Hezarfen Ahmet Çelebi efsanesi ve tarihî gerçeklik

Uçmak bir hayalin en üst noktasıdır insanlar için. Kuşları izlemek, onların kanat çırpışlarındaki ahengi görerek bulutlarla buluştuğunu düşünmek sonsuzluğu ulaşmak gibi bir duygu olsa gerek. Şehirlere, denizlere, dağlara, ormanlara, insanlara yüksekten bakmak özgürlüğün en üst noktasıdır. İnsana hâkimiyet duygusunu verir özgürlüğe kanat çırpmak.
Masallar misali diyebiliriz buna. Zümrüdüankanın kanatlarına sımsıkı sarılıp kıtalar boyunca uçmak veya uçup giden kuşların hayaliyle uzak diyarlara gitmek hep içimizdeki uçma arzusundan geliyor. Binbir Gece Masalları’ndaki uçan halı okuyan herkesin hayali olmuştur. Güzeldir bir halının üzerinde dünyayı turlamak. Çocuklar için de aynı durum geçerli. Hayali sorulunca kanatlarının olmasını ister ve “Kuş gibi uçayım.” der çocuklar.

Belki de Hezarfen Ahmet Çelebi’ye uçma isteğini de içindeki özgürlük duygusu vermiştir. Herkesten farklı olmak, tüm şehre yüksekten bakmak ve bir kuş misali süzülmek şehrin üstünde, insana hissetmeği duyguların zirvesini sunabilir.
Hezarfen’in kanatları
Bir Hezarfen hayal edelim. XVII. yüzyıldayız. Padişah IV. Murat. Uçmayı hayal eden, hayatının gayesi hâline getirmiş hayal gücü çok yüksek bir genç var. Sürekli denemeler yapıyor. Uzun süre kuşları izliyor. Çıkıyor dağlara, bayırlara, tepelere. Uzanıyor çimlerin üstüne. Kuşların nazlı nazlı kanat vuruşlarını izleyip kendinden geçiyor. “Ben de uçabilirim.” fikri aklının içinde dönüp duruyor. Çocukluğundan beri bu hayal hiç yakasını bırakmıyor. Kendi kurduğu atölyesinde denemeler yapmaya başlıyor. Kuşları yakından takip ediyor. Büyük bir kanat yapmaya başlıyor. İnce, hafif ama dayanıklı malzemeler kullanarak kendisini taşıyacağına inandığı kanatlarını kollarına sımsıkı bağlıyor. Soluğu Galata Kulesi’nde alıyor çünkü o devirde şehrin en yüksek yapısı burası. Çıkıyor kulenin en üstüne. Şöyle bir bakıyor boğaza doğru. Derin derin nefes alıyor. Kulenin kenarındaki yükseltiye çıkıyor. Bir kez daha bakıyor şehre. Üsküdar’ı gözüne kestiriyor. Hafif bir rüzgâr var. Bu iyi. Gözlerini kapatıp tertemiz havayı ciğerlerine çekiyor. Rüzgârın biraz daha sert esmesini bekliyor. Rüzgârın şiddeti artınca kendini boşluğa bırakıyor. İşte tam da hayal ettiği yerde şimdi. Kanatları onu bir kuş misali uçuruyor. İnsanların hayretle ona baktıklarını görebiliyor. Az sonra denize ulaşıyor. Rüzgârın etkisiyle denizin üzerinde hafif sağa sola gidiyor. Hatta bir ara Sarayburnu’na doğru gidecek gibi oluyor ama kendine yön vermesi için yaptığı ipi hafif sola çekince tam ortalıyor denizi. O anda nerden bilsin ki padişah IV. Murat’ın köşkün balkonundan kendisini gördüğünü? Kız Kulesi’nin tam üstünden geçiyor. Sonra hedefini tutturmak için biraz daha yön veriyor kendine. Şimdi Üsküdar tam karşısında. Doğancılar Meydanı’na doğru yöneliyor. Elindeki ipi sıkıp gevşeterek meydanın tam ortasına iniyor. Onu uçarken görenlerin alkış ve sevinç çığlıkları eşliğinde kanatlarını toparlayıp bir kenarda soluklanıyor. Daha nefesini tam bitiremeden saraydan gelen muhafızların kollarında uçuyor bu kez. Kayıkla bir anda karşıya geçip Sultan IV. Murat’ın önünde buluyor kendini. Padişahtan övgü dolu sözler duyuyor, el etek öpüyor. Bir kese altını alıp evinin yolunu tutuyor bu kez kanatlarını sırtlanıp yürüyerek. Padişahtan aldığı bir kese altının keyfini sürmeyi hayal ediyor. Az değil bir kese altın. Aradan birkaç gün geçince eve saray muhafızları geliyor. Bir kese altın daha gelecek diye sevinirken muhafızlardan en yaşlı olanı kuşağından bir ferman çıkarıyor ve okuyor Hezarfen’e. Sonuç, Cezayir’e sürülüyor uçan adam. Sebep padişahın, “Bugün uçan yarın neler yapmaz ki…” sonucuna ulaşması olarak gösteriliyor ve Hezarfen ömrünün sonuna kadar Cezayir’de sürgün hayatı yaşıyor.

