Okul saldırılarının ardında aile ve dijital kopuş

Ali Şenel
10:00, 06/06/2026, Cumartesi
CategoryGerçek Hayat
Gerçek Hayat Dergi
Okul saldırılarının ardında aile ve dijital kopuş
Aile çökmesin, çocuklar ölmesin

Daha birkaç yıl önce ‘asrın felaketini’ yaşayan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa, bu kez tarihe en kanlı okul saldırılarıyla geçti. Bir zamanlar yedi düvele karşı direnişin sembolü olan bu iki kadim şehir, artık başka bir savaşın içinde anılıyor. Bu savaşın düşmanı görünmez: Çöken aile yapısı, derinleşen yalnızlık, kimliksizlik ve insan zihnini hallaç pamuğu gibi atan kontrolsüz dijitalleşme. Aslında gündeme bomba gibi düşen yalnızca bu dehşet hâdiseleri değil; aynı zamanda müstekbir şekilde ‘kentleşme’ye çalışırken kaybolan ailenin yoluna döşenen mayının patlamasıdır.

Nisan 2026

Şanlıurfa’da bir okul koridorunda yankılanan silah sesleri ile Kahramanmaraş’ta bir sınıfın içine çöken ölüm arasında yalnızca saatler vardı. Siverek’teki saldırıda saldırgan öldü, okuldaki 10’u öğrenci 16 kişi yaralandı. Onikişubat ilçesindeki okul saldırısında da saldırgan dâhil 11 kişi öldü, 13 kişi yaralandı. Bu saldırıları “kişi cinneti”, “psikolojik bozukluk” ya da “anlık öfke patlaması” gibi etiketlerle açıklamak kolay olsa da gerçek daha rahatsız edici: Bu gelişmeler şahsî değil, yapısaldır. Ve o yapının merkezinde şu soru durur:
Bir insanı, kendi gerçekliğini kurup içinde kaybolacak kadar yalnız bırakan nedir?
Şanlıurfa’da 19 yaşında bir genç, Kahramanmaraş’ta 14 yaşında bir çocuk. Yaşlar ve hikâyeler farklı görünse de zemin aynı. Genç yaş, silaha kolay erişim, önceden verilen sinyaller ve en mühimi kopuş.
Bu kopuş yalnızca toplumdan değil, gerçeklikten kopuşu ifade eder.
Çünkü bu tür saldırılarda fâil yalnızca şiddet uygulamaz; önce kendi zihninde bir dünya kurar ve o dünya zamanla dış dünyanın yerini alır.

Aile filtresi kalktı

Bu noktada sıkça başvurulan “aklını kaybetti” açıklaması yetersiz kalır. İnsan aklını kaybetmeden de gerçeklikten kopabilir. Sorun delilikle değil;
doğrunun cevabını yanlış yerde aramakla alâkalı.
Kişi, sadece kendi inançlarını besleyen bir sistemin içinde kaldığında en zayıf fikir bile zamanla tartışılmaz bir kesinliğe dönüşebilir. Psikolojide “delüzyonel sarmal” olarak tanımlanan bu süreç, şüphenin inanca, inancın eyleme dönüşmesiyle tamamlanır.

Böyle bir zihin ancak ailenin yol göstermesi, sorularına cevap vermesiyle sıhhat bulabilecekken sağlıklı bir ailenin olmadığı durumlarda çocuk, kontrolsüz doğrulama mekanizmalarının içine düşer. Çünkü boşluk hiçbir zaman boş kalmaz. Onu algoritmalar, dijital içerik akışları, radikal çevrimiçi topluluklar ve giderek daha fazla yapay zekâ sistemleri doldurur. Bu yapıların ortak özelliği ise düzeltmek değil, onaylamaktır. İnsan için en tehlikeli olan da budur: Sınırsız onay!

Yapay zeka kısırdöngüye sokuyor

MIT araştırmacıları Kartik Chandra, Max Kleiman-Weiner, Jonathan Ragan-Kelley ve Joshua B. Tenenbaum, “Sycophantic Chatbots Cause Delusional Spiraling, Even in Ideal Bayesians” başlıklı makaleleriyle yapay zekânın kullanıcılarını “delüzyonel sarmal”a sürüklemek üzere tasarlandığını matematik verileriyle ispatladı. Mesela ChatGPT'ye bir şey soruyorsunuz. Sizinle aynı fikirde oluyor. Tekrar soruyorsunuz. Daha da çok aynı fikirde oluyor. Birkaç konuşma sonunda, doğru olmayan şeylere inanmaya başlıyorsunuz. Ve bunun olduğunu fark edemiyorsunuz bile.

Sokaktan korktuğumuz kadar ekrandan korkmuyoruz

Bu noktada şiddeti anlamak için yeni bir çerçeve ortaya çıkıyor. Aile boşluğu kişiyi zihnî ve duygu zaviyesinden savunmasız bırakırken; yankı odaları bu boşlukta alternatif bir gerçeklik inşa ediyor; araçlara erişim ise düşünceyi eyleme dönüştürüyor.

Türkiye’de bu hâdiseleri yalnızca şahsî hikâyeler olarak okuyanlar büyük resmi kaçırıyor.

① Son yıllarda aile yapısındaki dönüşüm,

② Gençlerin yalnızlaşması,

③ Dijital mâruziyetin artması ve özellikle deprem bölgelerinde biriken travmalar, duygusal olarak kopmuş ve zihninde cevaplayamadığı birçok sorunu olan bir gençlik üretti. Bu yük çoğu zaman öfke, paranoya ve dış dünyaya karşı düşmanlık olarak netice verir.

