2026 İran çatışması: Kürt hareketindeki yapısal engeller ve siyasi rekabet

09:00, 11/05/2026, PazartesiG: Güncelleme: 10:24, 11/05/2026, Pazartesi
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
2026 İran çatışması: Kürt hareketindeki yapısal engeller ve siyasi rekabet
İran’da Kürt silahlı örgütler: Karşılaştırmalı bir analiz ve ayaklanma projesinin yapısal sınırları

Ortak bir kimlik söylemi etrafında kümelenen gruplar, bu söylemin içeriğini, siyasi hedefini ve araçsal stratejisini tanımlamak konusunda birbiriyle bağdaşmayan derin görüş ayrılıkları sergiliyor. İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi [Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê(PJAK)], Komala ve Kürdistan Özgür Partisi (PAK), bu yapısal parçalanmışlığın en belirgin örgütsel ifadelerini oluşturuyor.

İran’daki Kürt siyasi hareketi, yaklaşık yüz yıllık bir tarihsel birikimi bünyesinde barındıran ve çok boyutlu ideolojik, örgütsel ve toplumsal dinamiklerin şekillendirdiği karmaşık bir ekosistemi temsil eder. Bu ekosistem, tek ve homojen bir siyasi iradeye değil birbirinden farklı ideolojik temellere, birbirleriyle bağdaşmaz stratejik vizyonlara ve köklü örgütsel kültürel farklılıklara sahip birden fazla silahlı aktörün kronik çatışma ve rekabet hâlinde var olmaya devam ettiği bir yapıya karşılık gelir. Söz konusu durum, etnik kimlik temelli siyasal hareketlerin doğasında içkin olan bir paradoksu gözler önüne serer: Ortak bir kimlik söylemi etrafında kümelenen gruplar, bu söylemin içeriğini, siyasi hedefini ve araçsal stratejisini tanımlamak konusunda birbiriyle bağdaşmayan derin görüş ayrılıkları sergiliyor. İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi [Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê(PJAK)], Komala ve Kürdistan Özgür Partisi (PAK), bu yapısal parçalanmışlığın en belirgin örgütsel ifadelerini oluşturuyor.

Bu parçalanmışlık, uzun yıllar boyunca büyük ölçüde İran’ın iç güvenlik gündeminin bir meselesi olarak kalmıştı ancak 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı kapsamlı hava harekâtlarıyla birlikte uluslararası güvenlik analizinin odağına taşındı. Batı eyaletlerindeki Devrim Muhafızları Ordusu karargâhlarına, Besic üslerine ve polis merkezlerine yönelik sistematik bombardıman; operasyonun salt konvansiyonel bir askerî müdahalenin ötesine geçerek etnik mobilizasyon zemini yaratmayı hedeflediğine işaret eden değerlendirmeleri beraberinde getirdi. Ne var ki bu beklentinin sahada karşılığı yoktur. Kürt silahlı örgütleri, koordineli ve kitlesel bir ayaklanma sürecini başlatamamıştır. Bu sonucu, örgütlerin tarihsel arka planı, ideolojik yapısı ve birbirleriyle olan ilişki biçimi anlaşılmadan yorumlamak oldukça güçtür.

İran Kürt siyasi hareketinin tarihsel arka planı: Ortak kök, farklılaşan dallar

İran’daki Kürt etnik kimliğinin siyasallaşma süreci, XIX. yüzyılın sonlarına uzanan köklere sahiptir. 1880 yılında Nakşibendi tarikatı mensuplarından Şeyh Ubeydullah Nehrî’nin başlattığı hareket, Kürt etnik kimliğinin dinî motivasyonla iç içe geçmiş biçimde siyasal bir olguya dönüşmesinin ilk erken göstergelerinden biri olarak kabul edilir. I. Dünya Savaşı döneminde İran’da oluşan otorite boşluğu ortamında gerçekleşen Simko Ayaklanması ve Roji Kurd gazetesinin çıkarılması etnik kimlik taleplerinin somut bir siyasal söyleme dönüşmesini temsil eder. Öte yandan bu süreçte belirginleşen bir örüntü, ileri dönemlerde de kendini yeniden üretecektir: Kürt siyasi hareketinin öncülüğünü, birbirinden farklı toplumsal kesim ve motivasyonlara sahip aktörlerin -dinî figürler, aşiret liderleri, entelektüeller- dönüşümlü veya rekabetli biçimde üstlendiği görülür. Bu çeşitlilik, hareketin ideolojik tutarlılığını zayıflatan bir unsur olduğu kadar, toplumsal tabanını genişleten bir dinamik olarak da işlev görür.

