslihuddin Efendi!” der Sünbül Efendi, “Biz seni genç ve güçlü bir kişi sanırdık. Meğer sen de hanımın da çok yaşlanmışsınız. Akşam bizi kapıdan içeri sokmamak için gösterdiğiniz gayrete ne dersiniz? Fakat kapı açıldı ve ikiniz de yere yuvarlandınız.” Bu kerameti duyan Musa Efendi ağlamaya başlar ve affını diler. Sünbül Efendi, onu dergâha kabul eder ve “Artık Allahu Teâlâ’nın zat ve sıfatları hakkında marifet sahibi olmak zamanıdır.” buyurur. Bundan sonra Musa Efendi, dergâhın kapısında bende olur.
Yine bir gün Sünbül Efendi Hazretleri, sohbet sırasında Musa Efendi'ye, “Hâşâ, âlemi sen yaratsaydın, nasıl yaratırdın?” diye sorar. Musa Efendi’nin cevabı şöyle olur: “Bu mümkün değildir ama mümkün olsaydı her şeyi merkezinde bırakırdım. Âlem öyle tatlı bir nizam içindedir ki ona bir şey ilave etmek veya ondan bir şey eksiltmek düşünülemez.” Bu cevap, Sünbül Sinan Efendi’ye latif gelir ve şöyle terennüm eder: "Aferin Musa Efendi! Demek her şeyi merkezinde bırakırdın. Öyleyse senin adın bundan sonra “Merkez Muslihuddin” olsun.
“Tesmiye edildiklerimizi” bir kez daha düşünme vaktidir belki de.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.