Bugün taciz ve linç kültürü neden kadınların sessizliğini derinleştiriyor?

Cihan Aktaş
09:00, 11/01/2026, Pazar
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Bugün taciz ve linç kültürü neden kadınların sessizliğini derinleştiriyor?
Taciz ifşaları, linç ve adalet

Kadınların ve her yaşta çocuğun sürekli bir taciz ve işkence tehdidi altında yaşadığını ortaya koyan haberler sosyal medyadan ve medyadan eksilmiyor. Böyle haberler sosyal medya vasıtasıyla hızla yayılıyor. Zaman zaman tacizcilere yönelik ifşalarla birlikte linç kampanyaları düzenleniyor. Öylesine bir öfke patlaması hasıl oluyor ki linçler sırasında, bazen akla kara birbirine karışıyor. Yargısız infazlarla hayatların karartılmasının bedeliniyse taciz kurbanları ödüyor, bu kez de araçsallaştırma endişesiyle sessizliğe gömülerek.

Şehir yaşantısının değil asıl ücra köylerin meselesi taciz, sessizliği sağlayan sebepler tacizciyi haklı çıkarabileceği için de. Ne çok çocuk ve kadın taciz ve tecavüz yüzünden alnında bir lekeyle yaşamaya çalışırken onur kırıcı bir kalıba sıkışmıştır taşra ıssızlığında, kim bilir? Büyük insanlık utancının ilk sorumlusu olarak işaretlenen kadın tarafıdır hep, kaç yaşında olursa olsun; “kuyruk sallamasa” bu olanların yaşanmayacağı öne sürülür. Ailesi de damgalı muamelesini sineye çekerse, çok geçmez, akbaba tellallar belirir bahtsız kızın yanında. Yeşilçam sinemasında pek çok kez işlendi bu konu. Eskinin “mutlu ve asude” geçmiş zaman tasvirleriyle görünmez kılınan linçler ve akabinde kadınların bir damgayla yaşamaya mahkûmiyetine özgü yaralar büsbütün yok olmuş değil.

Tacizi de aşan bir insanlık suçu çocukluğumu geçirdiğim kasabada yaşanmıştı. O olayda memur anne-baba, henüz okula bile gitmeyen kız çocuğunu alıp uzaklara gittiler. Failin adı asla dillere düşmedi. Geride kalanlar sessizlikleriyle aileyi korumayı düşündüler muhtemelen. Peki diğer çocukları koruyabildiler mi tecavüz suçlusundan? Bunu asla bilemeyeceğiz. Ne tuhaf, tecavüz kurbanı, suçlu gibi ailesiyle doğup büyüdüğü yeri terk etmeye mecbur kalıyor.

II

Kadınların kamusal haklar mücadelesi her kadın için henüz özgürleşmeyi ahlaki ölçülere dayalı ve emek gerektiren bir birikimle deneyimleme anlamına gelmiyor. Bu özgürleşmenin zahiri kazanımlarında gezintiler, mevcut kapitalizmle iç içe geçmiş erkek iktidarından faydalanmaktan geri durmayacak şekilde sürdürülüyor. Hangi düzeyde olursa olsun ilişkilerin yozlaşmasını getirir bu tür faydacı taktikler, er veya geç. Her tür istismar, tahkirle buluştuğunda şiddete kapı aralar. Bunu kamusal söz şiddeti takip eder. Çamur atılıp da izi kalana dair gözetilmesi gereken hukukun yeri olamıyor sosyal medya, kurban kadın ya da erkek olsun. Böylesi vakalarda gerçeklik yepyeni bir içerikle yayılabilir herkesin kendini savcı veya hâkim konumunda gördüğü sosyal medya ortamında, teknoloji buna kadir. Açık ki linç dalgasında kıstas ihtiyat ve temkin değil hınç ve intikam arzusu oluyor.

Beri yandan, somut hayattaysa şehrin mekânları adım başı kamera yerleştirilse dahi kadınların güven içinde bir kamusal hayata dâhil olmalarını sağlayacak şartları haiz değil. Özel alanlar da şiddet türleri karşısında korunaklı olmaktan uzak, çoğu zaman. Genç kadınların kamusal sorumluluklar alanındaki dinamizmi, çift ilişkilerindeki beklentilerini de belirliyor. Akranları olan erkeklerse annelerinin kuşağında görmedikleri bu dinamizme özgü beklentileri nasıl karşılayacaklarına dair bir bilgi ve muaşerete sahip değiller. Bu da ilişkilerde zaman içinde bir güven kaybı oluştururken erkek öznede kırılganlaşmayı da beraberinde getiriyor. Böyleyken, işin içine erkeklik ve kadınlık üzerine ezberler girdiğinde, ân geliyor şiddete baş vurmaya götürüyor bir anlaşma yolu bulamayışın aczi. Aynı psikolojinin taciz ve tecavüz olaylarına eğilimde de etkili olduğu söylenebilir.