1942 yılında Mahabad şehrinde Komele Jiyani Kurdistan’ın [Kürdistan Uyanış Topluluğu (KJK)] kuruluşu ve 1945 yılında bu yapının İran Kürdistan Demokrat Partisi’ne (İKDP) dönüşmesi, örgütlü siyasal eylemin kurumsallaşmasını ifade eder. Akabinde Sovyetler Birliği’nin desteğiyle 1946 yılında ilan edilen Mahabad Cumhuriyeti hem ulaşılabilecek bir siyasi hedefe ilişkin kalıcı bir referans noktası hem de Peşmerge (pêşmerge) adıyla anılan silahlı kuvvet geleneğinin kuruluş mitosu olarak işlevselleşir. Cumhuriyetin kısa sürede yıkılması, sonraki örgütlerin tamamı için iki karşıt işlev gören bir miras bırakır: Bir yanda ulaşılmak istenen bir hedefin tarihsel kanıtı, öte yanda dış desteğe bel bağlamanın ne denli kırılgan bir zemin oluşturduğunu gösteren bir uyarı. Nitekim 1979-1980 döneminde İslam Cumhuriyeti’nin Kürt bölgelerine yönelik sert askerî müdahaleleri, bu uyarıyı bir kuşak belleğine derinlemesine kazımıştır. Bu tarihsel birikim örgütlerin bugünkü stratejik tercihlerini, dış müdahaleye tutumlarını ve risk hesaplarını doğrudan biçimlendirmektedir.

İKDP: Tarihsel öncülük, ideolojik dönüşüm ve federalist çizgi

Tarihsel sürekliliğini büyük ölçüde korumuş olan İKDP, İran Kürt siyasi hareketinin hem şiddet dışı hem de silahlı boyutlarında öncülük konumunu sürdüregelmiş bir yapıdır. Örgütün ideolojik çizgisi başlangıçta etnisizmin ve feodal milliyetçiliğin baskın olduğu bir damardan beslenirken 1973 yılındaki 3. Kongre’de seçilen Abdurrahman Kasımlo’nun dönüştürücü liderliğiyle köklü değişime uğramıştır. Kasımlo, dönemin uluslararası ortamında baskın olan Marksizm-Leninizm, Stalinizm ve Maoizm doktrinlerinin her birinden bilinçli biçimde ayrışan demokratik sosyalizm, federalizm ve örgüt içi demokratik tartışma ilkelerini eksenine alan özgün bir sentez geliştirmiştir. Bu sentezin en özlü ifadesi olan “Kürdistan’a Özerklik, İran’a Demokrasi” söylemi, İKDP’yi salt etnik ayrılıkçı bir çizginin ötesine taşıyarak İran’ın bütünü için geçerli olması gereken siyasi bir vizyonu da programın dâhil etmiştir. Bugün de İKDP’yi diğer örgütlerden ayıran en belirleyici ideolojik özelliktir.