Kırılma aslında ânî değildir; işaretler sıklıkla görülür.

❶ Aile içi ihmal,

❷ Akran zorbalığı ve

❸ Aidiyet eksikliği birleştiğinde çocukta, “Kimse beni görmüyor” hissi gitgide artar.

Plandemi dönemi bu kırılmayı hızlandıran önemli bir eşik oldu. Sosyal bağların kesilmesi, okul ortamının ortadan kalkması ve akran ilişkilerinin zayıflaması, çocukları fizîkî dünyadan koparıp dijital dünyaya daha derin bağladı. Arkadaşlık kurması gereken çocuk, algoritmalarla büyüdü, kimlik geliştirmesi gereken genç, ekran içinde kimlik aradı. Ve çoğu zaman karşısına çıkan şey onay, öfke ve radikalleşme oldu.

Bu süreçte müstekbir şekilde kentleşmeye dönüşen aile yapısında belirgin bir çelişki de ortaya çıktı. Çocuk, dış dünyaya karşı aşırı korunurken, dijital dünyada neredeyse tamamen serbest bırakıldı. Oysa bugün en güçlü etki alanı sokak değil, ekranın kendisi. Algoritmalar bireyin zayıf noktalarını tanır ve onu sürekli aynı içerikle besler. Aile koruduğunu düşünürken, aslında denetimi kaybetti.

“Delüzyonel sarmal”, kişinin gerçeklikle uyumsuz bir inancı (sanı) başlangıç noktası alıp, çevresindeki tüm olayları bu inancı doğrulayacak şekilde yorumlaması ve karşıt kanıtları sistematik biçimde reddetmesiyle giderek derinleşen zihinsel bir döngüdür; bu süreçte her yeni yorum, sanıyı daha da güçlendirir ve genişletir, böylece kişi hem algısal hem düşünsel olarak kendi kurduğu kapalı sistemin içine hapsolur. Bu durum özellikle Sanrısal Bozukluk ve bazı Şizofreni vakalarında belirgin şekilde gözlenir.

KUTU

Siyaset, medya ve uzmanlar...

Toplum bunu fark etmekten ne kadar uzaksa maalesef siyaset de en az o kadar uzakta. Olayların ardından ortaya atılan siyasi söylemler çoğu zaman açıklama üretmekten çok günü kurtarmaya yönelik. Failin etnik, dînî ya da cinsel kimlik üzerinden tanımlanması, meseleyi anlamayı değil basitleştirmeyi sağlar. Oysa şiddet çok faktörlüdür ve tek bir kimliğe indirgenemez. Bu tür söylemler çoğu zaman toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, dijital ortamda nefret dilini artırır ve dolaylı olarak yeni şiddet dalgalarının zeminini oluşturur.

Medyanın rolü de bu süreçte kritik. Şiddet sadece yaşanan bir olay değil, aynı zamanda yayılan bir virüs gibidir. Saldırganın kimliği, hikâyesi ve görüntüleri dolaşıma girdikçe bazı kişiler için model oluşturur. Özellikle sosyal medyada görünürlük kazanma motivasyonu, bazı failler için şiddeti bir araç haline getirebilir. Bu durum, şiddetin bulaşıcılık etkisini artırır.

Benzer şekilde, her kriz sonrası ortaya çıkan “oyunlar mı suçlu, sosyal medya mı?” tartışması da meseleyi yüzeyde bırakır. Araçların tek başına belirleyici olmadığını, belirleyici olanın, o araçlarla şekillenen zihnî süreç olduğunu fark etmeye çalışma yerine izlenmeye, tıklanmaya odaklanırlar. Aynı şekilde kimlik üzerinden yapılan açıklamalar bilimsel değil, çoğunlukla ideolojiktir. Şiddetin kaynağı kimlik değil, hayattan kopuştur.

Bu kopuş aynı zamanda manipülasyona açık bir zemin yaratır. Yalnız ve dışlanmış gençler, radikal gruplar ve suç örgütleri için kolay hedef haline gelir. Bu yapılar onlara kimlik, anlam ve çoğu zaman bir “düşman” sunar. Böylece şahıs yalnızlıktan çıkar, ancak sağlıklı bir topluma değil; yönlendirilmiş bir gerçekliğe bağlanır.

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo basit bir suç hikâyesi gibi değerlendirilemez. Çözüm yalnızca güvenlik önlemlerinde aranamaz.

/////////////////////

Gerçekliğe dönmeden güvenlik olmaz

❶ Ailenin yeniden güçlendirilmesi,

❷ kontrolsüz dijitalleşmenin engellenmesi,

❸ gençlerin gerçek sosyal bağlarla desteklenmesi gerekir.

Kısacası, güvenlikten önce gerçekliğin yeniden inşa edilmesi şart!

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar bize şunu açıkça gösterdi: Dert yalnızca silah değil, yalnızca kişi değil, yalnızca sistem de değil. Asıl mesele, insanın dertleriyle yapayalnız bırakılması.

O yalnızlıkta yanlışlar doğrulara, şüpheler inanca, inançlar eyleme dönüşünce Kahramanmaraş’ta olduğu gibi bazen bir çocuğun katliamıyla irkilip uyanıyoruz. Ancak bizi düşündüren asıl suâl; “Bu uyanışlar tekrar uyumanın molası mı?”

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.



Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026