Filistin sineması işgale rağmen dünya sinemasında varlık gösteriyor

Filistinli yönetmenler geçmişten günümüze İsrail’in saldırgan işgal politikalarına rağmen ayakta durmaya çalışıp, her türlü zorluğu aşarak, ulusal bir sinema endüstrisinin desteği olmadan Filistin sinemasının varlığını temin etmişlerdir. Bunu yaparken de İsrail ve uluslararası medyanın kurmaya çalıştığı bakış açısını ters yüz ederek karşı anlatı oluşturmuşlardır. Edward Said, bu yönüyle Filistin sinemasının önemini şu sözlerle ifade eder; “medyada pervasızca tekrarlanan klişelere (terörizm ve şiddetle ilişkilendirilen bir görsel kimliği temsil eden maskeli Arap, kefiye ve taş atan Filistinli klişesine) karşı koymaktadırlar.”

Filistinli gençlerin sinemaya olan ilgilerinin artışı daha çok 60’ların ortasından itibaren gerçekleşir. İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesiyle birlikte halkın bir bölümü ülkesinden göç etmek zorunda kalır.
- Filistinli gençler gittikleri ülkelerde bir yandan İsrail zulmünü belgelemek diğer yandan da Filistin halkının yaşadığı travmaları dünyaya anlatmak adına çalışmalar gerçekleştirir.
Reklam

Tüm engellemelere rağmen 80 sonrası Filistin Sineması’nda dördüncü dönemin başladığı yıllardır. Bu dönemin öncü isimlerinden Elia Süleyman, Hani Ebu Esad ve Michel Khleifi, 2000’li yıllarda gelişecek olan yeni Filistin Sineması’na önemli katkı sundular. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren Filistin’i konu edinen film sayısı artmıştır. Cannes, Toronto, Venedik, Berlin gibi uluslararası festivallerde Filistin filmlerine ve belgesellerine kapılarını açması ülke sinemasının gelişmesine imkan sağlamıştır. Ancak burada Filistin sineması derken ikili bir durumdan söz edildiği unutulmamalı. 1948’den itibaren İsrail saldırılarına karşı Filistin halkının büyük bir bölümü topraklarının dışında yaşamak zorunda kalmıştır. Bu açıdan Filistin sineması derken hem Filistin’de yaşayıp sinemaya katkı sağlayan hem de farklı ülkelerde yaşamını sürdüren Filistinli sinemacılar kastedilmektedir. Zaten geçmiş dönemlerde çekilen ve bugün Filistin sinemasının içinde değerlendirilen filmler önemli oranda farklı ülkelerde çekilmiş, oyuncuların büyük bir kısmı da Filistin harici ülkelerin vatandaşlarından oluşmaktaydı. Rashid Masharawi bir röportajında bu duruma dikkat çekerek, “Filistin sineması"nı var eden şey bireysel film yapımcılarıdır.” ifadesini kullanır. Festivallere katılım ve ulusötesi finans desteği Filistin sinemasına yeni bir boyut kazandırmıştır. İsrail, Filistinlileri belli bir alana sıkıştırıp yok etmeye çalışsa da dünyanın dört bir yanına yayılan Filistinli yönetmenler sanatın gücünü kullanarak sınırları aşıp kendilerine özgü bir dil kurmayı başardılar. Yersiz ve yurtsuzlaştırmaya karşı devrimci sinemanın sınırlarını genişleten hatta bu yaklaşımdan uzaklaşan Filistinli yönetmenler, bulundukları ülkelerde Filistin’de yaşananları konu eden yapımlara imza atarak İsrail zulmünü dünyaya duyurma konusunda daha başarılı sonuçlar elde ettiler. Bu noktada uluslararası sinemaseverlerin gereksinimlerini karşılamak adına bazı siyasi ve estetik tavizler verildiği düşünülebilir. Son tahlilde uluslararası sinema kamuoyunun, kendi pazarındaki yapımların egemen paradigmanın dışında yer almasına rıza göstermeyeceği tahmin edilebilir. Ancak farklı sinema gelenekleriyle temas, Filistin sinemasına evrensel bir boyut kazandırmıştır. Yaşanan acıların farklı biçimlerde anlatılması Filistin toplumunun homojen bir yapıdan oluşmadığını ve kültürel çeşitliliğini gösterdi. Dünya sinemasıyla etkileşim içinde olmaları en politik konuları dahi farklı biçimsel ve üslup çeşitliliğiyle ele almalarına imkan sağladı. İsrail, Hollywood’un gücüyle oluşturduğu streotiplerle karşıtlarını terörist olarak sundu. Parayla, istihabaratla, ajanlıkla, şantajla herkesi dilediği gibi kullanıp algı oluşturdu.
- Filistinli yönetmenler ise kaba, aşırı genellemeci yargılara karşı, sinemayı bir manipülasyon aracına dönüştürmeden sanatın hakkını verme gayreti içinde oldular.
Kilometre taşı isimleri anmak gerekirse, Filistin sinemasında Hani Cevheriyye’nin özel bir yeri bulunmaktadır. 1939 yılında Kudüs’te dünyaya gelen Cevheriye, çekimleriyle İsrail işgalini belgeleyen bir isimdir. Cevheriye’nin kayıt altına aldığı çekimler büyük oranda İsrail’in Lübnan saldırısında yok edilenler arasındaydı. Bugün Cevheriye’ye ait olan görseller eşinin saldırı öncesinde kurtardıklarından oluşmaktadır. Filistinli sanatçı 1976’da Lübnan’da İsrail saldırılarını kayıt altına alırken bombardıman sonucunda hayatını kaybetmiştir.
Filistin sinemasının kurucu isimlerinden biri de Mustafa Ebu Ali’dir. Ebu Ali’nin 1940 yılında dünyaya geldiği Kudüs’ün Maliha bölgesine İsrail 1948’de bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırının ardından yakıp yıkılan bölgede yaşamını sürdüren Filistinliler etnik temizliğe tabi tutuldular. Yurdunu terk etmek zorunda kalan Ebu Ali, Berkeley Üniversitesi’nde mimarlık eğitiminin ardından Londra Film Okulu’nda sinema eğitimi aldı. 60’ların sonunda yeniden bölgeye dönen Ebu Ali, Ürdün devletinin yol açtığı Kara Eylül katliamını konu edinen “Ruhla ve Kanla” adlı filmi çekti. 47 yıl boyunca sürgünde yaşamak zorunda kalan Ebu Ali, Oslo görüşmelerinin ardından yeniden ülkesine dönme fırsatını bulmuştu. Ancak faşist İsrail yönetimi yönetmenin kendi doğup büyüdüğü Maliha’yı ziyaret etmesini dahi yasaklamıştı.
Filistinli yönetmen Mustafa Ebu Ali’nin bir diğer önemli özelliği ise yolunun Fransız Yeni Dalga sinemasının en önemli yönetmeni Godard’la kesişmesidir.
- Godard Filistin direnişi hakkında belgesel çekmek için görüntü yönetmeni Armand Marco ile birlikte Ürdün ve Lübnan’daki mülteci kamplarına giderek çekim yapar. Burada Filistinli direnişçilerle ve kamplarda yaşayan insanlarla görüşür.

