Avustralya’da tasavvufun izleri: Makassar’dan modern döneme

Makassarlı Müslüman balıkçıların deniz hıyarı arayışıyla Avustralya sularına yaptıkları seferler sırasında kültürel değişimler yaşanmış; bazı Makassarlılar Aborjin şölen ve törenlerine katılmış, bazı Aborjin halkları da İslam’ın unsurlarını kendi dünyalarına uyarlamıştır.
Endonezya Makassarlı balıkçılar ile Kuzey Avustralya’nın yerli halkları arasındaki etkileşimi, Müslümanlar ile Avustralya arasındaki en eski ve sürekli temaslardan biri olarak görebiliriz. Makassarlı balıkçıların deniz hıyarı arayışıyla Avustralya sularına yaptıkları seferler, XVI. yüzyılda başlamış ve 1906 yılında Güney Avustralya gümrüklerinde ziyaretleri yasaklanana kadar devam etmiştir. Bu ziyaretler sırasında kültürel değişimler yaşanmış; bazı Makassarlılar Aborjin şölen ve törenlerine katılmış, bazı Aborjin halkları da İslam’ın unsurlarını kendi dünyalarına uyarlamıştır. Makassarlı balıkçıların çoğunun geldiği Güney Sulawesi’deki yerel krallıklar XVII. yüzyılın başlarında İslam’ı benimsemiştir; İslam’ın Endonezya genelinde yayılmasıysa büyük ölçüde sufilerin eliyle gerçekleşmiştir. İslam’ın Endonezya’da yayıldığı dönem ve Makassarlıların Avustralya’ya ilk ziyaret tarihinin tahminleri göz önüne alındığında Avustralya Yerlilerinin ziyaretçi balıkçılar aracılığıyla bu dinî gelişmelere tanık olması muhtemeldir. Müslümanların Avustralya’yla olan bu erken ve sürekli ilişkilerinin ya doğrudan tasavvufla bağlantılı olduğu ya da en azından tasavvuftan etkilendiği ihtimali olasıdır.

Yerli halklar belki bu dönemde İslam’ı benimsemediler fakat bu etkileşimlerden sonra bazı dilsel, kültürel ve dinî unsurları kendi dünyalarına dâhil etmiş olmaları dikkat çekicidir. Aborjin tören sözlerinde göklerdeki Tanrı’ya yönelik yakarışlar içeren “Oooo-a-hal-la” ve “A-ha-la” gibi kelimeler, fonetik açıdan Allah’a benzer. Ayrıca yerli törensel bir ifade olan “si-li-la-mo-ha-mo, ha-mo-sil-li-li” ile sallallahu aleyhi Muhammed ve “ra-bin-a-la la-ha-ma-hama” ile rabbena lekel hamd arasında yine fonetik benzerlik bulunmaktadır. Bu tür benzerlikler Makassarlılarla olan günlük etkileşimlerden ve onların namazlarını gözlemlemekten kaynaklanmış olabileceği gibi, Endonezya takımadalarındaki güçlü tasavvuf etkisi göz önüne alındığında, bazı yakınlıkların Avustralya’nın kuzey kıyılarındaki zikir meclislerinden türemesi mümkündür.
Deveciler
Müslümanlar ve Avustralya arasındaki bir diğer erken ve sürekli etkileşim, “Deveciler” olarak tanınan kültürel açıdan çeşitli bir grubu içeriyordu. 1860 ile 1920 yılları arasında yaklaşık 2000-4000 deveci, başlangıçta ithal edilen develere bakmak amacıyla Avustralya’ya gelmiştir. Geldikler coğrafyaysa daha çok Hint alt kıtasıdır. Buradaki ülkeler zengin bir tasavvufi mirasa sahip olmalarıyla bilinir.
Reklam

Deveciler arasındaki tasavvufa dair olası ipuçları bazı gazete haberlerinde bulunabilir. Örneğin, devecilerin bulunduğu Afgan kamplarındaki koşulları anlatan 1902 tarihli bir gazete haberinde, Afgan kamplarının “etrafta tutulan develer nedeniyle” hijyenik olmadığını vurgulanmış, “Afganların kulakları sağır eden akşam konserlerine verdikleri isim olan corroborrees -ya da her neyse- yeni bir terör biçimi” şeklinde ifade edilmiştir. Habere göre bu konserler “sargılı pantolonlu adamların seslerini konser tonunun çok ötesine taşıyarak attıkları çığlıklar ve iniltilerle” ayırt edilir. Bunun Avustralya’daki tasavvufi bir tarikatın zikir meclisinin belgelenmiş ilk kayıtlarından biri olması muhtemeldir.
Christine Stevens, Avustralya’da tasavvufla ilişkisi belgelenmiş tek bir Afgan olduğunu öne sürerek Batı Avustralya’nın kuzeyinde develerle çalışan Sufi Abdul Karam’dan bahseder. Mohamet Allum (ö. 1964) hakkında da “Onun en azından tasavvufa meyilli olduğu görülmektedir.” der.