Kamusal bir muaşeretten yoksunluğumuz, kişisel mesafelerin gözetilmesi, bakışların sakınılması, sosyal medya kullanımındaki savrukluk ve hadsizlikler… Taciz ve şiddet olaylarının en yoğun yaşandığı şehir olarak İstanbul, varlıklıların türdeşleriyle sitelere kapandıkları, duvarların gerisinde kalanların çeşitli zorluklara yaşam kavgası verdikleri türlü yaşama birimlerinin iç içe geçtiği bir metropole dönüştü. Şehre özgü kaynaşma, bir ortak yaşam tecrübesi ister. Hızla çehre değiştirmeye devam ediyor İstanbul, kentsel dönüşümle veya yeni eklenen sitelerle; böylelikle de nüfus sürekli yeniden dağılıyor. İyi tanımayı zorlaştırdığı ölçüde tezlikle kaybolmayı da kolaylaştıran bir dağılma bu. Böylelikle kökleşen kuşku, korku, cehalet ve kışkırtılan arzular, ailesi tarafından korunamayan gençleri çeteleşmeye sevk ediyor.

Dijital teknolojinin kullanımının yaygınlaşmasından önce İstanbul terbiyesi bütün Türkiye için bir örnek teşkil ederdi. Bir erkek veya onun adına hareket eden bir akrabası, beğenilen kızı bir süre takip ettikten sonra, eline telefon numaralı bir not sıkıştırırdı. Bu not bazen genç kıza kıvanç duyurur ve hayra vesile olabilirdi. Artık sosyal medya vasıtasıyla beğenilerin ifadesi kolaylaştı ama bu kolaylık mesafe kaybına özgü boğucu bir duyguya, bir bezginliğe de yol açıyor. Beğendirme/beğenme yönündeki eğilimler de gelgeç, süreksiz. Güçlü bir marka damgasının şemsiyesi altında iç çamaşırından farksız tasarlanan türde giysiler, aile ocağının ve şehirleşme süreçlerinin terbiyesinden geçmemiş bakışları şaşırtıyor. Şaşkınlık hegemon erkeklik yargılarıyla buluştuğundaysa karşıdaki kadının “zarf atan, ucuz, yollu” olduğuna dair klişe bir kanaat hasıl oluyor.

III
Kadınlar ortalık yerde kahkaha attığında da “ucuz” veya “yollu” sayılır öteden beri. Böylesi cinsiyetçi yorumlar, giyim kuşamı dekolteli genç kızlar için de yapılıyor. Gençliğin içinde bulunduğu şartları küreselleşme kültürünün baskısı açısından düşünme zahmetine katlanamayanlar için ne büyük konfor, ezberlerle yargı dağıtmak… Siz küreselleşmenin her türlü temsilini, isimleri hiç de Türkçe olmayan mekânları açın, mahalleyi dağıtıp AVM’leri yerleştirin merkezlere, televizyon kanallarındaki bütün dizilere ve diğer programların baş köşesine de hayatını stilettolar üzerinde geçiren modelden farksız oyuncuları yerleştirin, bu oyuncuların canlandırdığı kahramanlar evde ya da dışarıda her an yeni kuaförden çıkmış gibi dolaşsınlar, onca yıllar geçtiği hâlde millî ve maneviyata özgü, dine ait olan güçlü sembol ve ahkâmı salt tarihî dizilerin savaş sahnesi aralarına sıkıştırın, şehirleri cam perdelerle kaplı gökdelelenlerle doldurup sıcağa boğarken bir taraftan da
Huzur Sokağı
dizisiyle sınırlayın elimizden kaçıp gitmekte olanları ve sonra tutup “açık saçıklığa meyil”de arayın bütün meseleyi… Sıklıkla vurguluyorum bunu: Ancak gerçekliğe sadakatle bir yol açılır Hakikate.

