Dijital göçebelik modern kapitalizmin sömürü ve eşitsizlik biçimlerini açığa çıkarıyor

Tolga Yıldız
10:00, 06/01/2026, Salı
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Dijital göçebelik modern kapitalizmin sömürü ve eşitsizlik biçimlerini açığa çıkarıyor
Küresel akışkanlık, kökensiz öznellik: dijital göçebeliğin diyalektiği

Modern kapitalizmin bireye sunduğu en baştan çıkarıcı vaatlerden biri, mekânın ve zamanın prangalarından kurtulmuş, özgür bir yaşamdır. Bu vaadin son ve en parlak tecellisi, dijital göçebelik (digital nomadism) olgusunda kendini göstermektedir. Egzotik bir kumsalda dizüstü bilgisayarından iş yapan, maaşını euro veya dolar olarak kazanırken Güneydoğu Asya’da ya da Latin Amerika’da kral gibi yaşayan, 9-5 mesai döngüsünü kırmış, “dünya vatandaşı” profili, özellikle pandemi sonrası dönemde, beyaz yakalı profesyoneller için bir kaçış anlatısı olarak pazarlandı. Ne var ki bu parlak imaj, dijital kapitalizmin yeni sömürü biçimlerini, derinleşen küresel eşitsizlikleri ve modern öznelliğin yaşadığı derin ontolojik krizleri gizleyen ideolojik bir örtüden ibarettir.

Bu yeni yaşam tarzı, bireysel bir tercih ya da bir “anti-kurumsal” başkaldırıdan ziyade, sermayenin esneklik ve hareketlilik ihtiyacının vardığı son aşamayı temsil eder.
Dijital göçebeliğe yakından baktığımızda Marx’ın Grundrisse’de bahsettiği zamanın mekân yoluyla imhası (annihilation of space by time) ilkesinin ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu görürüz.
Sermaye, birikim sürecini hızlandırmak için coğrafi engelleri aşmak zorundadır. Dijital göçebe, sermayenin bu akışkanlık arzusunun hem taşıyıcısı hem de en yetkin failidir.
O, artık fabrikaya veya ofise bağlı bir “işçi” değil kendi dizüstü bilgisayarı ve internet bağlantısı, yani kendi üretim araçları üzerinden küresel piyasaya bağlanmış, mekândan bağımsız bir “emekçi-girişimcidir.”

Bu yeni çalışma rejimleri, geleneksel işçi sınıfı yapılarının çözüldüğü ve emeğin giderek daha fazla atomize olduğu bir zemin üzerinde yükselir. Dijital göçebe, bu atomizasyonun zirvesidir. Sendikasızdır, kolektif bir kimliğe -en azından üretken emek bağlamında- sahip değildir, sosyal güvencesi kendi bireysel becerisine ve bir sonraki “proje”yi (gig) bulabilme kapasitesine bağlıdır. Bu durum, onu neoliberalizmin ideal öznesi hâline getirir: sürekli esnek, rekabetçi, kendi riskini kendi yöneten ve başarısızlığın faturasını sadece kendine kesen bir “kendilik-girişimcisi” (entrepreneur of the self).

Coğrafi arbitraj ve yeni sömürgeciliğin konforu

Sosyolojik açıdan bakıldığında dijital göçebelik, küresel eşitsizliklerin bir sonucu olmaktan çok, bu eşitsizlikleri kullanan ve derinleştiren bir pratiktir. Bu yaşam tarzını seçenlerin ezici çoğunluğu, küresel kuzey ülkelerinin (ABD, Batı Avrupa) pasaportlarına sahip, yüksek kültürel sermayeli ve teknolojik okuryazarlığı tam bireylerdir. Onların özgürlüğü, temelde bir “coğrafi arbitraj” üzerine kuruludur: gelişmiş ülkelerin para birimleriyle kazanıp, gelişmekte olan ülkelerin para birimleriyle harcamak.

