Filistin sineması işgale rağmen dünya sinemasında varlık gösteriyor

Yekta Şirin
13:39, 20/09/2024, CumaG: Güncelleme: 12:01, 24/11/2025, Pazartesi
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Filistin sineması işgale rağmen dünya sinemasında varlık gösteriyor
Farklı sinema gelenekleriyle temas, Filistin sinemasına evrensel bir boyut kazandırmıştır.

Filistinli yönetmenler geçmişten günümüze İsrail’in saldırgan işgal politikalarına rağmen ayakta durmaya çalışıp, her türlü zorluğu aşarak, ulusal bir sinema endüstrisinin desteği olmadan Filistin sinemasının varlığını temin etmişlerdir. Bunu yaparken de İsrail ve uluslararası medyanın kurmaya çalıştığı bakış açısını ters yüz ederek karşı anlatı oluşturmuşlardır. Edward Said, bu yönüyle Filistin sinemasının önemini şu sözlerle ifade eder; “medyada pervasızca tekrarlanan klişelere (terörizm ve şiddetle ilişkilendirilen bir görsel kimliği temsil eden maskeli Arap, kefiye ve taş atan Filistinli klişesine) karşı koymaktadırlar.”

Sinema dünyasında çekilen ilk filmin altında imzası bulunan Lumiere Kardeşlerin, 1896 yılında Kudüs’e gelerek
Kutsal Topraklar
adıyla film çekmeleri Filistin sinemasına ayrıcalıklı bir konum kazandırmaktadır. Bu sayede insanlık tarihinde birçok ilkin gerçekleştiği topraklar sinema tarihi açısından da ilklere ev sahipliği yapar. 1920’lere gelindiğinde Filistin’de sinema gösterimleri için mekânlar oluşturulur. Daha çok Mısır’dan gelen yapımlar burada izleyicilere sunulur. Araştırmacılar dönemin gazetelerindeki haberlerden ve ilanlardan hareketle 1948 öncesi Filistin’de film çekildiğini ortaya koymuşlardır. Ancak bu kayıtlara ulaşılamamaktadır. 1935 yılında ise Suud Kralı Abdülaziz Kudüs’e bir ziyaret gerçekleştirir. İbrahim Sirhan tarafından kayda alınan ziyaret 20 dakikalık belgesel-film olarak izleyicilere sunulur ve Filistin sinemasının başlangıcı olarak kabul edilir.

Filistinli gençlerin sinemaya olan ilgilerinin artışı daha çok 60’ların ortasından itibaren gerçekleşir. İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesiyle birlikte halkın bir bölümü ülkesinden göç etmek zorunda kalır.

  • Filistinli gençler gittikleri ülkelerde bir yandan İsrail zulmünü belgelemek diğer yandan da Filistin halkının yaşadığı travmaları dünyaya anlatmak adına çalışmalar gerçekleştirir.
Ürdün’de kamplar kurulur. Daha sonra kamplardaki durum Ürdün devletinde rahatsızlık uyandırır ve 1970 yılında Kara Eylül olarak bilinen saldırı gerçekleşir. Yaşanan acı olayın ardından mülteci kampları Lübnan’a taşınır. Lübnan döneminde Filistinli yapımcılar 20’den fazla film üretirler. Filistinli yönetmenler Filistin Kurtuluş Örgütü’nün destekleriyle Filistin Sinema Birliği adıyla yeni bir yapı kurarlar.
Devrim Günlerinde Filistin Sineması
adlı eseri kaleme alan Nadia Yakub, bu dönemki genç yapımcıların yaşananlara karşı militan bir tepkiyle filmler ortaya koyduklarını belirtir. 1973 yılında yayınladıkları manifesto ile yetersiz gördükleri dönemin Arap sinemasına da sert eleştirilerde bulunurlar. Filistinli gerillaların mücadelesini, direnişi, mülteci kamplarındaki hayatı kayıt altına alırlar. Arjantin’den Fransa’ya, İtalya’ya dünyanın dört bir yanından sinemacıları kamplarda ağırlarlar. Bu dönem daha çok İsrail işgalini, Filistin halkının yaşadığı mağduriyetleri, İsrail’in hegemonik anlatılarını ve Batı medyasındaki manipülasyonları yıkmaya dönük belgesel yapımlara imza atılır. Ticari bir kaygı taşımayan ve Filistin kimliğini merkeze alan bu yapımlarla ilgili olarak Asem Aljaradat, Filistinli yönetmenlerin sinemaya bakış açılarında İsrail’in işgal politikasını meşrulaştırma çabasının etkili olduğunu belirtir; “Filistinli yönetmenlerin bu yönde film yapmalarındaki en büyük çıkış noktası İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılmaya başlayan Siyonizm içeren Hollywood filmleri olmuştur.” Araştırmacılar bu dönemki yapımların sınırlı bütçelerle ve düşük prodüksiyonlarla çekildiğini belirtirler. 1982’de İsrail’in bu kez Lübnan’ı işgal etmesiyle Sinema Birliği üyelerinin korumak için hayatlarını riske attıkları yapımların İsrail tarafından yakıldığı, belge niteliğindeki arşivin yok edildiği tahmin ediliyor. İsrail, hafızayı yok ederek geçmişte yaptıklarının unutulmasına ve Filistin’i yok saymaya, görünmez kılmaya çalışmaktadır. Tam da Edward Said’in, Hamid Dabaşi’nin Filistin Sineması hakkında derlediği kitabın önsözünde de belirttiği gibi Filistin sineması, İsrail’in Filistin’i görünmez kılma politikasına karşı özel bir anlam bulmaktadır.