Kasımlo’nun 1989’da Viyana’da suikaste kurban gitmesi ve kısa süre sonra Sadık Şerefkendi’nin de 1992’de Berlin’de aynı akıbete uğraması İKDP’yi hem örgütsel hem de psikolojik açıdan derin bir kırılganlık dönemine sürükler. 1993’ten itibaren Mustafa Hicri liderliğinde örgüt, silahlı mücadeleyi fiilen askıya alarak Avrupa’daki siyasi faaliyetlere ve İran içindeki sivil toplum çalışmalarına yönelmiştir. Ancak bu pasifizasyon döneminin yarattığı örgütsel erozyon, 2000’li yıllarla birlikte kurulan PJAK’ın İKDP’nin geleneksel etki alanlarına sızmasıyla daha da belirgin hâle gelir. Bu çifte baskı altında 2016 yılında ilan edilen “silahlı mücadeleye dönüş” ve “Rasan” (Uyanış/Ayaklanma) stratejisi hem örgütsel aktivizmin yeniden canlandırılması hem de PJAK’a karşı kaybedilen ideolojik inisiyatifin geri kazanılması amacını taşır. Bugün itibarıyla İKDP, federalizm ve özerkliği nihai siyasi çözüm olarak savunur; bu tutum, 2026 çatışması bağlamında dış müdahaleye ilişkin ihtiyatlı ve mesafeli konumlanmasının ideolojik arka planını oluşturur.

PJAK: PKK geleneği

PJAK, tarihsel olarak PKK’nın ideolojik ve örgütsel etkisiyle İran coğrafyasında biçimlenmiş bir yapıdır. Örgütün kuruluş hikâyesi 15 Şubat 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından İran’ın Kürt bölgelerinde kendiliğinden gelişen kitlesel tepkinin PKK tarafından bir fırsat zemini olarak işlevselleştirilmesiyle başlar. PJAK, örgütsel dil ve kimlik düzleminde PKK’nın Kürdistan Topluluklar Birliği [Koma Civakên Kürdistan (KCK)] yapısına içkin olan demokratik konfederalizm paradigmasını ve “jineoloji” (kadın bilimi) yaklaşımını temel referans noktaları olarak benimser; bu çerçevede bağımsız devlet hedefi yerine sınırları aşan konfederatif bir özerklik anlayışını savunur.

PJAK’ın bu ideolojik çerçevesi, stratejik iletişim pratiklerine de yansır. 2014 yılında gerçekleştirilen 4. Kongre’de kurulan KJAR ve HPJ yapıları, Suriye’deki YPJ modelini referans alarak “tüm İran kadınlarının savunma gücü” imgesini üretmeye yönelmiş; böylece PJAK’ın iddiası, Kürt kadınlarının örgütlenmesini aşarak bütünsel bir kadın kurtuluş hareketi söylemine doğru genişletilir. Bu genişleme stratejisi, 2022 Mahsa Amini protestoları sürecinde kritik bir sınav vermiştir. “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) sloganının kitlesel ölçekte benimsenmesi, sloganın Öcalan döneminde üretilmiş örgütsel bir propaganda unsuru olduğu gerçeğini görünmez kılarak uluslararası kamuoyuna evrensel bir kadın özgürlüğü felsefesinin ifadesi olarak sunulur. Bu araçsallaştırma pratiği anlatısal (narrativistic), taktiksel ve ele geçirme (seizing) boyutlarını bir arada barındırır ve PJAK’ın örgütsel stratejisinin olağanüstü durumlarda nasıl işlediğini gözler önüne serer.

Komala ve PAK: Soldan radikale uzanan bir yelpazenin iki ucu

Komala (Kürdistan Devrimci Emekçiler Örgütü), 1960’lı yılların uluslararası sosyopolitik ikliminin doğrudan ürünü olarak sol/Maoist bir eğilimle şekillenir ve İKDP’nin sağ-geleneksel milliyetçi çizgisine ideolojik bir alternatif olarak ortaya çıkar. Sosyalist bir yapı özlemini temel ideolojik hedef olarak benimseyen Komala, yıllar içinde kendi içinde de fraksiyonel ayrışmalar yaşar ve bu ayrışmalar örgütsel etkinliğini zaman zaman ciddi biçimde kısıtlar. Bununla birlikte Komala, 2026 çatışması sürecinde dış müdahaleyi açıkça destekleyen bir çizgiye yerleşerek hem ideolojik tutumunu hem de stratejik hesabını diğer örgütlerden belirgin biçimde ayrıştırır.