Bu çekimlerin ardından Fransa’ya dönen Godard, çekimlerde yer alan insanların büyük bir kısmının saldırlarda yaşamını kaybetmesinin ardından istediği belgeseli ortaya çıkaramaz. Aradan geçen dört yılın ardından ise belgesel “Burada ve Başka Yerde” adlı filme dönüşür. Mustafa Ebu Ali, çekimlerde Godard’la birlikte çalışır. Devrimci sinemanın gelişimi konusunda Godard’ın fikirlerinden etkilendiğini ifade eder. Ebu Ali gerek Filistin’de yaşananları dünyaya anlatan filmleriyle gerekse uluslararası sinemaya sağladığı katkılarıyla Filistin sinemasının öncü isimleri arasında yer almaktadır.
Reklam





Masharawi, Filistin topraklarında ilk kısa filmini çekerken türlü zorlukların üstesinden gelmeyi başarır. Öyle ki ilk filminde Alman kameraman arkadaşından yardım alır ve ihtiyaç duyduğu malzemeleri İsrail pasaportu olan Filistinli bir arkadaşı sayesinde toparlar. Yasak olduğundan filmin yönetmeni olarak kendisi gözükmemeye çalışır. Kaçak yollardan filmi çektikleri bölgeye gidip, Alman arkadaşını yönetmen olarak gösterir. Kendisi bu durumu şu sözlerle ifade eder: “Beni yakalarlarsa tutuklanacağımı biliyordum. Ama ne olmuş yani? Film bitene kadar farklı isimler, farklı kimlikler kullanarak ilk iki kısa filmimi bu şekilde yaptım.” Masharawi ayrıca 7 Ekim’den sonra İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği saldırılardan sonra yaptığı açıklamada “Saldırı 7 Ekim’de değil 75 yıl önce başladı” diyerek, Gazze ile ilgili olarak da bir belgesel yapacağını açıklamıştır.
Reklam
Filistinli yönetmenler geçmişten günümüze İsrail’in saldırgan işgal politikalarına rağmen ayakta durmaya çalışıp, her türlü zorluğu aşarak, ulusal bir sinema endüstrisinin desteği olamadan Filistin sinemasının varlığını temin etmişlerdir. Bunu yaparken de İsrail ve uluslararası medyanın kurmaya çalıştığı bakış açısını ters yüz ederek karşı anlatı oluşturmuşlardır. Edward Said, bu yönüyle Filistin sinemasının önemini şu sözlerlerle ifade eder; “...medyada pervasızca tekrarlanan klişelere (terörizm ve şiddetle ilişkilendirilen bir görsel kimliği temsil eden maskeli Arap, kefiye ve taş atan Filistinli klişesine) karşı koymaktadırlar.”
- Tarihin gördüğü en büyük saldırılara karşı kendi topraklarında doğan, mülteci kamplarında gelişen ve bugün dünya sinemasıyla etkileşim halinde olan Filistinli yönetmenler, dünyanın dört bir yanında film çekmeye devam ediyor. Kimilerine göre Ulusal Filistin Sineması’ndan bahsetmek mümkün değil.
Hamid Dabaşi de sinema dünyasının Filistin sinemasını nasıl ele alacağını tam olarak bilemediğini belirtir. Ancak insanlık tarihinin en vahşi saldırılarına maruz kalan bir toplumun tüm imkânsızlıklara rağmen uusal bilincini muhafaza ederek, kültürüne, müziğine, sanatına ve siyasetine sahip çıkması büyük bir sanatsal başarıdır. Yok sayılan, üstü örtülmeye çalışılan bir tarihi keşfeden Filistinli yönetmenlerin ulusal sinemalarını oluşturmalarına imkân sağlayacak bir devlet otoritesinden mahrum bırakılmalarına karşın halen Filistin sinemasını/davasını omuzlamaları büyük bir saygıyı hak etmektedir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.