Tüm engellemelere rağmen 80 sonrası Filistin Sineması’nda dördüncü dönemin başladığı yıllardır. Bu dönemin öncü isimlerinden Elia Süleyman, Hani Ebu Esad ve Michel Khleifi, 2000’li yıllarda gelişecek olan yeni Filistin Sineması’na önemli katkı sundular. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren Filistin’i konu edinen film sayısı artmıştır. Cannes, Toronto, Venedik, Berlin gibi uluslararası festivallerde Filistin filmlerine ve belgesellerine kapılarını açması ülke sinemasının gelişmesine imkan sağlamıştır. Ancak burada Filistin sineması derken ikili bir durumdan söz edildiği unutulmamalı. 1948’den itibaren İsrail saldırılarına karşı Filistin halkının büyük bir bölümü topraklarının dışında yaşamak zorunda kalmıştır. Bu açıdan Filistin sineması derken hem Filistin’de yaşayıp sinemaya katkı sağlayan hem de farklı ülkelerde yaşamını sürdüren Filistinli sinemacılar kastedilmektedir. Zaten geçmiş dönemlerde çekilen ve bugün Filistin sinemasının içinde değerlendirilen filmler önemli oranda farklı ülkelerde çekilmiş, oyuncuların büyük bir kısmı da Filistin harici ülkelerin vatandaşlarından oluşmaktaydı. Rashid Masharawi bir röportajında bu duruma dikkat çekerek, “Filistin sineması"nı var eden şey bireysel film yapımcılarıdır.” ifadesini kullanır. Festivallere katılım ve ulusötesi finans desteği Filistin sinemasına yeni bir boyut kazandırmıştır. İsrail, Filistinlileri belli bir alana sıkıştırıp yok etmeye çalışsa da dünyanın dört bir yanına yayılan Filistinli yönetmenler sanatın gücünü kullanarak sınırları aşıp kendilerine özgü bir dil kurmayı başardılar. Yersiz ve yurtsuzlaştırmaya karşı devrimci sinemanın sınırlarını genişleten hatta bu yaklaşımdan uzaklaşan Filistinli yönetmenler, bulundukları ülkelerde Filistin’de yaşananları konu eden yapımlara imza atarak İsrail zulmünü dünyaya duyurma konusunda daha başarılı sonuçlar elde ettiler. Bu noktada uluslararası sinemaseverlerin gereksinimlerini karşılamak adına bazı siyasi ve estetik tavizler verildiği düşünülebilir. Son tahlilde uluslararası sinema kamuoyunun, kendi pazarındaki yapımların egemen paradigmanın dışında yer almasına rıza göstermeyeceği tahmin edilebilir. Ancak farklı sinema gelenekleriyle temas, Filistin sinemasına evrensel bir boyut kazandırmıştır. Yaşanan acıların farklı biçimlerde anlatılması Filistin toplumunun homojen bir yapıdan oluşmadığını ve kültürel çeşitliliğini gösterdi. Dünya sinemasıyla etkileşim içinde olmaları en politik konuları dahi farklı biçimsel ve üslup çeşitliliğiyle ele almalarına imkan sağladı. İsrail, Hollywood’un gücüyle oluşturduğu streotiplerle karşıtlarını terörist olarak sundu. Parayla, istihabaratla, ajanlıkla, şantajla herkesi dilediği gibi kullanıp algı oluşturdu.

