Evlilik neden zorlaştı?: Masraflar ve beklentiler

Devletimiz geçtiğimiz günlerde önümüzdeki on yılı “Aile Yılı” seçti. Yapılan istatistiklerde doğum oranının düştüğü, daha da kötüsü her yıl evlenen çift sayısının yarısından fazlasının boşandığı acı bir şekilde göze çarpmakta. İslam’ın önem verdiği evlilik ve çocuk sahibi olmanın ülkemizde artık gözden çıkarılmış duruma düşmesinin nedeni şüphesiz çok sayıda ama biz bu sebeplerin bir kısmına değinmeye çalışacağız.
Cenab-ı Hak Rad suresinde; “Biz senden evvel de resuller gönderdik ve onlara zevceler ile evlatlar verdik.” buyurmuştur. Yani eş ve çocuk Allah’ın kullarına bir ihsanıdır, kitabında ayet olarak yer vereceği kadar ve resullerini onlarla niteleyeceği kadar da önemlidir.
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şerifinde; “Nikâh benim sünnetimdir. Kim sünnetimden yüz çevirirse benden yüz çevirmiş olur.” buyurmuştur. Bir başka hadisinde de “Evlenin ki sayınız artsın. Zira ben kıyamet günü diğer ümmetlere karşı sayınızın çokluğu ile övüneceğim; bunların arasına düşük olanlar da dâhildir.” buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) ilk hadisinde doğrudan evlenmeyi, ikinci hadisinde de evlenme üzerinden çocuk sahibi olmayı teşvik etmiş, hatta bir noktada ümmetine emretmiştir.

İlk dönem sufilerinden Biş r. Haris müthiş bir dindarlık sergilemiş, takvasıyla herkese örnek olmuştur. Ancak o evlenmemeyi tercih etmiştir. Bişr’i vefatından sonra rüyasında görenler olmuş, “Allah sana ne muamele yaptı?” diye sorduklarında Bişr; “Cennette yüksek mertebelere ulaştım. Peygamberlerin makamına yaklaştım ancak evlilerin derecelerine erişemedim.” demiştir.
Reklam
İmam Gazali’nin İhya’da anlattığına göre Ahmed b. Hanbel, oğlu Abdullah’ın annesinin vefatından bir gün sonra tekrar evlenmiş ve “Bekâr olarak gecelemekten hoşlanmam.” demiştir.
Ahmed b. Hanbel’in tavrı örnek alınması kendisi büyük bir imam olduğu için önemlidir. Ayrıca burada dikkat çekilmesi gereken başka bir husus vardır ki o da evlenmenin çok kolay olmasıdır. Eşinin vefat ettiği gün, bir gün içinde hemen başka biriyle evlenebildiği bir düzen vardır.


Bu önemli bir ayrıntıdır çünkü bugünün önemli sorunlarından biri de budur. Bir durumun gelenek olması için illaki asırlarca yaşamasına gerek yoktur; toplum topyekûn bir şekilde bir durumu benimsediğinde ve onu uygulamaya koyduğunda o artık gelenek hâline gelmiştir. Ve bir gelenek eğer dinle çelişiyorsa o gelenek toplum için sıkıntılı sonuçlar doğurur.
Bugün evlenmek uzun ve meşakkatli bir süreç hâline gelmiştir. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla evlenen çiftler evliliğini an be an paylaşmak istemekte, kendilerini insanlar görecek diye de düğünlerinde her türlü gösterişe kaçmaktadır. Ortalama bir evlilik, bir ev fiyatında masrafa yol açmaktadır. Boşanmaların artmasının elbette çok fazla nedeni var ama bir tanesinin evliliğin israfla ve borçla kurulması olabilir. İsrafla başlamış bir işte bereket olur mu?
Onun haricinde insanlar evliliğin ömürlerinde sadece bir defa gerçekleşeceği düşüncesiyle her şeyin en süslüsünü, en pahalısını tercih etmektedir. Aileler de evlenecek adaylar da bu durumu kanıksamışlardır. “Ben bir defa evleneceğim, her şey tam olsun.” gibi bir düşünceyle belki milyonlar harcanmaktadır. Doğal olarak evlenecek kişiler de milyonların harcanabileceği bir evlilik hayali kurmakta, bu durumda da durumu iyi olmayanlar evlilik düşüncesine yanaşmamaktadır bile. Tüm bu masraflara tanık olan bekâr insanlar evliliğin kendi gücünü aşacağını düşündüğü için adım atmayı denememektedir.
Reklam

