Bir roman neden tiyatroya açılır, İstanbul bu gerilimi nasıl büyütür

Güray Süngü
11:00, 02/02/2026, PazartesiG: Güncelleme: 14:23, 02/02/2026, Pazartesi
CategoryCins
Cins Dergi
Bir roman neden tiyatroya açılır, İstanbul bu gerilimi nasıl büyütür
Söyleşi

Düş Kesiği, Kış Bahçesi, Dördüncü Tekil Şahıs gibi eserleriyle tanıdığımız usta romancı Güray Süngü ile geçtiğimiz aylarda yayımlanan Delirmeler Sarayı romanı ve kurmaca metin kavramı üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

SÖYLEŞİ: ALİ OTURAKLI
Yeni romanınızda “zamanı çok katmanlı, kırılan, geri dönüşlerle çoğalan bir eksende kuruyorsunuz”. Zaman kavramını bu romanda nasıl düşündünüz; Selim’in ve diğer karakterlerin hikâyeleriyle zamanı nasıl ilişkilendirdiniz?

Bir romanda zamanın çok katmanlı, kırılan, geriye dönüşlerle çoğalan bir eksende kurulduğu düşüncesi; zaman çizgisine göre inşa edilmiş parçalı kurgunun bazen karmaşık ama bazen de zekice görünmesi ve kurmacada zamanın kullanımıyla alakalı düşündüğümüz güzel şeylerin sebebi aslında kusurlu bir algımızın olması. Yoksa, zaman zihinlerimizde zaten çok katmanlı, kırılan, geriye dönüşlerle çoğalan bir eksende mevcut halde. Biz, nesneler âleminde zamanı ileriye doğru bir çizgi gibi yaşıyor da olsak, zihnimiz sürekli olarak zamanın varsaydığımız doğrusal çizgisi üzerinde ileri geri, daha geri, sonra tekrar ileri hareket ediyor, sıçrıyor. Romanda ya da filmde zaman meselesi, insanın bu kusurunu kullanıyor aslında. O şeyin olduğunu söylediğiniz bir zamanda, sadece o şey oluyor kurmacada. O şeyler ya da birlikte olduğunu söylediğiniz bir milyon şey. Hayatta öyle değil aslında ya da hayatta da öyle aslında. Bir karakter yaşadıklarını yirmi yıl önce yaşamıştı, iki karakter bugün yaşamaktaydı, yirmi yıl önceki karakterin de bugünde günü, ânı, yaşadığı vardı, vesaire. Böyle düşündüm ve kurdum romanda.

“Metinde delilik, tuhaflık ve ‘sağlık’ arasındaki ilişki çoğu kez tersyüz ediliyor.” Sizce bu bakış açısı insanlık hakkında ne söylüyor; insanlığın bugünkü hâlini bu kavramlar üzerinden nasıl okuyorsunuz?

Bunları net ifade edersem kaba saba bir insan olurum. Öyle biri olmadığım için, olmamak için de tabii, böyle şeyleri anlatıya konu ediyorum; sanatçıları bir nevi ululamak için, bir nevi de tuhaflaştırmak için deli diye nitelendiren görüşe karşı şöyle bir şey diyorum mesela: “Belki de asıl deli sizsinizdir; kariyeristler, planlamacılar, ilişkiciler, stratejistler. Roman yazan ve şarkı söyleyen insanlar belki normaldirler.”

İşin özü benim tuhaf saydığım insanlar; toplumun normalleri. Bu harç daha da şiddetli karılıyor hatta. İnsanların nelerin peşinde, nelerin izinde olduğunu görmek umut kırıcı. Bu sadece benim söylediğim bir şey de değil. Bu böyle zaten; Hesse, Bozkırkurdu romanının meselesi hakkında, romanda bir mikroptan bahsettiğini, ama bu mikrobun ve sebep olduğu hastalığın iyileşmeye yönelik olduğunu söylüyor. İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu’nda bir şeylerin yolunda olmadığına dair uyarılar aldığından bahsediyor. Sanatçının ortaya sanat eseri koyma saiki için; dünyaya dair bir mide bulantısı olduğunu söyleyebiliriz o halde. Dünyada bir zehir var demek ki, o zehre tepki veren sanatçının deli olarak kabul edilmesi ise zehrin işine gelir, bunu reddetmek zorundayım. Ben normalim. Dünya ise çıldırmış. Dünyaya müdahale yöntemim edebiyat. Yöntemin içerdiği tema ise bu meselenin kendisi.