Bu durum, basit bir soylulaştırma (gentrification) meselesinin ötesinde, üretimin ve tüketimin yerel bağlamdan yapısal olarak koparılmasıdır.
Göçebe, yerel kültürü, altyapıyı ve düşük maliyeti bir “ham madde” gibi tüketir ancak o yerelin sosyal yeniden üretimine (vergi, yerel katılım, toplumsal sorumluluk) katkıda bulunmaz. Bu, kentler içinde yeni bir merkez-çevre dinamiği yaratır.
Batılı göçebe, yerel bir kafede oturup San Francisco’daki bir şirket için değer üretirken o kafenin bulunduğu mahallenin ekosistemini -özellikle barınma maliyetlerini- bozarak yerel halkın yaşam alanını daraltır.

Lizbon, Mexico City, Bali, Chiang Mai veya İstanbul gibi kentler, bu yeni göçebe sınıfı için birer “vaha” hâline gelirken, bu durum yerel halk için ciddi bir yerinden edilme (displacement) tehdidi yaratmaktadır. Örneğin, 2017’den bu yana Lizbon’a akan dijital göçebeler ve kısa dönemli kiralama (Airbnb) patlaması, şehir merkezindeki kira fiyatlarını ortalama bir Portekizlinin karşılayamayacağı seviyelere çekmiştir. Forbes tarafından dijital göçebeler için en iyi şehir seçilen Mexico City’nin Condesa ve Roma gibi mahallelerinde, yerel esnafın yerini smoothie bowl satan üçüncü dalga kahveciler, yerel halkın yeriniyse İngilizce konuşan expat’lar almaktadır. Bu, David Harvey’in “mülksüzleştirme yoluyla birikim” olarak adlandırdığı sürecin yumuşak, cool ve yaratıcı bir biçimde yeniden sahnelenmesidir. Göçebe bir fatih edasıyla gelmez; bir kâşif, bir deneyimleyici olarak gelir ancak ayak izleri, yerel dokuyu sermaye lehine dönüştüren bir soylulaştırma izidir.

Bağlanamamanın psikolojisi: kökensizliğin bedeli

Dijital göçebeliğin belki de en az tartışılan ama en derin etkisi, bireyin psikolojik yapısı ve aidiyet ilişkileri üzerinedir. Vaat edilen bağlardan kurtulma (freedom from strings), psikolojik düzlemde bağlanamama (inability to attach) olarak tercüme edilebilir.
İnsan ruhsallığının temel ihtiyaçlarından biri, John Bowlby’nin bağlanma teorisinde (attachment theory) altını çizdiği güvenli üs (secure base) ihtiyacıdır. Güvenli bir bağlanma, bireyin dünyayı keşfetmesi için istikrarlı bir duygusal ve fiziksel zemine dayanır. Oysa dijital göçebelik, doğası gereği bu zemini dinamitler.

Bu bağlanamama hâli, sadece coğrafi hareketliliğin bir yan etkisi değil aynı zamanda dijital gig ekonomisinin temel bir gerekliliğidir. Prekaryalaşmış, bireyselleşmiş emek tam da budur. Göçebe, bir sonraki projeye, bir sonraki müşteriye atlayabilmek için duygusal olarak da esnek kalmak zorundadır. Derin bir bağ kurmak, kök salmak; sermayenin akışkanlığı önünde bir engele, bir sürtünme maliyetine dönüşür. Bu nedenle göçebenin yaşadığı yalnızlık, kişisel bir trajedi olmaktan çok bu üretim tarzının zorunlu kıldığı yapısal bir öznellik biçimidir. Birey, pazarın kendisinden talep ettiği bağsızlığı içselleştirir ve bunu özgürlük olarak adlandırır.