Evlilik dünyanın en büyük olayı değildir, bir başarı da değildir. Din, evliliğe mana itibarıyla önem verir; eylemsel olarak dinde evlilik nikâh, dua ve yemekten ibarettir. Külfeti az olan nikâh, dinde makbul olan nikâhtır.
İnsan evlenerek ilk başta Hz. Peygamber’in sünnetini yerine getirmiş olur. Ardından evlat yetiştirir ve böylece hem ardında hayırlı bir amel bırakarak amel defterini açık bırakır ve hem de yetiştirdiği evlatla ümmeti Muhammed’e hizmet etmiş olur. Sonra o şehvetini kırmış olur, ondaki şehvet helal yolla tatmin edilir ve böylece kişi günahtan korunarak yuva kurmasıyla birlikte bir düzene kavuşur, böylece gündelik yaşamın sıkıntılarına karşı daha dayanıklı olur, eşi her zaman yanında destekçisidir, işleri de dertleri de paylaşırlar.
Peygamber Efendimiz bir hadisinde; “Üç tane kızı olup onlar kendilerine bakabilecek bir duruma gelene kadar onlara iyi bakan, yedirip giydiren kimse elbette cenneti kazanır. Ancak affedilmeyecek bir günah olursa o zaman başkadır.” buyurmuştur. İbn Abbas bu hadisi anlatırken “Vallahi bu hadis, çok garip ve değerli hadislerdendir.” demiştir.
Çünkü evli bir kişi eşine ve çocuklarına bakarken onları kendisinin önüne geçirir. Onlar için çalışır, kazandığını onlar için harcar. Özellikle tek kişi çalışıyorsa, aile fertleri için hayatı boyunca vaktinin çoğunu çalışarak geçirmiş olur. Geçim derdi çekmesi, ibadettendir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde; “Günahların öyleleri vardır ki onları geçim sıkıntısı temizler.” buyurmuştur.
İbn Arabî evliliğin amacının arzu olduğunu söylemiştir. Nefis ölmez, nefis terbiye edilir. Arzu insanda nefsiyle birlikte bulunan en güçlü güdülerdendir. Arzunun baskınlığı birçok kişileri günahlara sürüklemiştir. Evlilik ile kişi nefsini bastırmaz, doğru yere kanalize eder ve helal yoldan arzusunu tatmine ulaştırır. Özellikle günümüzde teknolojinin de yaygınlaşmasıyla birlikte cinsellik teşhir malzemesi hâline getirilmiştir. Günümüz dönemi, geç evliliğin yaygınlaştığı da düşünüldüğünde, tarih boyunca insanların cinselliğe bu kadar maruz ama ondan bir o kadar da mahrum kaldığı yegâne dönem olabilir. Çıplaklığın moda olduğu, görsel medya üzerinden müstehcenliğin aşırı normalleştiği ve sürekli göz önüne getirildiği, insanın dört yanından kuşatıldığı bir dönemin içindeyiz. Ve aynı oranda da insanların evlenmediği, evlenemediği nadir zamanlardayız. Tarih boyunca otuz yaşın üstünde bakir veya bakirenin hiçbir zaman olmadı. Bu sorun, bugüne mahsus bir durum, bir imtihandır.
Reklam