Deveciler arasında tasavvufa dair bugüne kadarki en iyi kanıt, tarihi Broken Hill Camii’ndeki devecilere ait eserler arasında bulunan kısa el yazmasıdır. 1901 yılında Ahmed el-Kadirî tarafından Ahmed Ekber Han el-Afganî’ye yazılan bu el yazması, yazarın nesebini ve manevi silsilesini içermektedir ki her ikisi de Şeyh Abdülkadir Geylânî’ye kadar uzanmakta ve Kadiriyye tarikatına müntesip olduğunu göstermektedir.
XX. yüzyıl Avustralya’sı ve ötesi
1915 civarından itibaren ve XX. yüzyılın büyük bir bölümünde, Avustralya gazetelerinde tasavvuftan bahsedilme biçiminde bir kayma yaşandı. Bu büyük ölçüde İnayet Han’ın (ö. 1927) Kuzey Amerika ve Avrupa’ya girişine bir yanıt olarak görülebilir. Bir Avustralya gazetesi 1915’te “İnayet Han, sufi felsefe sisteminin ilkelerini açıklamak için Batı dünyasına geldi.” şeklinde yazmış ve “Tasavvuf, insanın evrensel kardeşliği temel ilkesine dayanır.” diyerek onun felsefesini incelikle sunmuş, İslam’dan arındırılmış bir uygulama pahasına “evrensel” ilkelere vurgu yapmıştır. O dönemdeki ilginin genel olarak tasavvufa mı yoksa özel olarak İnayet Han’ın felsefesine mi olduğu belirsizdir.
Reklam
Haber dilindeki bu değişim, 1933 yılında Friedrich von Frankenberg’in (ö. 1950) “Sufi hareketinin temsilcisi ve Avustralya’da tarikata kabul edilen mürit adaylarına intisap verme yetkisine sahip kişi” olarak atanmasıyla Avustralya’da belirginleşmiştir. 1934 tarihli bir gazete makalesi Frankenberg’in “tasavvufun sadık bir takipçisi” olduğunu belirtmiş ve ondan sonra halefi Francis Brabazon’un (ö. 1984) 1950 yılında “Avustralya’da tasavvufu yayan ve yöneten” kişi olduğu bildirilmiştir.

İnayet Han’ın hareketine bağlı kişilerin bu ve benzeri raporları, Avustralya gazetelerinde tasavvufun belirli ve açık bir formuna yapılan en erken atıfların bazılarını temsil eder. Geleneksel yönelimli tasavvuf savunucularının buna biraz tepkisel cevabı, “İslami Tasavvuf” terimini türetmek olmuştur. Bu cevap, tasavvufi pratik ve düşüncenin temelindeki İslami çerçeveyi vurgulamayı amaçlamış ancak dolaylı olarak İslam dışı bir tasavvufun varlığını da kabul etmek zorunda kalmıştır. Sirdar Ikbal Ali Shah’ın Islamic Sufism kitabının 1934’te Avustralya gazetelerinde yayımlanan incelemeleri, evrensel tasavvufun gelişimi ve yayılmasına bir yanıt olarak görülebilir.
XX. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle 1970’lerin sonlarından itibaren, geleneksel tasavvuf yollarının Avustralya ile bağlantı kurmaya başladığı bir akın görüldü. Bugün Avustralya’nın çeşitli yerlerinde hemen hemen tüm büyük tarikatlar bulunmaktadır. Bazı tarikatlar öğretilerin yayılması amacıyla resmî tasavvuf merkezleri kurmuştur. Şeyhleri Avustralya dışında yaşayan diğer tarikatlarsa tarikatın kıdemli müntesipleri Avustralya’yı ziyaret ettiğinde toplantılar düzenlemektedir. Öğretim yöntemlerinin çeşitlenmesi ve geleneksel mesajın korunması, tasavvufun yolun unsurlarından ödün vermeden ağırlıklı olarak Avrupa merkezli bir topluma nasıl uyum sağladığını vurgulamaktadır. Bu tarikatların bazı temsilcileri kamusal bir varlığa sahip olmaları nedeniyle diğerlerinden daha iyi tanınırlar ancak tasavvufla olan bağlantıları kamuoyu tarafından bilinmeyebilir. Hepsini anlatmak mümkün olmadığı gerçeğini kabul ederek Avustralya’daki tasavvufun filizlenmesine dair bir fikir vermek adına, yakın dönemden iki önde gelen sufi şeyhine kısaca değinmek istiyoruz.