  • Filistinli yönetmenler ise kaba, aşırı genellemeci yargılara karşı, sinemayı bir manipülasyon aracına dönüştürmeden sanatın hakkını verme gayreti içinde oldular.

Kilometre taşı isimleri anmak gerekirse, Filistin sinemasında Hani Cevheriyye’nin özel bir yeri bulunmaktadır. 1939 yılında Kudüs’te dünyaya gelen Cevheriye, çekimleriyle İsrail işgalini belgeleyen bir isimdir. Cevheriye’nin kayıt altına aldığı çekimler büyük oranda İsrail’in Lübnan saldırısında yok edilenler arasındaydı. Bugün Cevheriye’ye ait olan görseller eşinin saldırı öncesinde kurtardıklarından oluşmaktadır. Filistinli sanatçı 1976’da Lübnan’da İsrail saldırılarını kayıt altına alırken bombardıman sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Filistin sinemasının kurucu isimlerinden biri de Mustafa Ebu Ali’dir. Ebu Ali’nin 1940 yılında dünyaya geldiği Kudüs’ün Maliha bölgesine İsrail 1948’de bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırının ardından yakıp yıkılan bölgede yaşamını sürdüren Filistinliler etnik temizliğe tabi tutuldular. Yurdunu terk etmek zorunda kalan Ebu Ali, Berkeley Üniversitesi’nde mimarlık eğitiminin ardından Londra Film Okulu’nda sinema eğitimi aldı. 60’ların sonunda yeniden bölgeye dönen Ebu Ali, Ürdün devletinin yol açtığı Kara Eylül katliamını konu edinen “Ruhla ve Kanla” adlı filmi çekti. 47 yıl boyunca sürgünde yaşamak zorunda kalan Ebu Ali, Oslo görüşmelerinin ardından yeniden ülkesine dönme fırsatını bulmuştu. Ancak faşist İsrail yönetimi yönetmenin kendi doğup büyüdüğü Maliha’yı ziyaret etmesini dahi yasaklamıştı.

Filistinli yönetmen Mustafa Ebu Ali’nin bir diğer önemli özelliği ise yolunun Fransız Yeni Dalga sinemasının en önemli yönetmeni Godard’la kesişmesidir.

  • Godard Filistin direnişi hakkında belgesel çekmek için görüntü yönetmeni Armand Marco ile birlikte Ürdün ve Lübnan’daki mülteci kamplarına giderek çekim yapar. Burada Filistinli direnişçilerle ve kamplarda yaşayan insanlarla görüşür.

Bu çekimlerin ardından Fransa’ya dönen Godard, çekimlerde yer alan insanların büyük bir kısmının saldırlarda yaşamını kaybetmesinin ardından istediği belgeseli ortaya çıkaramaz. Aradan geçen dört yılın ardından ise belgesel “Burada ve Başka Yerde” adlı filme dönüşür. Mustafa Ebu Ali, çekimlerde Godard’la birlikte çalışır. Devrimci sinemanın gelişimi konusunda Godard’ın fikirlerinden etkilendiğini ifade eder. Ebu Ali gerek Filistin’de yaşananları dünyaya anlatan filmleriyle gerekse uluslararası sinemaya sağladığı katkılarıyla Filistin sinemasının öncü isimleri arasında yer almaktadır.