Kadınların Avrupa salonlarında, bedenlerini cendere altına alan erkeklerin beğenisine yönelik korseli telekli giysilerle arzıendamı, XVII. yüzyılın öncü feministlerince eleştiri konusu olmuştur. O giysiler hiç açık değilse de kadınların dişil yanlarını kapalı giyimle de vurgulamayı başarırken çevikliği ve rahatlığı engellerdi, üstelik pahalıya mal oluşlarıyla da emek verilmemiş bir kazanca özgü hevesleri çoğaltırdı, bütün bir hayat tarzı unsurlarıyla birlikte. Günümüz metropol yaşantısında da kadınların dekolte giyimleri her şeyden önce kendilerinin rahat etmesini engelliyor. Çocuk yaşta kızları kış soğuklarında göbeği açık bluzlarla dolaşmaya sevk edenin modadan geri kalmama isteği olduğu kadar bir şeylere kafa tutma arayışı olduğu da muhakkak. Gelgelelim direnişin ve böylelikle bir aidiyet sahibi olmanın daha kayda değer, toplumun ve direnişçi için geliştirici ve kalıcı yolları vardır. Apolitikliğe zorlanan benliklerin böylesi bir meydan okuma tarzı, ileride torunlara kim bilir nasıl anlatılacak…

Mahremiyetin kamusal alana saçılmasının getirdiği ölçü şaşkınlığı sadece kadın giyimlerini etkilemedi. Küreselleşme kültürüne kapınızı ardına kadar açtığınızda, değer yargılarını faize yatırmış tüccarlar da bacadan doluşacaktır. Dekolte giyim bir gençlik kafa tutması da olabilir, zevk meselesi de, ancak bunların yanı sıra yoksullaşmanın da bir faktör olduğunu öne sürüyorum: “Tüketim, Güvenlik, Yenilik”, küreselleşmenin üç şiarı; albenili sunumların ve saçıp savurmaların süreğinde gelip çatacak yoksullaşma bedelini koyuyor ortaya.

Yoksulluğa teslimiyet veya işin kolayına kaçıldığı zannı sadece kadınları değil çiftleri de
TikTok
gibi yayınlarda açılma saçılma yoluyla para kazanmaya düşürüyor. Kent alanları gece gündüz kadınlar, gençler ve çocuklar için cangıldan farksız. Bu cangılda genç erkekler şövalye ruhunu kaybederken genç kadınlar yırtıcı veya pervasız bir üslup takınıyor.

Yapıcı bir aile desteğinden mahrum genç kızlarımız, dizilerdeki gece gündüz ışıltılı mekânlarda dolaşan, giysilerinde ve yüzlerinde tek bir kırışık olmayan kadınları model alıyor. Eğitimli de olsa bir işte tutunup tutunamayacağı konusunda güvensiz birçok genç adamsa bir çırpıda köşeyi dönme örneklerine çeviriyor yüzünü. Genç kızların açık saçık giyinme eğilimiyle toplumda artan lüks merakı arasında bir bağlılaşım olduğu aşikâr. Sosyete kadınının farklı avantajlarına erişilemeyen yerde dekoltede “seçilme”yi sağlayacak bir anlam aranıyor. Beri taraftan “Dikkatimizi çekmek için öyle giyiniyorlar.” şeklindeki basmakalıp yargı kimi erkeklerin gururunu okşuyor. Haddizatında erkeklerin kolayca köşe dönme hırsıyla buluşuyor lüks ve konfor hevesi.

Çocuklarımız okullarda menşei belirsiz hamurla, abur cuburla besleniyor ağırlıklı olarak, bunu oluşturan saikler ahlaki yaklaşımları da zorluyor. Siyasetçiler namuslu, kültür adamları cesur, iş adamları ve esnaf dürüst olduğu takdirde, toplum da daha ahlaklı olacaktır.

IV

Muaşeret her alanda mesafe ölçülerine sahipliği getirir. Israrlı takip, bakışlarını ayırmama, ilgilenmediğini belirtmediği hâlde üsteleme… Hınç bütün bir toplumu kuşattığında cinsellik de bundan alıyor payını. Hayal kırıklıkları yüzünden kendini bir enkaz gibi hisseden erkek, sokakta yalnız gördüğü kadınlara yöneltiyor içinde büyüyen öfkeyi. Böylesi bir öfke de sadece dekolteli giyinmiş kadınları hedef almıyor.

Bu konudaki sorgulama her zaman “bakmasın o da” şeklinde cevaplanır. Ali Şeriati, Hüseyniye İrşad’ta konferans vermeye başladığında, onu dinlemeye mini etekli kadınlar da gelmeye başlamış. Mini eteğin moda olduğu 70’lerin ortaları… Kuruma gelen kimi erkekler bu kadınlardan rahatsızlıklarını ifade ettiğinde, Şeriati, “Onlar mini etek giyiyorsa siz de bakmayın.” dermiş, haklı olarak. Ne de olsa erdemlilik iddiası öncelikle talep edene sorumluluk yükler, ahlakilik de öyle.

