Of Not Being A Jew şiiri ve kimlik arayışı

Bugün beni, günün aydığına kim inandırabilir? Yurt odamın hayata açılan minicik penceresinden gördüğüm birkaç yorgun ve mutsuz Ankara çatısı mı? Yahut çatının ardında şehre çöreklenmiş hantal ve şişman bir sis yumağı mı?
Belki de bir saattir kucağımda tuttuğum, tuğla gibi bu kitap, beni günün aydınlandığına; bu yataktan kalkıp, ayağımı soğuk betona basıp, yüzüme buz gibi suyu çarpıp, kendime bir kahve yapıp kalabalığa karışmam gerektiğine inandırabilir. Başıbozuk bir delinin kaleminden çıkan tuğla gibi bir şiir kitabı bunları yapabilir mi? “Of Not Being A Jew”.
İlk dersi zaten kaçırdım ama şu an, tam da elim bu kelimelerin üzerindeyken kalkarsam ve hızla hazırlanıp ilk dolmuşa atlarsam, ikinci derse yetişebilirim. Belki birkaç dakika gecikirim. Tam koridorun başındayken ders hocasının amfiye girdiğini görürüm ve son sürat koşarım. Hızıma yenik düşen atkım boynumdan düşer muhtemelen ve onu almak için birkaç adım geriye giderim. Ben yere eğilmeden önce atkımın yere düşmesini, aslanın avını sessizce beklemesi gibi bekleyen biri gelir ve benden önce uzanır. Herhangi biri değil, odur gelen. O işte. Ama konumuz bu değildir. Konu, hiçbir zaman tamamen o olmamıştır. Mahcup bir bedenle kafamı kapıdan uzatırım.
“Kusura bakmayın, girebilir miyim?”
Amfi bana bakar, hoca bana bakar, ben kendime bakamam. Zira bu yataktan asla kalkamam.
“Evet, ilmektir boynumdaki ama ben
kimsenin kölesi değilim
tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya
tarantulaymış benim adım diyecek değilim
tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
kendime Rab bellemeyeceğim
razı değilim beni tanımayan tarihe
beni sinesine sarmayan
tabiattan rıza dilenmeyeceğim.”
Uyandığımdan beri, yani belki bir saat, belki bin yıl... Bilinmez. Nihayetinde zaman, eğilip bükülebilen dünyevi bir oyuncak. Belli ki bugün lafı uzatasım var.
Diyorum ki uyandığımdan beri bu taş gibi ağır kitap kucağımda, gözlerim bu satırlarda gidip geliyor. Parmaklarımı kelimelerin üzerinde gezdiriyorum. Bir gedik bulup, hafif hafif eşelesem parmağımla diye umuyorum. Hafif hafif eşelesem ve minik bir yırtığı büyütür gibi büyütsem kelimeleri. Açsam, genişletsem ve sonra kitabın içine düşsem. Tuğla gibi ağır bu kitabın içine, tüy gibi süzülsem.
Kalabalıklara bir şeyler anlatmaktan dilimde biten tüylere tutunup yapsam hem de bunu. Başka hiçbir yere tutunmaya çalışmam söz, korkmam düşmekten. Bu satırları yazana güvenim sonsuzdur zira. İnsan, tam düşecekken tutunduğu tuğlayı kendine Rab bellemeyen insana güvenmeli. Budur doğru!
Ben Leyla. Göğsümdeki yaftalardan, boynumdaki ilmeklerden, rıza dilenilmiş bir hayattan uzak bu arınmış yatağımda, dışarıda bir günün aydığına inanmamayı tercih ediyorum. Yamalarla örtülen tüm pisliklerin üzerine, yalancı bir bilinmezlikle basmaktan yoruldum. Basa basa o pisliklerden birine dönüşmekten korktum. Bugün, sadece bir şiirin içinde gizleneceğim.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.