Dijital göçebelikte görünmeyen bir profil: Aidiyet, inanç ve hareket

Eskiden olsa konar göçer der geçerdik ve bu tanımın bir alt kategorisi olarak değerlendirebilirdik. Son yarım asırdaki yaşanan gelişmelerden dolayı şimdilerde dijital göçebe diyoruz. Bu isimlendirmeyle kastedilense kişinin sürekli seyahat ederek bir akışkanlık hâlinde karar kılması ve bunu yaparken de uzaktan dijital çalışarak geçim yolunu sürdürmesi. Konuya dair yabancı dillerde azımsanmayacak sayıda çalışmalar mevcut, Türkiye’deyse yeni yeni ele alınmaya başlayan ve üzerine çok büyük bir literatürden bahsetmenin henüz mümkün olmadığı bir alan. Dolayısıyla mesele daha tam rayına oturtturulamadığından kendi içinde ayrımlara gideceğimiz kadar üstten bir bakışın oluşmadığı da bir gerçek.
Elimizdeki mevcut kaynaklar çoğunlukla dijital göçebe tanımı altına giren belli bir profil üzerine odaklanıyor. Bu profil; kendisi için belli bir mekânı ve bunun neticesinde bağlılığı-aidiyeti ilk etapta imha eden, bir elinde gelişmiş ülkelerin para birimini diğer elindeyse bilgisayarını tutarak nispeten daha az gelişmiş egzotik destinasyonlara rotasını kıran, uzun süreli ilişkilerdense faydacı networkleri tercih eden, otorite karşıtıyken bir yandan sürekli ve mesaisi belirsiz bir çalışmayla sistemin çarklarına tersinden dahil olan, wi-fi’yı iyi çeken yer buldu mu tereddüt etmeyip hemen ayaklarını kıran ve orasını bir tür kış çölünün göbeğindeki eskimo çadırı belleyen hazcı personalardan meydana geliyor.

Bunun yanında doğrudan bu başlık altında değil belki ama dolaylı yoldan alakalıymış gibi gözüken söyleşi ve yazılardan yola çıkarak dijital göçebelerde bir başka profilin de olduğuyla karşılaşıyoruz. Dijital göçebeliğin iki sarsılmaz esası olan biteviye yolculuk ve dijitallik kendilerinde mevcut; buna rağmen motivasyonları ve ortak vasıfları neredeyse keskince ve tamamıyla yaygın profile zıt. Onlar hedonist bir kaygıyla veya otorite karşıtlığıyla yola çıkmıyorlar. Tam tersine köklü aidiyetleri var ve rotalarını çizen de bu nokta. Bali değil onların rotası bu sebeple. Daha rafine zevk ve tatminlerin peşindeler ve bunun esnekliğinde akışa bırakıyorlar kendilerini. Bir öze dönüş, kökünü arayış ve ruhundaki gevşemiş cıvataları sıkma gayreti daha çok. Yardımsever ve fütüvvet ehli insanlar, gittikleri yerlerdeki derneklerde vakıflarda aktif rol oynuyorlar. Yaygın dijital göçebede gözlemlediğimiz yerellerden uzak durmanın aksine onlarla olumlu etkileşim içerisine girmeye hayli meraklı ve açlar. Euronun doların ayrıcalığına sahipler; bu onları rahat ettiriyor fakat buradan oluşan konforu eğlence mekânlarından ziyade entelektüel ve kültürel faaliyetlerde harcıyorlar. Gittikleri yerlerdeki vakumlanmış değerlerden istifade ettikleri gibi artı değer katıyorlar.