Selim’in romanı tek kişilik oyuna uyarlama fikri, metnin içindeki gerilimin ana damarlarından biri. Bu gerilimi kurmak için neden özellikle tiyatroyu tercih ettiniz; tiyatro, bu romanda hangi imkânları size açtı?

Tiyatro bir tür olarak romanda üzerinde düşündüğüm, altını üstünü kaşıdığım, sağını solunu kurcaladığım, “karakterler ve roller” bağlamına epeyce denk düşen bir sanattı. Bu yüzden de tiyatro kaçınılmazdı. Selim bir sanatla uğraşsın, acaba ne olsun diye düşünmedim bile. Selim’i “Oynuyoruz, Başladık.” diyebilmesi için hikâyenin bir yerlerinde; dünyanın sahne, insanların da oyuncu olması eğretilemesinin kurulması için omurgada Selim’in bir tiyatro eseri sahneleme arzusunda olması gerekiyordu. Hikâye ta en başından beri böyleydi zihnimde. Hatta romanın Selimli giriş sahnesinde bir filme gönderme var, bu da bir nevi saygı duruşu.

Romanda belirgin bir üstkurmaca tercih ediyorsunuz; yazarın ve metnin kendi üzerine düşünmesi sık sık görünür oluyor. Üstkurmaca sizin için nasıl bir imkân alanı; bu roman özelinde üstkurmacayı neyi açığa çıkarmak için kullandınız?

Üstkurmacayı harika bir biçim olduğu için tercih ediyorum ama üstkurmaca neden benim için harika bir biçim? Bana hayat da; bildiğimiz ve yaşadığımız geçitleri, geçişleri, çıkışları, kapalı kapıları, bir tercihle milyon değişenleri, bin tercihe rağmen asla değişmezleriyle tam da böyle geliyor. Bir kurmaca gibi geliyor. Yaşayışımızla belirliyoruz, kaderimizi yaşayarak yazıyoruz ama kaderimizin dışına da çıkamıyoruz, nedensellik bağlamında bunun da bir anlamı var. Kurmaca gibi geliyorsa hayat, hayatın bir aksini, eğretilemesini veya alegorisini hatta parodisini hangisi olursa olsun yaparken bunu üstkurmaca olarak kurmanın hazzına talip oluyorum zaman zaman. Bu, galiba on roman içinde üçüncü üstkurmaca metnim. Çok abartılı bir niyet okuma olmazsa, denkleme, döngüye, şaşırtıcı biçimde kusursuz hayata, hayatı kurana, tayin edene, ol diyene, bunun böyle kodlanmasına, yazılmasına, kaydedilmesine, bir nevi kadere saygı olarak da düşünülebilir halim ve tercihim. Ben böyle düşünmekten yanayım. Başkaları ne der bilemem tabii.

Metinde sahne yönergelerini andıran notlar, R kodları, bölüm başlıkları, senaryo hissi veren kırılmalar var. Neden böyle çok katmanlı, türler arası dolaşan bir dil ve form tercih ettiniz?

Eşiklere, geçişlere, geçişler için kapılara ihtiyacım vardı. Karmaşaya ama o karmaşayı tasnif edecek ve düzenli kılacak simgelere gerek duydum, R’ler, bölüm başlıklarındaki şahıs ve zaman kodları bunu sağlıyor, haricen büyük bir sahnede herkesin her şeyin yerlerinin belli olması hali, romanın kafamdaki yapısına da epeyce denk düşüyor. Yani, tematik olarak söylemeye çalıştığım şeyi biçimsel açıdan desteklememe yarıyor, yaradı, yaramakta.

İstanbul, romanda yalnızca bir fon değil; tarihi, katmanları, kalabalığı ve kaosu ile çok canlı duruyor. Siz İstanbul’u bir yazar olarak tarihsel ve kültürel olarak nasıl görüyorsunuz; bu roman için İstanbul’un özel bir anlamı var mıydı?