Modern Filistin sinemasının kurucu isimlerinin başında ise Michel Khleifi gelmektedir. 1950 yılında Nasıra’da dünyaya gelen Khleifi İsrail işgali nedeniyle Belçika’ya göç etmek durumunda kalır. Burada sanat eğitimi alır. Çektiği filmler ve belgesellerle başta Cannes olmak üzere birçok uluslararası festivallerden ödül almayı hak kazanır. İlk belgesel yapımlarında kendi topraklarında ayrımcılığa maruz kalan Filistinlilerin yaşadıklarına değinir. 1980 yapımı
Bereketli Hafıza
adlı filmi Cannes’te gösterilen ilk Filistin filmi olur. 1987'de ise Filistin’in bir köyünde düğün yapmak isteyen Filistinli ailenin yaşadıklarını konu edinen Celile'de
Düğün
'ü yönetir. Aile, geleneklerine uygun bir şekilde düğün yapmak ister ancak İsrailli askerler bu düğünün gerçekleşmesi için bazı şartlar öne sürerek türlü zorluklar çıkarır. 1990’da
Taşların Neşidesi
’ni 2009’da ise Dubai Film Festivali'nde En İyi Uzun Metraj Film ödülünü kazandığı
Zindeeq
filmini çekmiştir. Khleifi savaş ve işgal altındaki toprakların hikâyesini ve burada gelişen çelişkileri anlatan yapımlara imza atarark genç Filistinli sinemacılara yeni bakış açıları sunar. Khleifi sinemasında kadınların ön planda olduğu görülür. İsrail’in dışlayıcı politikalarına karşı Filistin direnişini bir insan hakları ve adalet mücadelesi olarak sinemasına taşır.
Elya Süleyman da tıpkı Khleifi gibi 1960 yılında Nasıra’da doğdu. 1981-93 yılları arasında Amerika’da yaşayan Süleyman, burada iki kısa film yönetti. 1994 yılında ülkesine geri dönerek Birzeit Üniversitesi’nde sinema bölümünün kurulması için çalışmalar yürüttü. 1996 yapımı ikinci bölümünde kendi kişisel hikâyesini konu edindiği
Bir Kayboluşun Güncesi
adlı ilk uzun metrajlı filmini çekti. 2002’de İsrail’in yol açtığı çatışmalara ve bu gerilimin gündelik yaşamdaki etkilerine yer verdiği
Kutsal Direniş
filmi, 55. Cannes Film Festivali’nde Uluslararası Jüri Ödülü’nü almaya hak kazandı. 2009 yapımı
Geride Kalan
filmiyle de 62. Cannes Film Festivali’ne yer aldı. 2019’da çektiği
Burası Cennet Olmalı
’da ise farklı şehirlere seyahat eden bir adamın gittiği yerlerde karşılaştığı olayların ona Filistinli olduğunu hatırlatmasını konu eder. İsrail işgallerinin yol açtığı etkileri farklı yöneleriyle sinemasına taşıyan Süleyman, aynı zamanda meselesini evrensel bir üslupla anlatma çabası içinde olmuştur. O filmleriyle sadece İsrail zulmünü değil zulmün, adaletsizliğin, işgalin bizatihi kendisini göstermeye çabalamıştır. Bir röportajında bu çabasını şu sözlerle ifade etmiştir; “Bir film yaptığımda, dünyanın Filistin konusunda bilincini artırma yönünde herhangi bir dürtüye sahip olmuyorum. Eğer izleyici fiili olarak Filistin hikâyesiyle özdeşleşiyorsa, işte o zaman bir şeyler başarmış olacağım. İzleyiciler evlerine döndüklerinde kendi bölgelerinde bir şeyi dünyanın daha iyi olması için değiştirirlerse, o zaman bana göre, oldukça Filistin yanlısı olmuşlardır.”
Uluslararası kamuoyunun Filistin sinemasında önemsediği isimlerden biri de Hany Abu Assad’dır. 1961’de Nasıra’da doğan yönetmen, eğitimini Hollanda’da aldı ve bir süre uçak mühendisi olarak çalıştı. Göç sorunuyla ilgilendi. Bu konuyla ilgili çeşitli belgesellerin yapımında görev aldı. 2002’de sinemaseverlerle buluşan
Rana’nın Düğünü
filmiyle kendinden söz ettirmeye başladı. 2005 yapımı
Vaat Edilen Cennet
, 2013’de çektiği
Ömer
ve 2015 tarihli
Pop Star
filmleriyle sinema dünyasında İsrail işgallerine dikkat çeken yapımlara imza attı.
Vaat Edilen Cennet
Altın Küre'de En İyi Yabancı Film ödülünü kazandı.
Yabancı
film kategorisinde Oscar’a aday gösterildi. Assad, dönem dönem küresel eğilimleri öne çıkardığı gerekçesiyle eleştirelere neden olsa da Filistin sinemasına katkı sağlayan isimler arasında yer almıştır.
Filistin sinemasınının yanında kültürünü ve bölgede yaşanan adaletsizlikleri dünyaya tanıtan yönetmenlerden biri de 1962’de Gazze’deki mülteci kampında dünyaya gelen Rashid Masharawi’dir. 18 yaşında sinema sektöründe çalışmaya başlar. 1990 yılında toplama kampında yaşamak zorunda kalan insanların yaşamını konu edinen ilk uzun metrajlı filmi
Sokağa Çıkma Yasağı
’yla işgal altındaki Filistin topraklarında film çeken ilk yönetmenlerden olur. Arafat ve Rabin’in barış anlaşmasını imzalayacakları dönemde Gazze’deki mülteci kampında yaşananları anlattığı 1996 yapımı
Hayfa
Cannes’de gösterilir. Aynı yıl Ramallah’ta genç sinemacılara destek olmak ve sinema kültürünün gelişmesine katkı sağlamak amacıyla Sinema Yapım Merkezi’ni kurar. Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’te mobil sinemalar aracılığıyla film gösterimleri gerçekleştirir. Çocuklar için okullarda, mülteci kamplarında festivaller düzenler. 2008 yapımı
Laila’nın Doğum Günü
’nde taksi şoförü olarak çalışan babanın planı kızının doğum günü için bir pasta alıp eve gitmektir. Ancak yaşadığı yerin Filistin toprakları olması sıradan görülen bu planı hayata geçirmeyi zor kılmaktadır. Filmde işgal edilen topraklarda bir baba ile kızının ilişkisi anlatılmaktadır. İsrail’in binaları yok edebileceğini ancak Filistin tarihini, kültürünü ve kimliğini asla yok edemeyeceğine dile getiren yönetmen filmlerinde İsrail saldırıları karşısında Filistin halkının gündelik yaşamının nasıl etklendiğini beyaz perdeye yansıtmaktadır.

