Edebiyatta reddedilme kültürü ve yazar mücadelesi

Güzide Ertürk
15:00, 02/05/2026, CumartesiG: Güncelleme: 22:14, 03/05/2026, Pazar
CategoryCins
Cins Dergi
Edebiyatta reddedilme kültürü ve yazar mücadelesi
Nahoş Bir Mevzu: Jack London’dan Günümüze Reddedilme Kültürü

Konuşulmaktan kaçınılan, çabucak geçiştirilen ve her daim gölgede kalan köklü bir geleneğimiz var: Reddedilme. Ne yazık ki, bu kültürün önemini görmezden geliyoruz. Nesilden nesle, yazarlar arasında sessizce aktarılan, edebiyat camiasında derin ama görünmez bağlar kurulmasına yol açan bu nahoş mevzu hak ettiği ilgiyi bekliyor. Yayıncılığın bu kaçınılmaz eşiği, günümüz yazarları için aşılması gereken bir engel olmaya devam ediyor. Reddedilme, yüzyılı aşkın tarihi boyunca, değişimlerden geçerek günümüze kadar geldi. Kimileri bunu, gelişmenin bir parçası olarak görse de özellikle eserleri çoğu zaman önyargılara maruz kalan yazarlar için bu süreç moral bozucu hatta bezdirici olabiliyor.

Jack London, 1900’lü yıllarda bu geleneği tecrübe etmişti. Alt sınıftan gelen, kendini yetiştirmiş bir yazardı o. Kitaplarını raflarda görebilmek için yıllarca mücadele etmesi gerekti. Bu deneyimlerden yola çıkarak Martin Eden’i kaleme aldı. Yarı otobiyografik romanın kahramanı Martin Eden, tıpkı Jack London gibi eserlerini yayımlatmaya çalışırken sistemin acımasız gerçekleriyle karşı karşıya kaldı. Yayınevleri yalnızca içeriğin mükemmel olmasını değil, aynı zamanda belli kurallara uygun biçimde sunulmasını da şart koşuyordu: Metinler daktiloyla yazılmalı ve rulo yapılmamalıydı. Henüz yirmi bir yaşındaki Eden, günde on dokuz saate varan tempoda durmaksızın çalıştı ama yine de yayınevlerinden yalnızca soğuk ret mektupları aldı.

London, karşısındaki engelleri azmiyle aşmıştı ama günümüz yazarlarının karşılaştığı zorluklar çok daha farklı.

Earle Labor’un kaleme aldığı Amerikan Hayatı: Jack London isimli biyografi kitabına göre, London’ın yaşadığı dönemde edebiyat dergileri de altın çağını yaşıyordu; özellikle de öykü söz konusu olduğunda. Yayımlanmak için en çok aranan tür kısa öykülerdi. Buna rağmen London, fark edilmekte büyük zorluklar yaşadı. Kahramanı Eden gibi o da kendi sesini ve yerini bulabilmek için çabaladı. Geri çevrilmelere rağmen yılmadı; metinlerini yeniden düzenleyip en prestijli edebiyat dergilerine göndermeye devam etti. Ret mektuplarını dikkatle okuyarak hikâyelerinin neden geri çevrildiğini anlamaya çalıştı. Başarılı yazarların metinlerini okuyarak kendisininkilerle kıyasladı ve yazma becerilerini geliştirdi.

Bir gün beklenen oldu, London’ın “Bir Kuzey Macerası,” öyküsü The Atlantic dergisi tarafından kabul edildi. Birkaç ay sonra da eline yüz yirmi dolarlık bir çek ulaştı. Bu başarı, onun için bir dönüm noktasıydı. The Atlantic’te yakaladığı çıkış sayesinde, çalışma saatlerini azaltıp geçimini yalnızca yazarak sağlayacağı bir düzeye ulaştı.

Aradan yüz yirmi beş yıl geçti peki neler değişti? Dijital dünyanın ve sosyal medyanın yükselişiyle edebiyat dünyası köklü bir değişim geçirmişken birçok çağdaş yazar için reddedilmek hâlâ aşılması zor bir engel. London’dan bu yana, edebiyat ortamları baştan sona değişti. Önce sinemanın yükselişi, ardından televizyonun oturma odamıza girişi, şimdi de elden düşmeyen akıllı telefonlar, hatta sosyal medya sayesinde “eğlence” kavramının tanımı baştan yazıldı ve okumaya ayırdığımız süre giderek azaldı. The Atlantic artık öykü yayımlamıyor. Bazı dergiler çevrimiçi yayıncılığa geçerek daha fazla okuyucuya ulaşmayı hedefliyor. London, karşısındaki engelleri azmiyle aşmıştı ama günümüz yazarlarının karşılaştığı zorluklar çok daha farklı.

Reddedilmek dayanıklılık kazandırabilir ama gerçek ilerleme, yazarla okuyucu arasındaki görünmez duvarları kaldırmakla olabilir.