Zidane; İtalyan futbolcunun göğsüne, Dünya Kupası finalinde kafa atınca Henry onun için “Arka mahalleden Zidane’ı çıkarabilirsiniz ama Zidane’dan arka mahalleyi çıkaramazsınız.” demişti. Ya da dediği denmişti, belki de uydurmadır bilmiyorum ama bu uydurma çok gerçek bir şey. İstanbul romanda var, mevcut ve yaşıyor. Bir mekân olarak değil sadece, her şeyin şahidi de aynı zamanda. İstanbul bana artık çok çile çektiriyor, çok incitiyor ve üzüyor beni, neredeyse elli yıldır birbirimizdeyiz ve artık ona tahammül edemiyorum, ama âşık gibi de seviyorum İstanbul’u, çilesine katlanıyorum. Ben ondan çıktım, ama o benden çıkmıyor. Onun umurunda değil tabii. Söylesem bunları aldırmaz da.

Romanda da izleri görülen “hoca-öğrenci” ilişkisi bugün yazın dünyasında çok tartışılan bir başlık. Sizce günümüzde edebiyat alanındaki hoca-öğrenci ilişkisi nereye gelmiş durumda; bu ilişkiyi siz nasıl deneyimliyor ve değerlendiriyorsunuz?

Kalmadı bu. Kalmamış gibi. Kalanı da eskisi gibi değil gibi. Bu bir sorun mu? Bence değil. Her çağın ağrısı başka, ilacı başka. Dünyanın kötüye gittiğini söylemekten yana değilim, eskiden şöyleydi, böyleydi diye yazıklanmak iyi değil. Şimdi başka bir ilişki ve iletişim biçimi var, eski adamlar buna alışık değil, ben de pek değilim belki hatta, ama bizler ölümlüyüz. Dünya yerinde duracak. Buna rağmen bu değişimi talep eden değil, saygı duyanım sadece. Biraz daha eski adam olunca ben de dünyanın bu halini beğenmez hale gelirim nasıl olsa.

Roman boyunca iç mekânlar, odalar, konak, kütüphane, sahaflar zihnin iç odaları gibi çalışıyor. Bu mekânsal dünyayı kurarken, daha çok bireysel bir iç dünya mı yoksa toplumsal bir hâli mi görünür kılmak istediniz?

Hiçbir fikrim yok. Benim çoğunlukla topluma aklım ermiyor. İnsan ve karakter, fıtrat, zihin dünyası yani insanın iç dünyası, psikolojisi ve olgular ile ilişkisi ilgimi çekiyor. Yatkınlığım da var buna. Hâl böyleyse, bireysel bir iç dünya gibi beliriyor cevap, ama aslında ben mekanları, sahihlik duygusu için tercih edip kuruyorum. Bir de mekânın bendeki yerine, o yerin bendeki o yere etkisine saygı duruşu niyetini de ekleyeyim. Sahaf var, sahicilik için gerekli, çünkü belirli bir mekân, ayrıca bende de bir sahaf var, belki aynı sahaf. Konak da öyle. İstanbul ve Bursa zaten öyle. Çoğu da muhayyileden desem, muhayyileden çıkanın bana nereden geldiğine baksam, o da bana hayatın bulaştırdığı, dokundurduğu bir şeye bir yere çıkar muhakkak.

Delirmeler Sarayı’nın yazınsal yolculuğunuzdaki konumunu nasıl tarif edersiniz? Eserin yazım sürecinin sizin için anlamı neydi ve bugün geriye dönüp baktığınızda bu romanın sizde ve bütün yapıtınız içinde bıraktığı izleri nasıl görüyorsunuz?

Çok kısa cevap vereceğim bu soruya. Delirmeler Sarayı benim en iyi romanım. Derdimi kelimeye zorladım, bu çıktı. Bu zorlama çok uzun sürdü. Yirmi yıl kadar sırtımda taşıdım. Yayımlanınca baktım ki, sırtımda taşımamış, koynumda saklamışım.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026