Şeyh Abdullah Sirr Dan al-Jamal
Aristokrat İskoç bir ailede doğmuş ve çok iyi derecede İngiliz eğitiminden geçmiştir. Erken yaşlardan itibaren çeşitli dünyevi alanlarda dikkate değer bir yetenek ve ustalık sergilemiştir. Sonrasında, doğal manevi mizacını samimi ve yoğunlaşmış bir tasavvuf çalışmasıyla genişletmiştir. 1964 yılında Türkiye’de Nakşibendiyye tarikatına intisap etmiş ve daha sonra mezkûr tarikatın şeyhi olmuştur.
Batı’da büyümüş ve eğitim görmüş olan Şeyh Abdullah, tasavvufun Batılı bir zihin yapısına sahip olacak şekilde koşullanmış kişilerin kalplerine nasıl dokunabileceği konusunda benzersiz bir anlayışa sahipti. O, şeyhin amacının insanlığı “tüm yaratılışın özünde ve kalbinde aynı anda çarpan hayatın deruni gerçekliğini deneyimlemeye ve takdir etmeye” uyandırmak olduğunu söylemiştir. 1970’lerin büyük bölümünde ve 1980’lerin yarısında Londra’da halka açık haftalık dersler vermiş, ardından Avusturalya, Kuzey Tazmanya’ya taşınarak özel dersler vermeye devam etmiştir. Konuşmaları ve rehberliği çoğunlukla Batılılara yönelik olmasından kaynaklı hem Birleşik Krallık’ta hem de Avustralya’da tasavvufun filizlenmesinde önemli katkılarda bulunmuştur.
Reklam


Şeyh Abdullah’ın Mevlânâ Celâleddin Rûmî’ye atfedilen Mevleviyye tarikatına da büyük bir sevgisi vardı. Onun yönlendirmesiyle 1983 yılında Abdülaziz isminde bir şeyh Mevlevî Yoluna girmiş ve Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin 21. kuşak doğrudan torunu Celaleddin M. Bakır Çelebi’nin izniyle, 1986 yılında Melbourne’de Avustralya Mevlevî Yolu’nu kurmaya yetkili kılınmıştır. Şeyh Abdullah, Eylül 2000’de Yaratan’ına kavuştuğunda Avustralya’da yaşıyordu ve Kuzey Tazmanya’da defnedildi.

Mürşid F. A. Ali ElSenossi
Burhaniyye-Desukiyye-Şazeliyye tarikatının bir şeyhidir. 1970’lerin başında Libya’dan Avustralya’ya geldikten sonra Mürşid Ali, 1983 yılında Perth’te Almiraj Sufi ve İslami Araştırmalar Merkezi’ni kurmuştur. Burası arayanlara sufi öğretisine geçiş noktası olmasının yanı sıra, aynı zamanda Avustralya’daki ilk sufi kitapçısıdır. Mürşid Ali 1990’da Tazmanya’nın güneyine taşındığında Merkez ve kitapçı da taşınmış; önce Margate treninde, daha sonra Hobart’ta açılmıştır. 2012 yılında kitapçı Broken Hill, Yeni Güney Galler’e taşınmış ve güney yarımküredeki en büyük karşılaştırmalı maneviyat kitapçısı hâline gelmiştir.
Avustralya’nın ilk sufi dergisi olan The Treasure, 1998’den beri onun rehberliğinde yayımlanmaktadır. Mürşid Ali, Avustralya genelinde çok çeşitli kitlelere sayısız halka açık konuşma yapmış ve Sufi Merkezi bünyesinde farklı lokasyonlarda sürekli eğitim faaliyeti içinde olmuştur; üyelerin ve ziyaretçilerin tasavvufun yüksek öğretileri hakkında daha fazla bilgi edinmeleri maksadıyla cumaları öğleden sonra haftalık çalışma grubu toplantıları düzenlenmektedir.
Halka açık konuşmaların bazıları YouTube’da, cuma hutbelerinin çoğu ise SoundCloud’da mevcuttur. Merkezin hedeflerinden biri İslam’ı topluma tüm yönleriyle tanıtmak olduğu için yıllar boyunca sufi öğretinin çeşitli yönlerini ilgili kitlelere açmak amacıyla çok sayıda araştırmacıya, okul grubuna ve üniversite grubuna ev sahipliği yapmıştır.

Mürşid Ali’nin Kanada, Endonezya ve Moritanya gibi ülkeler de dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanında temsilcileri bulunmaktadır. Bu, Şeyh Muhammed Osman Abduh el-Burhanî’nin rehberliğinde Burhaniyye yolunun büyük bir genişleme gösterdiği pan-İslamist, ulus-ötesi modeli takip etmektedir. Avustralya’nın çoğu büyük şehrinde de temsilcileri bulunan Burhaniyye-Desukiyye-Şazeliyye kolu, böylece hem küresel hem de yerli bir Avustralyalı tarikat niteliği taşımaktadır.
** Bu yazı Abu Bakr Sirajuddin Cook’un Sacred Footsteps’te “Sufism in Australia: A Brief History” başlıklı yazısından bazı tasarruflarda bulunularak hazırlanmıştır.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.