Masharawi, Filistin topraklarında ilk kısa filmini çekerken türlü zorlukların üstesinden gelmeyi başarır. Öyle ki ilk filminde Alman kameraman arkadaşından yardım alır ve ihtiyaç duyduğu malzemeleri İsrail pasaportu olan Filistinli bir arkadaşı sayesinde toparlar. Yasak olduğundan filmin yönetmeni olarak kendisi gözükmemeye çalışır. Kaçak yollardan filmi çektikleri bölgeye gidip, Alman arkadaşını yönetmen olarak gösterir. Kendisi bu durumu şu sözlerle ifade eder: “Beni yakalarlarsa tutuklanacağımı biliyordum. Ama ne olmuş yani? Film bitene kadar farklı isimler, farklı kimlikler kullanarak ilk iki kısa filmimi bu şekilde yaptım.” Masharawi ayrıca 7 Ekim’den sonra İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği saldırılardan sonra yaptığı açıklamada “Saldırı 7 Ekim’de değil 75 yıl önce başladı” diyerek, Gazze ile ilgili olarak da bir belgesel yapacağını açıklamıştır.

Filistinli yönetmenler geçmişten günümüze İsrail’in saldırgan işgal politikalarına rağmen ayakta durmaya çalışıp, her türlü zorluğu aşarak, ulusal bir sinema endüstrisinin desteği olamadan Filistin sinemasının varlığını temin etmişlerdir. Bunu yaparken de İsrail ve uluslararası medyanın kurmaya çalıştığı bakış açısını ters yüz ederek karşı anlatı oluşturmuşlardır. Edward Said, bu yönüyle Filistin sinemasının önemini şu sözlerlerle ifade eder; “...medyada pervasızca tekrarlanan klişelere (terörizm ve şiddetle ilişkilendirilen bir görsel kimliği temsil eden maskeli Arap, kefiye ve taş atan Filistinli klişesine) karşı koymaktadırlar.”

  • Tarihin gördüğü en büyük saldırılara karşı kendi topraklarında doğan, mülteci kamplarında gelişen ve bugün dünya sinemasıyla etkileşim halinde olan Filistinli yönetmenler, dünyanın dört bir yanında film çekmeye devam ediyor. Kimilerine göre Ulusal Filistin Sineması’ndan bahsetmek mümkün değil.

Hamid Dabaşi de sinema dünyasının Filistin sinemasını nasıl ele alacağını tam olarak bilemediğini belirtir. Ancak insanlık tarihinin en vahşi saldırılarına maruz kalan bir toplumun tüm imkânsızlıklara rağmen uusal bilincini muhafaza ederek, kültürüne, müziğine, sanatına ve siyasetine sahip çıkması büyük bir sanatsal başarıdır. Yok sayılan, üstü örtülmeye çalışılan bir tarihi keşfeden Filistinli yönetmenlerin ulusal sinemalarını oluşturmalarına imkân sağlayacak bir devlet otoritesinden mahrum bırakılmalarına karşın halen Filistin sinemasını/davasını omuzlamaları büyük bir saygıyı hak etmektedir.


Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Başlıklar :filistinsinema
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026