“Bu yaşam tarzını elimden geldiğince sürdüreceğim”
Eda Çiçekçi
İç mimar
Dijital göçebe olma kararını nasıl verdiniz? Bu yaşam tarzını seçmenizin ardında ne gibi bir motivasyon vardı?
Fransa’daki İslamofobik ortam sebebiyle tesettürlü biri olarak zor iş bulacağımı bildiğim için dijital göçebe olmaya karar verdim. Daha öğrenciyken bu ülkede iş hayatında zorlanacağımı, internet üzerinden çalışmam gerektiğini düşünüyordum. Online çalışmak bana daha mantıklı ve özgür bir yol gibi geldi.
İlk seyahatlerime çıkmaya başladığımda işimi bilgisayarımdan yapıp aynı anda yeni yerler keşfedebilmek inanılmaz hoşuma gitti. İş ve gezmeyi birleştirebileceğimi fark edince bu fikre olan isteğim daha da arttı. Benim için asıl motivasyon gezerken çalışabilmek, kazanabilmek, bir yere bağlı olmadan hem çalışmak hem de dünyayı görmekti.
Bir yerden başka bir yere taşınmanın iş yaşamınızla nasıl bir ilişkisi oldu? Bu hareketlilik, iş üretkenliğinizi ya da ruh hâlinizi nasıl etkiliyor?
Bir yerden başka bir yere taşınmak her zaman kolay olmadı. En çok saat farkından dolayı zorlandım. Özellikle farklı kıtalardayken iş programımı ayarlamak gerçekten yorucu olabiliyor. Sürekli ortam değiştirmek bazen iş disiplinimi bozuyor ve odaklanmakta zorlanıyorum.
Yeni bir yerde olmak insana ister istemez “tatil”de hissettiriyor, bu da bazen işten uzaklaşmaya sebep oluyor. Hareketli bir yaşam, enerjimi yükseltiyor ama bir yandan da çalışma düzenimi korumayı zorlaştırıyor. Bu nedenle bazı dönemlerde motivasyon açısından zorlandığım oldu.

Birçok farklı yer ve kültür görmüş birisi olarak sizin için “ev” ne anlama geliyor?
Ev benim için belirsiz bir kavram. “Ev” kelimesi bana bir bina ya da yapıdan çok, ruhla ilgili bir his veriyor. İnsan her zaman bir binada kendini evinde hissetmez, asıl mesele kiminle birlikte olduğundur. Benim için ev, bulunduğun yerden çok, yanımda olan insanlarla anlam kazanıyor. Bence nerede olduğun değil kiminle olduğun seni gerçekten “evinde” hissettirir.
Dijital göçebelik uzun vadede sürdürülebilir mi? Bu yaşam tarzının geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu yaşam tarzını elimden geldiğince sürdüreceğim. Avantajları benim için gerçekten çok fazla. Hangi ülkede olursam olayım evden çalışmak büyük bir özgürlük sağlıyor. Günümü istediğim gibi planlayabiliyor olmak da bu hayatın en sevdiğim yanı.

Dijital göçebelik bir trendden ibaret değil
Hegah Nigm
Dil Koçu, İçerik Üretici
Dijital göçebe olmaya nasıl karar verdiniz? Bu yaşam tarzını seçmekteki motivasyonunuz neydi?
Bir sabah uyanıp “Ben dijital göçebe olmaya karar verdim.” demedim. Asıl arzuladığım şey doğal, yaratıcı ve benliğimle uyumlu hissettiren bir ritimde çalışma özgürlüğüydü. Yıllarca öğretmenlik yaptıktan ve ardından eğitim yönetimi alanında 9-5 mesaili bir görevde çalıştıktan sonra, geleneksel yapının benim işleyiş biçimimle örtüşmediğini fark ettim. İşi dil, kültürel kimlik ve kültürlerarası/dillerarası insan deneyimleri etrafında dönen biri olarak kendimi bir kalıba sıkışmış hissettim.
Bu kararın daha derin, spiritüel bir katmanı da vardı. Hep sezgilerim, içsel dürtü ve hislerimle hayatın doğal akışını takip ederek yaşadım. Günlerimin ve işimin de böyle hissettirmesini istedim. İstanbul seyahatim bu bilinçle attığım ilk adımdı. Bir trendi kovalamak değil otantik, kültürel bağları olan ve ruhsal olarak bana uyan bir hayat inşa etmek istiyordum.
Bir yerden başka bir yere taşınmak iş hayatınızı nasıl etkiledi? Bu hareketlilik üretkenliğinizi veya ruh hâlinizi nasıl etkiliyor?
İnsanlara herhangi bir dili kendilerine uygun şekilde öğrenmeleri konusunda yardımcı oluyorum. Danışanlarımın yaşam pratiklerine göre bir yaklaşım inşa ediyoruz. Koçluğumun büyük bir parçası, öğrencilerin sürecin içinde kendi kültürel kimlikleriyle bağlarını korurken dilin arkasındaki kültürü anlamalarına yardımcı olmak.