2015 yılında, The Atlantic’te Kavita Dos imzalı “Yazarlar Reddedilmeyi Romantize Etmemeli” başlıklı bir deneme yayımladı. Dos, yazısında reddedilmenin neden duygusal bir açıdan ele alındığını sorgulayarak bunu “edebiyat dünyasındaki Amerikan rüyasının karşılığı” olarak nitelendiriyor. Amerikan Rüyası gibi bu algının da rahatsız edici bir gerçeği perdelediğini savunuyor. Başarının, yüzlerce ret mektubundan sonra gelmesi yazarların omzundaki sorumluluğu ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Seksen kez reddedilen Jamaikalı yazar Marlon James’in romanı Yedi Cinayetin Kısa Tarihçesi, bunun en güzel örneklerinden biri. Bu kadar çok reddedildikten sonra nasıl çok satan meşhur bir yazara dönüştü? Dos, yayınevlerinin “okuyucusu yok,” gerekçesiyle eserleri reddettiğini vurguluyor. Böylece okuyucuyla yazar arasında köprü kuran yayınevleri, birer duvar örücüye dönüşüyor.

Yazarın kalemini oynatırken okuyucuyu ne kadar dikkate alması gerektiğini soruyorum bu noktada. Belirli bir okuyucuya yazmamak, edebi açıdan daha uygunmuş gibi geliyor. Bir yandan da hafızam beni Oğuz Atay’ın Demiryolu Hikayecileri’ne götürüyor. Hani Atay’ın anlatıcısı okuyucuya açık uçlu bir soru yöneltirdi, “Ben buradayım sevgili okuyucum. Acaba sen neredesin?” Bu ifade artık Türk edebiyatında neredeyse bir kalıba dönüşmüş durumda. Elbette yazarın okuyucuya “Orada mısın?” diye sorma hakkı vardır. Atay’ın hikayesindeki öykücülerin yolu, London ve Eden’le aynı tren istasyonunda kesişmiş olabilir.

Fakat Batı edebiyatındaki önyargıların ve yayıncılık engellerinin kökleri ırkçılığa kadar uzanıyor. Siyahilerden göçmenlere bu engellemeler karşısında tökezlemeyen yazar yok denecek kadar az. Mesela Kavita Dos da Mira Jacob’tan alıntı yaparak azınlık yazarların eserleriyle etkileşime geçmenin bakış açılarını genişletip önyargılarını sorgulatabileceğini söylüyor; “Beyaz Amerikalılar yalnızca kendileriyle ilgili şeyleri umursamak zorunda değil.” Bu eşitsizlik, azınlık yazarların karşılaştığı zorlukları görünür kılmakla kalmıyor; aynı zamanda farklı kültürlerdeki hikâye anlatım biçimlerine daha geniş ve kapsayıcı bir anlayışla yaklaşılması gerektiğini de hatırlatıyor.

Dos’un söylediklerine karşıt bir bakış açısı ise yine The Atlantic tarafından 2023 yılında yayınlandı. Stephen Marche “Başarısızlık Sanatı” yazısında, “Bir yazarın hayatını tanımlayan şey kabul değil, reddir,” diyor. Ona göre dijital çağ, reddedilmeyi her zamankinden daha kolay hale getirdi. Artık Jack London gibi daktiloya ihtiyaç duymuyoruz, herkesin bir bilgisayarı var. Telefonla yazı yazmak mevzusuna şimdi hiç girmeyelim. Online başvuru sistemleri de süreci hızlandırdı; neredeyse anında ret cevabı almak mümkün. Marche, başarının daha iyi işler ortaya çıkarmadığını ama reddedilmenin bunu sağlayabileceğini savunuyor. “Eğer öykülerinizi edebiyat dergilerine gönderiyorsanız en büyük yazarlarla aynı eylemi yapıyorsunuz. Fark türde ya da kalitede değil sadece ölçekte,” diyor. Bunu genç yazarlara anlatmak bir hayli zor. Marche’a göre esas sorun, genç yazarların çok fazla reddedilmesi değil; yeterince reddedilmemesi. En önemlisi, günümüzde yazarlar tanınır hale gelse bile reddedilme hiçbir zaman tamamen sona ermiyor.

The Atlantic’te yayımlanan öykü, Jack London’ın hayatını bir anda değiştirmişti. Aradan yüz yirmi beş yıl geçti ve The Atlantic’e katkıda bulunan Marche bile, tanınan bir yazar olmasına rağmen hâlâ sık sık reddedildiğini söylüyor.

İkisi de reddedilme kültürüne bambaşka açılardan yaklaşsa da Marche ve Dos, reddedilmenin edebiyat dünyasındaki yerini daha geniş bir çerçeveden görmemizi sağlıyor. Yayıncılığın tarihi, reddedilmenin tarihiyle iç içe geçmiş durumda. Marche’ın reddedilmenin yazarı daha çok çalışmaya sevk ettiği yönündeki iddiası doğru olabilir ancak farklı etnik kökenden gelen yazarların karşılaştığı sistematik engelleri de göz önünde bulundurmak gerekir.

Reddedilmek dayanıklılık kazandırabilir ama gerçek ilerleme, yazarla okuyucu arasındaki görünmez duvarları kaldırmakla olabilir. Her ne olursa olsun ve nerede olursa olsun yazarlar, “Ben buradayım sevgili okuyucum. Acaba sen neredesin?” sorusunu sormaya devam edecek. Tabii yoldaki engeller kalkarsa. Ve belki bir gün, okuyucular bu soruya, hikâye anlatımını dönüştürecek cevaplar verecekler.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026