Göçebe özne, sürekli bir kısmi katılım hâlindedir. Hiçbir yere tam olarak ait değildir, hiçbir ilişkiye tam olarak yatırım yapmaz.
İlişkiler -arkadaşlık, aşk, komşuluk- zayıf bağlar (weak ties) şeklinde kurulur; çoğunlukla işlevseldir, bir sonraki durağa kadar geçerlidir. Co-working space’lerdeki networking etkinlikleri, otantik bir topluluğun değil, geçici bir çıkar ortaklığının simülasyonudur. Bu durum, Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” analizleriyle kusursuz bir uyum içindedir. Bağlılıklar akışkandır, kimlikler pazarlığa açıktır, mekânlar geçicidir. Erich Fromm’un “özgürlükten kaçış” olarak tanımladığı modern ikilem, burada yeni bir biçim kazanır: Göçebe, geleneksel toplumun “boğucu” bağlarından -aile, ulus, sabit iş- kaçarken, kendini pazarın görünmez ama çok daha totaliter disiplinine teslim eder.
Sahadan gelen veriler bu ontolojik güvensizliği doğrulamaktadır.
Nomad List gibi platformlarda yapılan anketler, dijital göçebelerin en sık rapor ettiği sorunun yalnızlık ve izolasyon olduğunu göstermektedir.
Sürekli hareket hâlinde olmak, derin ve anlamlı ilişkilerin kurulmasını engeller. Birey, mekânsal olarak özgürleşirken duygusal olarak köksüzleşir. Bu köksüzlük, Giddens’ın “geç modernlikte kendilik” anlatısının karşı karşıya olduğu temel sorundur: Sürekli değişen bir çevrede, tutarlı bir ben anlatısı nasıl sürdürülebilir?

Yok-mekânların sakinleri ve otokratik özgürlük

Felsefi açıdan dijital göçebe, Marc Augé’nin yok-mekân (non-place) olarak tanımladığı alanların mükemmel sakinidir. Yok-mekânlar tarihsel, ilişkisel ve kimliksel bağlamından koparılmış, sadece geçiş ve tüketime hizmet eden -otoyollar, havaalanları, otel zincirleri- standardize edilmiş alanlardır. Dijital göçebenin ofisi olan Starbucks, evi olan Airbnb dairesi ve sosyal alanı olan co-working space, Berlin’de de, Bali’de de temelde aynıdır.

Bu durum, Heidegger’in ikamet etme (dwelling) kavramıyla keskin bir tezat oluşturur. İkamet etmek, bir yerde sadece barınmak değil o yerle ontolojik bir bağ kurmak, “yeryüzünü korumak ve gökyüzünü beklemek”tir. Göçebeyse ikamet etmez; sadece konaklar. Mekânla kurduğu ilişki wi-fi bant aralığının genişliği ve prizlerin mevcudiyetiyle sınırlıdır.

Bu mekânsal kayıtsızlık, politik bir kayıtsızlığı da beraberinde getirir. Göçebe, bulunduğu yerin siyasi yaşamına katılmaz, yerel sorunlara karşı sorumluluk hissetmez; o bir yurttaş değil kullanıcıdır.
Pasaportunun ona sağladığı ayrıcalığı sonuna kadar kullanırken, o pasaportun temsil ettiği ulus-devletin sorumluluklarından -vergi, oy kullanma, toplumsal angajman- kaçınır. Bu, konforlu bir apolitikleşmedir. Bu politik ilgisizlik, sadece bir tercih olmakla kalmaz sermayenin küreselleşmesinin arzuladığı bir öznellik biçimidir de: köksüz, dolayısıyla dirençsiz; hareketli, dolayısıyla denetimi zor ama aynı zamanda bağlılıkları olmadığı için yönetilmesi kolay.

Dijital gözetim ve kendi kendinin girişimcisi olma disiplini

Belki de en büyük yanılsama, özgürlük yanılsamasının kendisidir. Dijital göçebenin hayatı, 9-5 ofis çalışanından çok daha yoğun bir disiplin ve gözetim altında olabilir. Michel Foucault’nun öngördüğü disiplin toplumundan Deleuze’ün denetim toplumuna geçişin en somut örneğidir bu durum.