Hareketliliğin hem işim hem de ruh hâlim üzerinde büyük bir etkisi var. Hareket hâlinde olmak iş hayatımı daha akışkan kılıyor. Yeni rutinlere, mekânlara ve ritimlere uyum sağlamak zorundayım; bu da beni zamanım konusunda esnek ve bilinçli olmaya zorluyor. Yeni çevreler, yeni insanlar ve yeni deneyimler bana ilham veriyor ve yaratıcılığımı harekete geçiriyor. Geçmişte tek bir yerde kalmak, özellikle de tam olarak ait hissetmediğim ortamlarda bulunmak çoğu zaman enerjimi ve yaratıcılığımı kısıtladı. Hareket etmek bana nefes alma, düşünme ve meraklı, açık görüşlü, kültürel farkındalığı yüksek insanlarla bağ kurma imkânı tanıyor. Bu hem kişisel hem de profesyonel olarak potansiyelimi ortaya çıkarıyor. Hareketlilik aynı zamanda içsel dengemi güçlendiriyor. Çevrem değiştiğinde inancıma, rutinlerime ve içsel istikrarıma daha çok yaslanıyorum. Tabii yeni bir şehre uyum sağlamak zorlukları da beraberinde getiriyor: Yeni rutinler oluşturmak, mesafeleri ayarlamak, market alışverişi veya çalışma alanları gibi pratik detayları çözmek ve bazen sosyal yalnızlık yaşamak... Ancak bu zorluklar, hareketliliği anlamlı kılan şeyin bir parçası.
Pek çok farklı yeri ve kültürü gezmiş biri olarak, “ev” sizin için ne ifade ediyor?
“Ev” benim için her zaman karmaşık bir konu oldu. Mısırlı bir ailenin kızı olarak Avusturya’da büyürken her iki yere de tam olarak ait olmadığım sık sık yüzüme vuruldu. Avusturya doğup büyüdüğüm yer olmasına rağmen ismim, kökenim, inancım ve dış görünüşüm nedeniyle oraya tam olarak uymadığım hissettirildi. Köklerim Mısırlı olsa da aslında hiç Mısır’da yaşamadım. Bu iki dünya arasında büyümek bana “ev”in fiziksel mekâna bağlı olmadığını öğretti. Ev benim için çok katmanlıdır: Bir kısmı büyüdüğüm yerden, bir kısmı kökenimden, bir kısmıysa içimde taşıdıklarımdan gelir.
Zamanla inancım, gerçek istikrarı ve aidiyeti hissettiğim yegâne yer hâline geldi. Bana hiçbir fiziksel mekânda tam olarak bulamadığım o köklenmeyi sağladı. Bu manevi bağ, gittiğim her yere yanımda götürdüğüm bir şey ve etrafımdaki her şey yeniyken bile beni dengede tutuyor.
Diller de “ev” deneyimimde büyük bir rol oynuyor. Yerel dili anladığımda insanlara, günlük yaşamın ritmine ve etrafımdaki kültüre daha bağlı hissediyorum. İlişkiler kurmak ve o yerin bir parçası gibi hissetmek daha kolay hâle geliyor. Bu yüzden doğal olarak dilini bildiğim veya öğrenebileceğim şehirlere çekiliyorum.