Arifler cinselliğin iki hikmetinin olduğunu söylemişlerdir: İlki evlat sahibi olmaktır. İkincisi de cinsel ilişkinin lezzetiyle kulun dikkatinin cennet lezzetlerine çekilmesidir. Bu dünyadaki zevklerin bir amacı da cennette daha yükseğinin olduğu bilinciyle insanın taatlere sarılmasıdır. Cinsî zevk ise yemek içmek gibi zevklerin yanında üstün bir kuvvete sahiptir, dolayısıyla o zevkten bir murat da cennet zevklerinin tahayyül edilmesidir.
Katâde, Yüce Allah’ın “Gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme.” ayetini tefsir ederken, “Güç yetiremediğimiz şeylerden maksat aşırı şehvettir.” demiştir. İkrime ve Mücahid de Yüce Allah’ın; “İnsan zayıf olarak yaratıldı.” ayetindeki zayıflıktan murat “kadınlara düşkünlük ve onlara karşı sabırsızlık demektir” buyurmuşlardır. Aynı durum elbette kadınlar için de geçerlidir. Meryem (as) Cebrail’i erkek kılığında gördüğünde kendini sakınmıştır. Yusuf’u (as) ise günaha bir kadın çağırmıştır. Kur’an’da iffetin sembolü de Hz. Meryem’dir. Çünkü Yusuf (as) ile ilgili Cenabı Hak; “Biz ona göstermeseydik o da kadına meyledecekti.” demiştir. Buradan aynı zamanda insanın zayıf yaratıldığı da belli olmaktadır.
Bu zayıf yaratılış aynı zamanda güçlü bir ihtiyaç olduğu içindir. Cüneyd-i Bağdadi “Yemeğe ihtiyaç duyduğum gibi hanımımla cinsel ilişkiye de öyle ihtiyaç duyarım.” demiştir.
Bu ihtiyaç tatmin edilmediğinde vücut arızalar vermeye başlar ve bir noktadan sonra o kişide psikolojik sıkıntılar veya fazla öfkeli olma gibi durumlar meydana çıkar. Ne kadar ilaç kullansa da hepsi geçici çözüm olduğundan felaha ulaşamaz. Aslında çaresi evlenmesidir.

Bütün bunlara rağmen yazının başında da dediğimiz gibi evliliğin külfetinin artması evlenmeyi zorlaştırmıştır. Ayrıca kişilerin evlilikten ve birbirlerinden beklentisi çok fazla olmaktadır. Oysa evlilik kişiyi terbiye eder, kusursuz insan da yoktur, bir insanın aradığı özelliklere dört dörtlük uyacak bir başka insan da… Kişi evleneceği kişide dış görünüşe ve dinine bakmalıdır. Dini onun ahiretini kurtarır, güzelleştirir ve o vesileyle terbiye olur. Dış görünüşüyse dünyasını güzelleştirir, eşinde dinlenme imkânı sağlar ve kişi sürekli güzele/yakışıklıya baktığı için de içi ferahlar.
Tabii ki tek sorun evliliğin masraflı olması, beklentilerin yüksek olması değildir. Ülkemizde bir kadının hem çalışması hem de çocuk sahibi olması fazla külfetlidir. Annelere devletin dahi verdiği izin süresi çok kısadır, babalara izin zaten verilmemektedir. Özel sektörde çalışan kadınlara bazı kurumlarda çocuğunun belli bir süre olmayacağına, olduğu takdirde işten çıkarılacağına dair sözleşmeler dahi imzalatılmaktadır.
İnsanların evliliği bir yük olarak görmesi, yük altına gireceğini düşünüp korkması ve modern eğitimlerle yetiştiğimiz için dinden ziyade ideolojilerden örülü zihinlerimiz evlilikten korkutmakta veya sözleşmeli evlilik gibi absürt durumlara sokmaktadır insanı. Çiftler evlenmeden önce görev dağılımı veya günlere bölünmüş görev dağılımı şeklinde anlaşmalar yapmakta, bu durumda da evlilik gönüllerin ve bedenlerin birleşmesinden ziyade anlaşmalı bir işe/yaşam şekline dönüşmektedir.
Reklam