PAK ise siyasi yelpazenin en uç konumunu temsil eder. Bağımsız bir Kürt devletini açık ve müzakereye kapalı bir ideolojik hedef olarak benimseyen PAK, özerklik ya da konfederalizm gibi ara çözümlere mesafeli durur, maksimalist bir ayrılıkçı çizgiyi savunur. Bu niteliğiyle PAK, özellikle uluslararası müdahale dönemlerinde dış güçlerin -ABD ve İsrail’in- siyasi desteğine karşı en hevesli gruptur. Ne var ki PAK’ın siyasi talebi ile örgütsel kapasitesi arasındaki derin uçurum, söz konusu radikalizmin pratikte karşılığı olmadığını açıkça ortaya koyar.

Karşılaştırmalı bir çerçeve: Dört örgüt, dört farklı proje

Dört örgüt arasındaki temel farklılaşma, birbirleriyle bağlantılı üç eksende kristalleşir ve her eksen bir sonrakini besler biçimde işler. Birinci eksen, nihai siyasi hedeftir. İKDP federalizm ve özerkliği, PJAK demokratik konfederalizmi, Komala sosyalist bir yapıyı ve PAK bağımsız devleti savunur. Bu hedef yalnızca teorik açıdan değil pratik-örgütsel açıdan da birbirleriyle bağdaşmaz niteliktedir. İkinci eksen, dış müdahaleye tutumu belirleyen stratejik tercihlerdir. 2026 çatışması sürecinde Komala ve PAK dışarıdan müdahaleyi açıkça desteklerken İKDP ve PJAK çok daha temkinli ve mesafeli bir yere konumlanır. PJAK’ın 4 Mart 2026 tarihinde yayımladığı bildiri, ayaklanmacı bir örgütten beklenen seferberlik çağrısı yerine sivil tabanına yönelik bir güvenlik uyarısı içermesiyle stratejik ayrışmanın en somut göstergesidir. Üçüncü eksense örgütsel kültür ve liderlik anlayışıdır. PKK geleneğinin örgütsel mirasını taşıyan PJAK’ın, herhangi bir ortak eylem platformunda kendisini öncü güç olarak konumlandırma eğilimi, diğer örgütlerin PJAK liderliğini kabul etmesini zorunlu kılan dayatmacı bir siyasal mantık üretir ve koordinasyonun önündeki en katı yapısal engellerden birini oluşturur. Bu üç eksenin kesişim noktasına yerleşen örgütsel rekabetin, salt güç mücadelesi olmadığı; aynı zamanda ideolojik meşruiyet üretimi ve tarihsel öncülük iddiasının yarıştığı bir alan olduğu görülebilir.

Ayaklanma projesinin yapısal sınırları: Varsayımdan gerçekliğe

Yukarıda ortaya konulan bu örgütsel çeşitlilik ve rekabet tablosu, 2026 çatışması bağlamında Kürt silahlı örgütlerinden koordineli bir ayaklanma beklentisinin neden karşılıksız kaldığını doğrudan açıklar. Bu zemin üzerinde birbirleriyle bağlantılı ve birbirini pekiştiren birkaç yapısal kısıt vardır.

● Komuta birliğinin yokluğu

Etkili bir silahlı ayaklanmanın temel koşullarından biri, askerî faaliyetlerin tek bir merkezî komuta (unified command) altında yürütülmesidir. 22 Şubat 2026’da ilan edilen “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” bu boşluğu kapatmaya yönelik bir adım olarak değerlendirilse de ortak bir Peşmerge Komutanlığı fikri, örgütler arasında en güçlü dirençle karşılaşan husustur. Her örgüt kendi askerî kapasitesini ve özerkliğini koruma konusunda son derece hassas davranıyor; dahası, ABD ve İsrail’den destek alabilmek için sahadaki varlığın öne çıkarmaya çalışılması, ortak bir komuta yapısının kurulmasını kolaylaştırmak yerine örgütler arası rekabeti derinleştiren paradoksal bir dinamik doğuruyor.