Dijital göçebelik uzun vadede sürdürülebilir mi? Bu yaşam tarzının geleceği hakkındaki düşünceleriniz neler?
Dijital göçebeliğin uzun vadede sürdürülebilir olabileceğine inanıyorum, ancak internette genellikle yansıtıldığı hâliyle değil. Bu sadece bir yerden başka bir yere seyahat etmekten ibaret olmamalı. Değerlerinizle, işinizle ve duygusal ihtiyaçlarınızla örtüşen bir yaşam tarzı inşa etmekle ilgili olmalı. Çünkü sürdürülebilirlik, içsel olarak ne kadar dengede olduğunuza ve yaşam tarzına ne kadar bilinçli yaklaştığınıza bağlıdır.
Benim için bu yaşam biçimi işe yarıyor çünkü sadece oradan oraya “sıçramıyorum”. Dil ve kültürel anlayış işimin merkezinde olduğu için daha uzun süre kalmak ortamı daha otantik bir şekilde özümsememe olanak tanıyor.

Yeniden karar verecek olsam yine aynı yolu seçerim
Nurten Yulu
İngilizce Öğretmeni
Dijital göçebe olma kararını nasıl verdiniz? Bu yaşam tarzını seçmenizin ardında ne gibi bir motivasyon vardı?
Dünyayı gezmek liseden beri en büyük hayalimdi. Üniversitede Erasmus veya gönüllülük projeleriyle adım adım gezmeye başlamıştım ama her seferinde Türkiye’ye dönünce başlayan rutin hayat beni çok demoralize ediyordu, hep bir sonraki seyahatimi düşünmeye başlıyordum ve bu da bulunduğum andan keyif almama engel oluyordu. İstediğim yerden kimseye bağlı olmadan çalışmak istedim ve üniversitenin bitmesine 1 yıl kala ilgi alanlarıma göre online çalışabilme yöntemlerini araştırmaya başladım. Bir buçuk yıldır online çalışıp tam zamanlı seyahat ediyorum.
Bir yerden başka bir yere taşınmanın iş yaşamınızla nasıl bir ilişkisi oldu? Bu hareketlilik, iş üretkenliğinizi ya da ruh hâlinizi nasıl etkiliyor?
Ben İngilizce öğretmenliği mezunuyum. Meslek seçimi yaparken global olarak çalışabileceğim, talebin tükenmeyeceği bir iş dalı seçmeye gayret etmiştim. Seyahat etmeye başladıkça sosyal medyada içerik üretmeye başladım ve ikinci bir iş kolum olmuş oldu. İki iş kolunu birlikte yürütmek tabii ki de yorucu. Öğretmenliği online sürdürmeye karar vermek de kolay değildi çünkü hâlâ düzenli olarak her ay ne kadar kazanacağımı bilmiyorum. Bu belirsizlik yoldayken strese sebep olabiliyor veya Türkiye ile olan saat farkından dolayı bazen gece yarısı çalışmak zorunda kalıyorum. Bu seyahat yorgunluğunun üzerine eklenince gün içinde verimliliğimi azaltabiliyor. Bunlara rağmen aynı konuda tekrar karar vermem gerekseydi yine aynı yolu seçerdim.
Birçok farklı yer ve kültür görmüş birisi olarak sizin için “ev” ne anlama geliyor?
Ev benim için sabahları stressiz uyandığım, doğa içinde sabah kahvemi içtiğim, hiç kimseye bağlı olmadan dilediğim saatte çalıştığım, günün devamında istediğim aktiviteyi yaptığım ve huzurlu hissettiğim her yer aslında. Bunu Türkiye dâhil birçok ülkede hissettim ama özellikle Endonezya gibi insanlarının güler yüzlü olduğu yerlerde daha fazla hissettim.
Dijital göçebelik uzun vadede sürdürülebilir mi? Bu yaşam tarzının geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yaşadığımız bu teknoloji çağında en sürdürülebilir iş modeli olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize bulunduğunuz bölgede olan herhangi bir olumsuzlukta istediğiniz ülkeye ya da şehre geçip hiçbir aksama olmadan iş hayatınıza devam edebiliyorsunuz. İş hayatınız sizin dışınızda olan olumsuzluklardan etkilenmiyor, bence bu büyük bir ayrıcalık. Ülkemizde ve dünyada dijital göçebeliğin bu kadar artmasının da yine aynı nedenlerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Dijital göçebeliğin sosyal medyada popülerleşmesiyle daha da yaygınlaşacağını sanıyorum.

