Kelliğe çare vaadiyle büyüyen Saç Ürünleri Pazarı
10:00, 10/02/2026, SalıG: Güncelleme: 11:33, 10/02/2026, Salı

Kel öküzler
Dayımın sabunun faydasız olduğunu anlaması yıllar sürdü. Çünkü bu sektör zamana oynar. Bir yıkamada, beş yıkamada saç çıkmaz; bunu herkes bilir. Uzun süre kullanmalısınız. “Uzun süre” ne kadardır gerçekten bilen yok. Bence “sıkılana kadar kullanın” deseler daha namuslu bir iş yapmış olurlar.
Kelliğe ilaç bulundu yalanı, nasıl da verimli bir yalan imiş. Her yerde iş yapıyor. Bundan bilmem kaç sene evvel de kimi sabunlar, kozmetikler ve ilaçlar kelliğe çare adı altında satılmıştır. Hatta kellik piyasası bile vardır. Baktılar ki ilaçlar çare olmuyor, başka çözümler buldular. Saç ektirme meselesine hiç girmeyelim derim, bana kalırsa. Lakin öyle bir piyasa oluşmuş ki özellikle yakın coğrafyamızdan parayı bulanlar akın akın Türkiye’ye geliyor. Ben ilk kez İstanbul’da bir otelde kalırken görmüştüm; enseleri bandajlı bir kısım adam dolaşıyordu. “Bunlara ne oldu acep, dertleri nedir?” diye sordum. Meşhur saflığım orada da beni ortada bıraktı. Sormam bile ayıpmış. Saç ektirenleri bilmeyen yokmuş. Neyse safım ama sabırlıyım. Sormaya devam ederek öğrendim ki özellikle bizde dövizin pek pahalı olması sektörü ayakta tutuyormuş. Doları olan koyuyormuş cebine parasını, hem tatil yapıyor hem de saç ektiriyormuş. O zaman anladım ki bizim milletimize bir şey yaptırmak istiyorsan o işin ucunda muhakkak somut bir getiri olacak, yoksa haybeye yerinden kıpırdamaz bir milletiz. Mesela fakülte okuyan çocuğa anası babası sorar: “Bitirince iş bulabilecek misin?” Eğer cevap hayırsa o çocuk allame olsa da fark etmez. İş buldurmayan diplomayı ne yapsın milletimiz?
Neyse, meseleyi dağıtmayalım. Biz kelliğe ilaç bulmak üzerine konuşuyorduk. Benim anne ve baba tarafım keldir. Öyle olunca iki tarafın erkekleri de türlü çeşit kozmetik kullanmışlardır. En yakından gördüğüm, dayımdır. Dayım bir sabun markasını yıllarca kullandı. Güya saç dökmeyen, üstelik yeni kökleri besleyip saç çıkaran bir markaydı. Sabun kötü kokuyordu. Bence firma bilerek hoş kokulu yapmamıştı sabunu. Çünkü sabunun kozmetik gibi değil, ilaç gibi durmasını istiyorlardı. İlaç dediğin kötü kokar, tadı iğrençtir. Böyle olunca dayım, kötü kokulu sabuna yıllarca para harcadı. Evde onun sabununa kimse dokunmazdı. Bu sabun fazla köpürmüyordu. Köpüren ve hoş kokan bir sabun olsaydı keşke. Çünkü sabun hiçbir işe yaramadı. En azından kokusundan istifade ederdik.
Dayımın sabunun faydasız olduğunu anlaması yıllar sürdü. Çünkü bu sektör zamana oynar. Bir yıkamada, beş yıkamada saç çıkmaz; bunu herkes bilir. Uzun süre kullanmalısınız. “Uzun süre” ne kadardır gerçekten bilen yok. Bence “sıkılana kadar kullanın” deseler daha namuslu bir iş yapmış olurlar. Sıkılana kadar kullandırmak firma için yeterlidir.
Kötü kokulu sabun sadece eczanelerde satılırdı. Bu ne demek; bu sabun bir şifadır. Eczanede şifadan başka ne olur ki? Dayımın tanıdık bir eczacısı vardı. Eczacı bu ahbaplığına rağmen dayıma bu sabunun üfürük olduğunu, hiçbir işe yaramadığını söylemedi. Dayımın gözünün içine baka baka sabunu sattı. Bu eczacı şimdi yaşıyor ve kendisi de kel. Ne demişler: Kelin ilacı olsa başına sürer. Lakin dedik ya, mesele zaman. Sabunu satan eczacının da kel olacağını bilemedi ki dayım. Hem dayım hem eczacısı zaman içinde usul usul kelleştiler.
“Er dayıya çeker” denilmiştir. Ben de dayıma çektim ve elli yaşıma çok yaklaştığım şu zaman itibariyle hatırı sayılır bir kelim. Ben de bir zamanlar şampuan kullanma saflığına düştüm. Saç dökmesin ve mümkünse yeni saç çıkarsın diye umutlandığım şampuanın pek çok özelliği, dayımın kellik sabununa benziyordu. Şişesi ilaç şişesi gibiydi, eczanede satılıyordu, reklamında bilim adamı kılıklı adamlar oynuyordu. Benim kullandığım şampuanın dayımın kellik sabunundan tek farkı çok güzel kokmasıydı. Şimdi aradan neredeyse yirmi yıl geçti, hâlâ o şampuanın kokusu burnumdadır. O şampuana biraz fazla kızmış olacağım ki yirmi senedir saçıma Hacı Şakir sabunundan başka bir şey sürmedim. Hani elimizden gelse onu da kullanmayacağım, o kadar kızgınım şampuan ve sabunlara.
Şimdi dayım artık kelliğin dibini buldu. Kafasında saç yok. Babam da öyleydi. Saçı pek az kalan erkekler berbere gitmeye ve tıraş parası vermeye üşeniyorlar. Saç sakal düzleyen makinelerden alıp evde kendileri tıraş oluyorlar. Nereden biliyorsun diyeceksin. Dayım, babam ve ben berberi unutalı çok sene oluyor. Ensemizdeki el kadar saçı da makineyle hanımlarımız alıyor.
Ne kadar acıklı durumdayız anlatamam. Kelliğe ilaç bulunmadan öleceğim, bunu biliyorum. Cenaze fotoğrafımda bari azıcık saçlı, sakallı halimin fotoğrafı konulsun tabutun üstüne. Böylece cemaat, “…rahmetli de kel öküzler gibiymiş…” demesin…
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.