Sait Faik’in hikâyelerinde insan ve hayat gerçeği
20:00, 24/04/2026, CumaG: Güncelleme: 21:42, 24/04/2026, Cuma

Ülküden gerçeğe çok insan ya da Sait Faik riyasızlığı
O, kitaplardaki soyut insanı ve türlü tablolarla çerçevelenmiş hayatı somutlaştırır ve gerçekten elle dokunulabilircesine canlandırır. Öyküleri kitaplaştıkça hayat ve insan orada toplanır fakat sonsuza dek hapsolmazlar.
İsminin Sait Faik, soyadının Abasıyanık olduğunu öğrendiğimde henüz ilkokul öğrencisiydim. Buna bir de alışılmadık “Karanfiller ve Domates Suyu” başlığı taşıyan bir okuma parçası eklenince çocuk merakım iyiden alevlendi. Yazar demek kitap denilen canlının içinde yatıp kalkan kelimeler ve cümlelerle nefes alıp veren biraz efsanevi fakat mutlak bir meçhul kişiydi benim için henüz. Fakat ne olduysa oldu, karanfil ve domatesi sıradan bir insanın, Kör Mustafa’nın azmini anlatması içime yerleşmişti. Zihnim araya “son kuşlar” diye bir ibare eklemiş lakin nedeni belli değil. Bundan yarım asır önce okul kitaplarına girmiş bir yazar olmak az marifet sayılmaz ancak asıl marifet metnin kendisinde. Yalın Türkçe, insan denilen varlığın öyküsünü alabildiğine gerçek bir düzleme soktuktan sonra oradan âdeta evrensel bir boyuta taşıyor. Kör, topal, kambur, çirkin insan yoktur, asıl sevilecek insanlar vardır. (canına sokacağı gelir yazarın o insanı) O insanlar da kitaplardan değil hayattan öğretilir. Sait Faik’in Türk edebiyatında yaptığı devrimin özü de tam budur. O, kitaplardaki soyut insanı ve türlü tablolarla çerçevelenmiş hayatı somutlaştırır ve gerçekten elle dokunulabilircesine canlandırır. Öyküleri kitaplaştıkça hayat ve insan orada toplanır fakat sonsuza dek hapsolmazlar. Üstelik bütün eserleri yanında üç beş hikâyesiyle edebiyatı temsil gücüne erişebilecek pek az yazar bulunur. Sait Faik, Orhan Veli ile beraber sadece kendi rüştlerini değil Cumhuriyet insanının da rüştünü ispat eder. Devlet tipinin değil hayat çekicinin yonttuğu kişilerdir getirdikleri. Formel değil organiktirler.

Sait Faik Abasıyanık
“Yazmasaydım çıldıracaktım” mottosu aslında “İnsanı ve hayatı yazmasaydım çıldıracaktım” demektir.
Hişt Hişt, Havuz Başı, Karanfiller ve Domates Suyu, Dülger Balığının Ölümü, Semaver, Bir Karpuz Sergisi, Yılan Uykusu, Son Kuşlar büyük hikâyelerdir dil, kurgu ve yapı yönünden fakat bu hikâyeleri asıl kuran Sait Faik’in bitmez tükenmez insancılığıdır. Kültürümüzdeki “sağduyu” kavramı onda çağdaş bir duyarlık, dil akışı, gözlemcilik ve yazma iştiyakına bürünür. “Yazmasaydım çıldıracaktım.” mottosu tam da kimi ve nasıl sorusuyla bütünleşir. İnsanı ve hayatı yazmasaydım çıldıracaktım demektir bu. Hayat başta İstanbul olmak üzere capcanlı bir alana yayılırken insan bütün açılarıyla oraya yerleşir. İnsan karşısında taraf tutmaz ama tavır alır Sait Faik. Kısa sürede insanın kitaplarda değil hayatta yaşadığını fark etmiş; “Şimdi artık kimi sevdiğimi, kime saygı duyduğumu biliyorum.” düşüncesine varmıştır. Çalışan, emek harcayan, hareket eden, âşık olan, merak eden her yaş ve cinsten insanlardır onlar. Gözlem, tahlil ve hüküm atbaşı gider daima. Sait Faik, kelimenin tam anlamıyla insana düşkün/ düşmüş ilk öykücümüzdür.
Mevsimler (en çok da yaz), renkler, balıklar, rüzgarlar, hayvanlar (kedi, köpek, eşek ne varsa), rüzgârlar, vapurlar, kayıklar, çıraklar, sokaklar, sesler (uçak, çocuk, kadın, hayalperestler, meyhane, dalga vs.) geceler, yıldızlar, mahalleler, ustalar, azınlıklar, esnaflar, adalar, bütün İstanbul adaları; Sait Faik onları sadece gezmemiş, orada yaşamamış, onları duymamıştır, yeniden yaratmış, ölmekten kurtarmıştır. Kısacık bir hikâyeye bir âlem sığdırma başarısı artık sadece ona değil Türkçeye aittir. Pek çok sanatçıda görülebilir bir şey midir bilinmez ama Yılan Uykusu öyküsünde Sait Faik kendi yazı, duyuş ve insan idealini özetleyip anıtlaştırır. Sanki yaptığı ve yapmak istediği nice şey o öyküdedir. Alınlıktır. Kilit taşı sayılır. Hatta pekâlâ ölümsüz bir mezar anıtı. Yazı sunağı.