“Ya Allah, her adımıma rehberlik et!”
Richard Goodall
Editör, İngilizce Öğretmeni
Sizi dijital göçebe hayatını seçmeye yönelten ne oldu? Sürekli hareket hâlinde yaşamak, mekân ve kültür değiştirirken çalışmak; bu yaşam tarzı size duygusal ve entelektüel olarak hangi kapıları açtı?
“Dijital göçebe” ifadesi bana şehir efsanesi gibi geliyor. Ben çıktığım herhangi bir yolculuktan önce -Bîrûnî veya Marco Polo gibi tarihî olanlar hariç- asla internetten araştırma yapmam veya seyahatnameler okumam. Zaten yolda diğer gezginlerle karşılaşmak, bir sonraki nokta için ana bilgi ve rehberlik kaynağına dönüşür. Ayrıca yeni bir yere girmeden önce dua ederim: “Ya Allah, bana bu yerin en hayırlısını ve en hayırlı insanlarını göster ve her adımıma rehberlik et!”
Bir İngilizce öğretmeni ve editör olarak işiniz dil, anlam ve insani bağlarla yakından ilişkili. Bu işi uzaktan, farklı ülkeler ve topluluklar arasında yürütmek, sizin için “iş” ve “yaşam” arasındaki sınırı nasıl yeniden şekillendirdi? Mekân ve çevre, üretkenliğinizi ve ruh hâlinizi nasıl etkiliyor?
Benim bağlı kaldığım ilke, Hz. İsa’ya (a.s.) ait olduğu varsayılan, Thomas İncili’nde yer alan bir özdeyiştir: “Önünüzde olanı gerçekten iyi tanıyın, o zaman sizden gizlenen size aşikâr olacaktır.” Bu yüzden tüm turistik yerleri görmeye çalışarak oradan oraya koşturmaya çalışmam. Yine de tuhaf şeylerin fotoğraflarını çekerim. Sözgelimi, soğuk kıştan kaçmak için yan yatırılarak toprağın altına gömülen nar ağaçlarının gün yüzüne çıkarılması veya cuma namazında dua eden genç bir adamın ceketinin arkasında yazan “BMW için paraya ihtiyacım var” yazısı gibi.

Şu an Özbekistan’dayım. Yaşamın tuhaf tezatlığını ve akıl almaz yönlerini göstermek için derslerimde Nasrettin Hoca -burada ona “Efendi” diyorlar- hikâyelerini kullanırım. Anahtar hikâyesini ele alalım. Efendi’nin anahtarlarını kaybettiğini öğrenen komşu nazikçe yardım etmek ister, anahtarları nerede kaybettiğini hatırlayıp hatırlamadığını sorar. Efendi “Evde.” diye cevap verir. “O zaman neden dışarıda arıyoruz?” der komşu. “Çünkü burada daha fazla ışık var!” diye karşılık verir Efendi. Bu hikâyede derin bir bilgelik saklı ve ben bunu öğrenciler daha yüksek IELTS puanları için çabalarken aslında ne yaptıklarını irdelemeleri için kullanıyorum. “Kayıp Anahtarlar” tam olarak ne?
“Ev” ve “aidiyet” gibi kavramlar dijital göçebe yaşamında sıklıkla yeniden tanımlanıyor. Ev şu an sizin için ne ifade ediyor?
Rehberim Şeyh Abdülkadir es-Sufi (r.a.), beni sosyal antropoloji alanında yüksek lisansımı tamamlamaya teşvik ettikten sonra öğrendiklerimi unutmamı ve yola devam etmemi öğütledi... Bundan anladığım şuydu: Eğitim sürecinde hepimize sunulan ‘haritalar’, büyük ölçüde emperyalistlerin ya da sömürgeleştirilmiş halkların projeksiyonlarıdır ve seyahat özgürlüğüne sahip olsak bile, bu bizi mevcut düzenin bizim için uygun gördüğü konuma yerleştirir. Kabaca ifade etmek gerekirse: “Kaleni inşa et ve bolca tüket!”