● Askerî kapasite yetersizliği

Tüm Kürt silahlı örgütlerinin toplam militan sayısının yaklaşık beş bin kişi civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu gücün farklı ideolojik yapılara dağılmış, koordinasyon sorunları yaşayan ve ortak komutadan yoksun olduğu dikkate alındığında Urmiye-Senendec-Kirmanşah ve Mahabad-Bukan-Sakkız gibi stratejik üçgenleri yalnızca hava desteğine dayanarak ele geçirme ve kalıcı biçimde kontrol altında tutma kapasitesinin son derece sınırlı kaldığı anlaşılıyor. İran’ın söz konusu bölgelerde DMO kolordu yapıları, Erteş tümenleri ve tugaylarından oluşan güçlü, hiyerarşik ve katmanlı bir askerî örgütlenme kurmuş olduğu göz önüne alındığında bu kapasite açığının kapanması hava desteğiyle mümkün görünmüyor.

● Tarihsel travma ve kolektif bellek

1979-1980 ayaklanmasının İslam Cumhuriyeti tarafından son derece sert biçimde bastırılması, özellikle İKDP’de kalıcı bir tarihsel travma bıraktı. Benzer konjonktürel koşullarda girişilecek bir ayaklanmanın somut kazanımlar üretmekten çok ağır ve yıkıcı sonuçlar doğuracağı kanaati, silahlı bir kalkışmaya mesafeli yaklaşmayı örgütsel bir refleks haline getirdi. Bu refleks, bireysel liderlik hesaplarına değil; kurumsallaşmış bir kolektif belleğe (collective memory) dayandığından, kısa vadeli konjonktürel baskılarla aşılması güç görünüyor.

● Mezhepsel ve dilsel ayrışmalar

İran Kürt toplumunun hem Şii hem de Sünni kesimlerden oluşması, tek ve bütünleşmiş bir etnik seferberlik çağrısına verilen toplumsal tepkiyi yapısal olarak kırılganlaştırıyor. Mezhepsel farklılık, bazı silahlı yapılara güçlü yerel destek üretirken diğerlerine karşı belirgin bir husumet zemini yaratıyor. Bu durum, ayaklanmanın temel koşulu olan geniş ve sürdürülebilir toplumsal mobilizasyonu engelliyor. Dilsel açıdan da Kurmanç ve Sorani lehçeleri arasındaki ayrışma, ortak siyasal iletişim zemininin oluşturulmasını güçleştiriyor.

● Ayrılıkçılık korkusunun iç konsolidasyon etkisi

İran siyasetinde ayrılıkçılık (separatism) korkusu, devlet politikalarından hoşnutsuz toplumsal kesimlerin bile Kürt ayrılıkçılığı ihtimali karşısında merkezî otoriteye yakınlaşmasına yol açabilen güçlü bir iç konsolidasyon mekanizmasıdır. Bu dinamik etnik mobilizasyon söyleminin beklenen desteği üretmek yerine bazı toplumsal kesimleri rejim etrafında yeniden bir araya getirebilecek karşı-üretken (counterproductive) bir etki yaratabileceği anlamına gelir. Bu açıdan bakıldığında ayaklanma söylemi, hedeflediği güç boşluğunu açmak yerine İran devletinin iç meşruiyetini pekiştiren beklenmedik bir siyasal işlev üstlenme riskini barındırıyor.

● Araçsallaştırılma kaygısı ve güvensizlik

İranlı Kürtlerin önemli bir bölümünde ABD ve İsrail tarafından araçsallaştırıldıkları yönünde oluşan kanaat, siyasi açıdan hassas bir onur meselesine dönüşmekte ve toplumsal desteği kısıtlayan kalıcı bir etken olarak devreye girmektedir. Bu kaygı; Suriye’deki YPJ deneyiminde somutlaşan güvensizlik dinamiğiyle de destekleniyor. ABD’nin Kürt müttefikleriyle kurduğu ilişkilerde sergilediği tutarsız ve döngüsel davranış kalıpları, bölgedeki Kürt örgütlerinin Washington’un taahhütlerine duyduğu stratejik güveni ciddi ölçüde aşındırdı. Sonuç olarak, dış destek beklentisi ile sahadaki risk hesapları arasındaki bu gerilim ayaklanma ihtimalini sınırlayan en belirleyici bileşenlerden biri olmayı sürdürüyor.