Lakin sıklıkla Katoliklerin cinsellik tabularını üreten bir etki oluşturuyor taciz iddialarına delil sunulan konuşma ve yazışmalar. Her ifade tacize yorulabilir, flörte kapı açan yazışma veya konuşmalar bir linç için kurgulanacak şekilde tasarlanabilir, tıklanmalar ve favlar uğruna kırpıntılarla çarpıtılabilir gerçeklik. Ne de olsa her olay tarafları ve meydana geliş şekliyle biricik. Yanlış anlama eğilimi ve bununla gelen linç geçmiş yüzyıllarda olduğundan farklı bir şekilde kadın gruplarından erkeklere yöneliyor böylelikle.

Doğru, kadınlar bu konuda geçmişin ağır linçlerinin meydana getirdiği kolektif acı ve utanç mirasının etkisiyle bir hayli yaralı. İffetin sadece kadın üzerinden konuşulması, cinsel suçun erkek için sadece el kiri diye gösterilmesi, yanlış anlama kurbanı eğitimsiz ve mesleksiz genç kızlara bir de adları çıkınca kötü kadın güruhuna dâhil olmaktan başka bir yol gösterilemeyişi… Küçük bir umudu takiben klavyeye vuran, karşılıklı yazışmanın akışından koparılmış cümleler linç dalgasında delil teşkil edecekse, genç erkekler nasıl cesaret edebilir hislerini ifade yolları aramaya… Nietzsche işte bu Katolikçe cinsel yargılar yüzünden de Hristiyanlığın kötücüllüğünden ve bu kötücüllüğü talep ettiği varsayılan Tanrı’nın ölümünden söz etmiş, bunun yanında İslami yaklaşımların çok daha insani olduğunu yazmıştı. Hoş yüzyıllar akarken Müslüman toplumlar da linç dâhil Kur’an’da mevcut olmayan birçok ağır yaptırımlar öne sürmüşlerdir cinsel konularda, özellikle de kadınlara…

Orası öyle, bir erkeğin her yerde, kuytularda, evlerde veya toplu taşımada tacize yeltenmesi temelde -çoğu örnekte yetiştikleri aile mensupları hariç- kadınları saygıya değer, muhatap alabileceği bir insan olarak görmekten uzak bir terbiyeyle yakından ilgili. Aile yuvasında sevgiyle büyümüş, kendi eşine, kız kardeşine gerçek bir saygı ve sevgiyle bağlı herhangi bir erkek taciz vakasının suçlusu olmaz. Konu İslam ise zaten, bakışları korumakla mükelleftir erkekler edepli bir giyimin yanı sıra, kadınlar da başörtülerini yakalarına indirmede sembolleşen bir örtülü giyimle. Mahremiyet ölçülerine dikkatle sadece kendini değil karşı cinsi de sakınmış olmaktadır kadın veya erkek.

Belki de asıl mesele sivil toplum daralırken güruhların çoğalmasındadır. Şûra ve istişarenin, sohbet ve tanımanın yetersiz kaldığı, dahası hukuka güvenin sarsıldığı ortamlarda sökün eder güruh dayanışması. Suçlu aidiyet adına korunur. Balkondan atılmaya maruz kalmamanın bilinci hem aile ortamında verilmeli hem okullarda.

Taciz ve benzeri suçların hesabı sorulmalı elbette ama önce dar ve ehil bir grup içinde gerçekleşmeli bu sorgulama. Aksi hâlde geçmişin cadı avları tersine döner ve yaşanmış acılardan hiç ders alınmamış gibi linç dalgasıyla birlikte bir erkeğin, belki haysiyetli bir adamın adı bir kadın tarafından çıkarılmış olur. Ben uğradım o da uğrasın, ben yaşadım o da yaşasın, böyle olmaz; rövanşta adalet yoktur.

Zina konusunda 4 tanık şartına benzer bir dayanak, taciz için de geçerli olmalı. Büyük eksikliğimiz kadınlı erkekli akil kişiliklerin katıldığı mahalli heyetlerden yoksunluk. İçlerinde psikolog ve sosyologların, fıkıhçıların, hadisçilerin, hukukçuların bulunduğu bir heyet/şûra ortamında olay; dinleme, söyleşme ve değerlendirmenin ardından helalleşme şartları oluşmadığı takdirde mahkemelere yönlendirilmeli. Doğru bir şehirleşme ve medenilik bunu gerektirir. Benzeri bir heyetin tesisi aşırı yığılmadan işleyemez hâle gelen mahkemeleri rahatlattığı gibi sivil toplumu da güçlendirecektir.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026