Türkçenin şehirli yükü herhangi ideolojik bir erek taşımaksızın saf bir hümanizmle tartıya çıkar Sait Faik ile. Cumhuriyet rejiminin idealleri onun için bir bayrak değil yaşama biçimidir. Hatta, Sait Faik, bağımsız bir yazar adası olma vasfı taşır. Ona sıklıkla atfedilen insan-sevgi buluşması kelimenin tam anlamıyla kendiliğindenlik içerir. “Anlaşıldı ben bayrakları değil, insanları seviyorum. Öyle ise yuvarlak dünyanın üstünden akıp geçen yıldızlara bakan vapurlarda ömrüm geçecek.” cümleleri tam bir hümanizme çıkar. Aradan bakma hali, uca, kıyıya, uçuruma değil de ortada durma hali hep başattır yazma gerekçelerinde. Önsezilerine güvenir fakat eklemekten de geri kalmaz; “Bütün önsezilerim beni aldatmıştır. Yani her şeyi olmuş gibi hisseder fakat bunların hiçbiri doğru çıkmadığı zaman bütün önsezilerim beni aldatmıştır, derim.” Burada bir şey daha var, Sait Faik neredeyse bütün yazdıklarında kendi çoğulluğu içinde gözükür. Metin ile yazarı ayrı düşünmeyiz. Her hâl; ona yakışır, ona çıkar. Dahası şehir salt bir mekân olmaktan çıkıp geniş bir varlık evrenine dönüşür, Ahmet Rasim, Basiretçi Ali Bey, Abdülhak Şinasi, Nahit Sırrı Örik, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, mekânı, İstanbul’u kültür ile ideallerin aralığından yazarlar. Sait Faik ise şehir yazarı kimliğini genişletir, envanteri insan ve yaşam çeşitliliğine dönüştürür. “İnsanlar beni bir mıknatıs hızıyla kendilerine çekiyorlardı. Dünyayı ve şehri riyasız kucaklamak istiyordum.” İşte burada anahtar kelime riyadır, kültürel bakış riyayla donanır doğası gereği. Riyasızlık Sait Faik’in dolayımsızlığıdır.
Sait Faik’i son kez bir daha okuduğumuzda onu daha önce tam okuyamadığımız duygusuna kapılırız. O, her okuyuşta gelişen yazarlar cinsindendir. Bir süre üzerinde oturduğumuz toprağın sıcaklığına ilkin alışır sonra da üzerindeki ayrıntıları fark ederiz. Yarım bir arpayı sürükleyen karınca, kurumuş bir salyangoz izi, ters dönmüş bir böcek kabuğu, hafif nemli mini bir taş parçası ağzı, kim bilir hangi rüzgârın sallayıp da söküp atamadığı eski bir örümcek ağı salyası dikkatimize takılır. Sait Faik’in öyküleri daha ilk cümlelerinden bizi çarpmazlar, daha çok sağlam bir ip uzatırlar. Düğüm düğüm ilerlemek okurun maharetine bırakılır. Kırk sekiz yaşında çok erken bir vakitte ölmüş olmasına rağmen verimli, tutarlı, açılımlı hatta zengin bir hayat yaşamıştır. Mahmut Yesari’nin binlerce sayfayı tutan hikâyeleri hatırda tutulduğunda, onun başaramadığını, yani eksiltili ama değerli yazma halini ilk kez ortaya koyabilen kişidir S. Faik. M. Yesari’deki insan, hayat, ses ve tema zenginliği hem dilsel yetkinlik hem de yaratıcı yalınlık bakımından eksiktir. Ne var ki Sait Faik doğuştan yeteneklidir, kültürü entelektüel bir zarf olarak değil müdanasız bir yazar malzemesi kılabilmiştir.
Türk hikâyesinde Sait Faik bir süreği değil esaslı başlangıcı temsil eder. Romana nazaran başta halk hikâyeleri olmak üzere pek çok geleneksel köke bağlanabilecek hikâye, ona gelinceye değin az merhale kat etmemiştir. Tek başına Refik Halit’in Gurbet ve Memleket Hikâyeleri bile bir şeydir. Lakin sonuçta Refik Halit çok yönlü ve topyekûn bir hadisedir. Yine de şöylesi bir yorum mümkündür; Refik Halit Karay’ın yüzlerce kroniğinde dile döktüğü hayat ve ayrıntı zenginliği Sait Faik’te öykü bedeni kazanır. Bu bağlamda, Sait Faik, ferahlamış ve kimi yüklerden arınmış öyküdeki Refik Halit sayılabilir. Ayrıca, şiire yönelmesi kimi yorumcular tarafından modernist bir hamle olarak görülür ki yabana atılır cinsten bir görüş değildir. Hatta, Sait Faik, şair olarak yaşamış fakat öyküsünde şiirden medet ummamış özgün bir seçimdir.
Osmanlı’nın henüz hayatta olduğu bir dönemde 1906’da doğan Sait Faik, ilk dil terbiyesini Tanzimat ile Fecr-i Ati arasında eser veren şair ve yazarların eserlerinden beslenerek almasına rağmen, bu dilin ağdası yanında engellerine de kapılmaz. Şehirli bilinç onda genç bir dinamizmle âdeta çapkın ve aynı zamanda zevk sahibi gençlik duyuşu yaratır. Cinsel yönelimlerinin kompleksine kapılmadığı gibi özgür iradesiyle duyuruşlarla örülmüş yepyeni bir ima dili çatar. Sait Faik’in nesiller boyunca sevilip okunması biyografisinin çağrışımlarına değil yaratımlarının özgürlüğüne bağlıdır. Hasılı, Cumhuriyet edebiyattan bir anıt dikme sevdasına kapılsa ilk akla gelecek isimlerden birisi de odur.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.