Gelecekte “ev”in neresi olacağını Allah bilir
Ummamah Begg
Koordinatör
Dijital göçebe olmaya nasıl karar verdiniz? Bu yaşam tarzını seçmedeki motivasyonunuz neydi?
Bu süreç yaşayış biçimim konusunda daha bilinçli hâle gelmemle başladı diyebilirim. 9-5 memur zihniyetini onaylamıyordum. Bu şekilde yaşayamadığımdan değil, sorgulama ayrıcalığına sahip olduğumdan. Değerlerimle örtüşen, tefekküre, dengeye ve salih niyete daha fazla imkân veren bir şekilde yaşamak ve çalışmak istiyordum. Bu farkındalık sonrasında kendiliğinden daha esnek bir çalışma biçimine evrildi. Böylece belli yapılar tarafından kısıtlanmış hissetmeden kendimi tamamen anlamlı projelere adayabildim.
Bir yerden başka bir yere taşınmak iş hayatınızı nasıl etkiledi? Bu hareketlilik üretkenliğinizi veya ruh hâlinizi nasıl etkiliyor?
Bir sivil toplum kuruluşunda koordinatör olarak görev yapmaktayım ve şu anda Filistin üzerine hızlandırılmış bir kurs hazırlıyorum. İşim hukuk, eğitim ve yaratıcı üretimin kesişim noktasında durduğu için hem planlı bir organizasyon hem de ilham gerektiriyor. Çok fazla yer değiştirmedim, genellikle İstanbul’da kalıyorum ancak bu şehrin kendisi sürekli hareket hâlinde. Burası her gün farklı hissettiriyor, planlar hızla değişiveriyor ve bu ritim işimi şekillendiriyor. Her ne kadar öngörülemez olabilse de bu “sürekli değişim”, beni daha uyum sağlayabilen ve duyarlı birine dönüştürüyor, çoğu zaman yaptığım işi doğrudan besleyip yeni fikirlere ve perspektiflere kapı aralıyor.
Pek çok farklı yeri ve kültürü gezmiş biri olarak, “ev” sizin için ne anlama geliyor?
Benim için ev, yaşam biçimim olan İslam’ı, düşünceyi, gelişimi ve etkiyi teşvik eden bir yerde açıkça ve rahatça yaşayabilme imkânıdır. Bu fiziksel anlamda istikrardan ziyade hem aklı hem de ruhu besleyen insanlarla, alimlerle ve topluluklarla çevrili olmakla ilgili bir durum. Şu anda bu yer İstanbul. Sizi sürekli düşünmeye, genişlemeye ve bağ kurmaya iten bir şehir. Gelecekte “ev”in neresi olacağını Allah bilir ama kalbim şimdilik burada.
Dijital göçebelik uzun vadede sürdürülebilir mi? Bu yaşam tarzının geleceği hakkındaki düşünceleriniz neler?
Olabilir ancak yalnızca bilinçli ve niyetli bir şekilde yapılırsa. Sürekli hareket ve kopuş üzerine kurulu olduğunda dijital göçebelik sürdürülebilir değildir. Fakat tefekküre, ahlaki bir yaşama ve anlamlı bir işe kök salınmışsa o zaman dijital göçebelik yaşamak için güzel bir yol olabilir. Bence bu yaşam tarzının geleceği insanların sadece hareket özgürlüğü yerine derinlik ve bağ aradığı bir yöne, daha yavaş ve daha yere basan bir hâle doğru evrilecek, insanların sadece hareket özgürlüğü yerine derinlik ve bağ aradığı bir yöne.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.