Geleneksel işçi, fabrikada ustabaşı tarafından denetlenirdi. Dijital göçebeyse çok daha karmaşık bir gözetim ağı içindedir:

Algoritmik Gözetim: Gig ekonomisinin bir parçası olarak göçebe, Upwork, Fiverr vb. platformlar üzerinden çalışır.
Müşteri puanlamaları, teslimat süreleri, yanıt verme hızları; tüm bunlar onun görünürlüğünü ve gelecekte iş alıp alamayacağını belirler.
Ursula Huws’un Sosyalist Register’daki siber-proletarya kavramı, bu yeni emek biçiminin nasıl dijital olarak günlüğe kaydedildiğini (logged labour) gösterir.
Devlet Gözetimi: Dijital göçebe vizesi gibi yeni düzenlemeler -Estonya, Portekiz, Hırvatistan örneklerinde olduğu gibi- bu akışkan nüfusu kayıt altına alma ve vergilendirme çabasıdır.
Öz-Gözetim (Self-Surveillance): Bu öz-gözetim, basit bir kişisel ‘markalaşma’nın ötesine geçer. Bu, Marx’ın genel zihin (general intellect) olarak kavramsallaştırdığı şeyin yani kolektif bilginin, yaratıcılığın ve sosyal zekânın, sermaye tarafından ele geçirilme mekanizmasının ta kendisidir.
Dijital göçebe, otantik Tayland tapınağı fotoğrafını Instagram’a yüklediğinde bir anısını paylaşmazla kalmaz aynı zamanda platform için -ve onun reklam verenleri için- veri ve içerik üretmiş olur. Yaşamın kendisi, özellikle de sosyal ve entelektüel üretim, kapitalist birikimin doğrudan bir gücü hâline gelmiştir. Dijital göçebe, kendi yaşam deneyimini gönüllü olarak metalaştıran, kendi genel zihnini pazarlayan ve bu süreçte kendi emeğine yabancılaşan mükemmel bir faildir. Artık sadece işi değil yaşamın kendisi de sermaye için bir performans hâline gelmiştir. Bu “özgürlük” sürekli çevrimiçi olma, sürekli üretken olma, sürekli ilginç kalma zorunluluğudur; yani total bir çalışma hâlidir.

Kaçışın imkânsızlığı ve yeniden kök salma ihtiyacı

Dijital göçebelik, kapitalizmin krizine (barınma krizi, iş-yaşam dengesizliği, anlamsızlık) verilmiş bireysel bir yanıttır. Ancak bu yanıt, sistemin dışına bir kaçıştan ziyade sistemin mantığının (esneklik, bireycilik, hareketlilik) en uç noktaya taşınmasıdır. Göçebe, prangalarından kurtulduğunu sanırken aslında görünmez dijital prangaları gönüllü olarak takmıştır.

Emek meta biçiminden kurtulmadıkça sadece mekân değiştirmenin bir özgürleşme getirmeyeceğini hatırlamalıyız. Alternatifleri bireysel kaçışlarda değil, kolektif ve demokratik ekonomik yapılarda aramamız gerektiğini de aklımızdan çıkarmamalıyız.

Dijital göçebenin trajedisi, otantik bir yaşam arayışıyla yola çıkıp kendi yaşamını bir “deneyim” metasına dönüştürmesidir. Aidiyetten kaçarken yalnızlığa, 9-5’'ten kaçarken 7/24 çalışmaya, yerel olanın sıkıcılığından kaçarken küresel “yok-mekân”ların tekdüzeliğine yakalanmıştır.
Gerçek bir alternatif, yer-sizleşmek değil, yeri ve zamanı kolektif, demokratik ve eşitlikçi bir temelde yeniden sahiplenmek yani yeniden kök salmak olacaktır.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026