● Beklenti uyumsuzluğu ve stratejik kilitlenme

Trump yönetimi, Suriye deneyiminden hareketle yoğun hava desteğinin kara kuvvetleri için yeterli siyasi ve askerî ivmeyi yaratabileceğini varsayıyor. Buna karşılık Kürt silahlı gruplar, uzun süreli ve kesintisiz kara desteğini stratejik bir ön koşul olarak değerlendiriyor. Bu durum bir “ilk adım” paradoksu (first move paradox) yaratıyor: Her iki taraf da karşı tarafın üstlenmesi gereken maliyetleri temel belirleyici unsur olarak hesaplıyor ve bu da stratejik bir kilitlenmeye zemin hazırlıyor. Kürt gruplar, İran merkezî otoritesi sahada belirgin biçimde zayıflamadan harekete geçmenin ağır sonuçlar doğuracağını hesaplarken Washington kara harekâtının siyasi ve askerî maliyetlerini gözetiyor. Bu asimetrik hesaplama, koordineli eylemi engelleyen yapısal bir çıkmaza dönüşüyor.

Sonuç: Parçalanmış bir hareketin sınırları

Bütün bu boyutlar birlikte değerlendirildiğinde, İran’daki Kürt silahlı örgütlerinin tarihsel süreçte şekillenmiş derin ve birbiriyle bağdaşmaz nitelikteki örgütsel, ideolojik ve stratejik farklılıklar taşıdığı ve bu farklılıkların kısa vadede aşılmasının son derece güç olduğu görülüyor. İKDP’nin federalist-özerklikçi çizgisi, PJAK’ın demokratik konfederalist paradigması, Komala’nın sosyalist yönelimi ve PAK’ın bağımsız devlet hedefi; tek bir etnik kimlik söylemi altında yan yana var olan dört farklı siyasi projeyi, dolayısıyla dört farklı geleceği temsil ediyor. Bu yapısal parçalanmışlık dışarıdan kurgulanan bir ayaklanma senaryosunun önündeki en belirleyici engeli oluşturur ve bu engel, örgütsel koordinasyon meselesi olduğu kadar temelden farklı siyasi vizyon ve meşruiyet kaynaklarından beslenen varoluşsal bir uyumsuzluğun yansımasıdır.

2026 çatışması bu gerçekliği açıkça gözler önüne sermiştir: Askerî altyapının sistematik biçimde tahrip edilmesi, kitlesel etnik mobilizasyonu otomatik olarak tetikliyor. Aksine, toplumsal çekinceler, tarihsel travmalar, mezhepsel ayrışmalar, araçsallaştırılma kaygıları ve stratejik hesaplar bu mobilizasyonun önüne geçen ve birbirini pekiştiren bir yapılar bütünü oluşturuyor. Etnik mobilizasyon literatürünün de teyit ettiği üzere, silahlı isyanların stratejik sürdürülebilirliğe ulaşabilmesi için yalnızca dış hava desteği yeterli değildir; kara işgaline dayalı dış askerî destek veya en azından kesintisiz işleyen lojistik koridorların varlığı temel bir koşul olarak öne çıkar. Bu koşulların sağlanmadığı bir ortamda asıl belirleyici soru, Kürt ayaklanmasının başlayıp başlamayacağı değil; başlasa bile sürdürülebilirliğini nasıl sağlayacağı ve örgütler arasındaki rekabeti aşarak ortak bir siyasi çerçeveye kavuşup kavuşamayacağıdır. Mevcut tablo, her iki soruya da olumlu yanıt verme olasılığının son derece düşük olduğuna gösteriyor.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026