Evliya Çelebi’nin kerameti
Hikâye mi dersiniz, masal mı, efsane mi hepsi bu kadar. Peki adına romanlar, hikâyeler yazılan, filmler çevrilen, çizgi film kahramanları icat edilen Hezarfen gerçekte kimdi? Tarihî gerçeklik olarak elimizdeki bilgi kaynağı tek. Tarihte Hezarfen Ahmet Çelebi diye bir kişiden bahseden tek kaynak Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’si. Hezarfen adına tarihin hiçbir kaynağında başka yerde en küçük bilgi yok. Döneminin de tahmin edilmesi yazıda geçen padişah isminden anlaşılıyor.
Evliya Çelebi’nin 10 ciltlik Seyahatnâme ’sinin 1. cildinin 770. sayfasında Hezarfen Ahmet Çelebi şu cümlelerle yer alıyor:
“Hezârfen Ahmed Çelebi: İbtidâ Okmeydânı minberi üzre yıldız rûzgârı şiddetinde kartal kanatlarıyla sekiz tokuz kerre eflâkde pervâz ederek ta‘lîm edüp ba‘dehu Sultân Murâd Hâ[n], Sarâyburnu'nda Sinânpaşa köşkünden temâşâ ederken Galata kullesinin tâ zirve-i a‘lâsından Ahmed Çelebi lodos rûzgârıyla uçup Üsküdar’da Doğancılar meydânına düşdüğü müsbettir. Ba‘dehu Murâd Hân bir kîse altun ihsân edüp Hezârfen Ahmed Çelebi'yi Cezâyir'e nefy-i ebed edüp anda merhûm oldu. Ahmed Çelebi hakkında Murâd Hân, bu âdemden pek havf edecekdir kim her ne murâd edinse elinden gelir, deyü nefy etdi.”


Uçan bir kahraman: Hezarfen
Hezarfen’le ilgili elimizdeki tek kaynak bu satırlar. Bir kahraman, mucit ortaya çıkıyor. Adını günümüzde bile bilmeyen yok ama her şey Evliya Çelebi’nin 7-8 satırında gizli. Bu uçuşu o zamanın şartlarında binlerce insanın gördüğünü var sayarsak acaba bu olay neden başka hiçbir kaynakta yer almadı diye düşünülebilir. Vakanüvislerin böylesine sıra dışı bir olayı atlamaları çok da mümkün görünmüyor. Padişahın sürgüne gönderdiği bir kişinin kayıtlara geçmesinden çekinmiş olabilir tarihçiler. Evliya Çelebi, Türk ve dünya tarihinin en önemli seyyahlarından. Onun yazdığı her cümle dünya üzerindeki küçücük bir noktanın dahi bugünlere ulaşan bir yüzünü bize gösteriyor. Tüm bunların yanında Evliya Çelebi’nin gerçekle hayali harmanladığı, bazı anlatımlarda akılları zorlayan abartılara yer verdiği gerçeğini de unutmamak gerek. Böyle bir olayı tamamen hayal dünyasında tasarlamış olabileceği gibi kulaktan dolma bilgileri bir not olarak eserine almış da olabilir. Ya da gerçekten böyle bir kişi vardı, uçmak gibi bir hayalin peşinde koşup durdu ama imkânsızlıklar ya da zamanın şartlarından dolayı bir türlü uçma hayalini gerçekleştiremedi. Hezarfen de böyle bir şeyler duydu. Zaten sınır tanımayan bir hayale sahip olan Çelebi, kafasında böyle bir uçan adam tasarladı ve eserine aldı.

Bugün, Hezarfen Ahmet Çelebi konulu onlarca kitap yazıldı. Romanlar, hikâyeler, masallar, bilimsel kitaplar hep onun uçuş macerasını anlattı. Yönetmen Mustafa Altoklar, İstanbul Kanatlarımın Altında isimli bir film yaptı. Tüm bunlar içinde tek kaynak Evliya Çelebi’nin satırları idi. Hezarfen Ahmet Çelebi bir mucit olabilir ama onu edebiyat ve bilim dünyasına kazandıran isim Evliya Çelebi’dir.
Günümüzde uçmak Artık hayal olmaktan çıktı hatta uçuyor olmak sıradanlaştı bile diyebiliriz. Eskiden uçağa binmek bir hayalken artık neredeyse her şehirdeki havaalanlarından uzak diyarlara doğru havalanan uçakları görmek mümkün. Uçaklar, jetler, helikopterler, insanlı insansız hava taşıtları derken gökyüzü Hezarfen’in hayalini gerçekleştirircesine ardında uzun ince bir toz bulutu bırakan araçlar gökyüzünde dönüp duruyor. Hayal kahramanı olsa bile tarihin bir sayfasından gökyüzüne süzülüp İstanbul’u temaşa eyleyen bir Hezarfen Ahmet Çelebi içimizdeki uçma arzusunu yerine getirdiği için hâlâ aramızda yaşamaya devam ediyor. Onun içindeki umut ve hevesi yaşatmak için süzülüp duruyoruz diyarlardan diyarlara. Ve böylesine bir kahraman oluşturduğu için Evliya Çelebi’ye olan hayranlığımız devam ediyor.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.