İyi bir evliliğin nasıl gerçekleşeceği de ancak sünnetle anlaşılır. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma’yı evlendirdiğinde evin dış işlerinden Hz. Ali’yi, iç işlerinden Hz. Fatıma annemizi sorumlu tutmuştur. Ancak bu evin içinde erkeğin hiçbir iş yapmayacağı anlamına gelmemektedir. Peygamberimiz (sav) yemek yapmaktan dikiş dikmeye kadar her işi yapmış, dolayısıyla bu işler erkekler için de bir sünnet olmuştur. Evin herhangi bir işini reddeden kadın da elini hiçbir işe sürmeyen erkek de sünnete aykırı davranmış olmaktadır. Ancak sünnete göre evin işlerini sorumluluğunda görmeyen kadın da çalışmayan, evi geçindirmeyen erkek de yanlış yapmakta, dinin hoş görmeyeceği davranışlar sergilemiş olmaktadır.
Özellikle bu mevzu gelenekte çok yanlış anlaşılmış ve uygulanmış, böylece annelerin çoğu eşinden zulüm görmüştür. Ömrü “hizmetçilik” yapmakla geçmiş, bunu gören kızları da feminist olmuş, evliliğe din zaviyesinden değil de feminizm zaviyesinden bakmayı seçmiştir. Ancak bu da çözüm değildir, olmamaktadır, evlilikler yürümemektedir.
Genç kızların feminizme yönelmelerini eleştirmekle de sorun çözülmemektedir. Müslüman erkekler de erkeklerin düştüğü hatalarla yüzleşmelidir. Yaşlı bir kadının “Ömrüm boyunca tek bir elbiseyi kendim almadım. Kocam gider, alır gelirdi. Sevmezdim, beğenmezdim, küçük gelirdi büyük gelirdi, mecbur giyerdim.” dediğini işitmiştim. Bu durumla yaşayan, büyüyen bir kızın evlenmekten kaçması da feminizme yönelmesi de bir noktada normaldir. Erkeklerin esas gündemi kadınlar değil erkekler olmalıdır. Günümüz erkekleri ne istediğini bilmemekte, babaları ve geleneğin ardına sığınarak aslında kadınlara zulmettikleri gerçeğini göz ardı etmeye çalışmaktadırlar. Kadına zulmetmek erkeği helak eder, Allah korusun. Çünkü Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi’nde; “Kadınlar size Allah’ın emanetidir.” demiştir. Zulmeden doğrudan Allah’ın emanetine ihanet etmiştir. Emanete ihanet de münafıklık alametidir.

Ancak bir zulme bakarak istikametin değişmesi de maruz görülmez. Genç bir kız da evliliğin önemini, işleyişini doğrudan ana kaynaklardan öğrenmeli, dinin isteğini yerine getirmelidir. Mehir konusu dahi yanlış anlaşılmaktadır. Ruhsatlar, din evrensel olduğu için verilmiştir. Mehirde bir sınır olsaydı zengine veya yoksula haksızlık olurdu. Bir kadın evleneceği erkeğin durumunu bilir ve ona göre bir mehir ister. Peygamberimiz mehrin az olanını övmüş, çok mehri yermiştir. Erkek zaten nikâhtan sonra karısına ömür boyu bakmak zorundadır; karısı çalışmak istemediğinde onu zorlayamaz, gerekirse ek iş yaparak geçindirir.
Her konu çok geniş kapsamlı ele alınmayı gerektirse bir yazıda toparlamaya çalıştık. Evlilik bizzat dinin öncelediği bir emir olduğu için önemli görülmeli, evliliğe teşvik olmalı, kolaylaştırılmalıdır. Bazı tarikatlarda mürit zikrini hakkıyla yerine getirse de bekâr olduğu için şeyhi tarafından ilerletilmemiştir. Evlilik doğrudan kemale ermek ile alakalıdır. Bir de bu zaviyeden ele alınması gerekmektedir. Günümüzün en büyük eksiği ise budur.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.