İkra emri ve tasavvufta ümmilik anlayışı

Yasin Taçar
10:00, 28/02/2026, Cumartesi
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
İkra emri ve tasavvufta ümmilik anlayışı
Tasavvufta okumak ve ümmilik

Kişinin kendi çalışmasıyla, okumasıyla ulaştığı ilme zahirî ilim denmiş, Allah’ın ona ihsanıyla ulaştığı hakikate ise vehbî ilim veya marifet denmiştir. Her ehli marifet bir yanıyla ümmidir bu nedenle.

Peygamber Efendimiz’e (sav) inen ilk ayetin “Oku” emri olduğu malumdur. Bu emirle birlikte ilgili surenin ilk ayetleri müfessirler tarafından, Cenabıhakk’ın Hz. Peygamber’in şahsında bütün Müslümanlara okumayı emretmesi, onları kalemle yazmaya ve ilimde gelişip yetkinleşmeye teşvik etmesi şeklinde yorumlanmıştır. Yine bu emrin surede iki defa tekrar etmesi ise, okumanın ve bilme eylemlerinin dinde, insan hayatında ne kadar önemli olduğunu gösterdiği şeklinde algılanmıştır. Ne ki, Peygamber Efendimiz (sav) nihayetinde “Ben okuma bilmem” demiştir.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku” ayetinin açıklamasını büyük mutasavvıf Kuşeyrî şu şekilde yapmıştır: “Bu sure Cebrail kendisine havada görünüp sonra geldiğinde, Hz. Peygamber’e nazil olan ilk suredir. Cebrail ona ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku’ dedi. Bütün insanlar isteyen iken Hz. Peygamber murat, yani istenilen oldu. Hz. Peygamber bu emre ‘Ben okuma bilmem’ diye cevap verdi. Sonra Cebrail ‘Benim sana okuyacağım şekilde oku’ dedi ve şöyle devam etti: ‘Yaratan Rabbinin adıyla oku!’”

Şüphesiz mutasavvıfların bakışını Peygamber Efendimizin ümmi olması, okuma bilmem demesi ve ona “Yaratan Rabbinin adıyla oku” emrinin gelmesi etkilemiştir. Buna göre okumak, yani görmek, yani gerçeği keşfetmek, gerçekle göz göze gelmek, eşyanın hakikatini görmek; kişisel çabayla veya kişi okumasını bildiği için değil, doğrudan Allah’ın ihsanıyla gerçekleşir. Ümmi olmak bu manada batılı bilmemek veya Allah’ın okutmasıyla okumaktır. Kişinin kendi çalışmasıyla, okumasıyla ulaştığı ilme zahirî ilim denmiş, Allah’ın ona ihsanıyla ulaştığı hakikate ise vehbî ilim veya marifet denmiştir. Her ehli marifet bir yanıyla ümmidir bu nedenle. Ya da şöyle demek daha uygundur: Sen hakikate ulaşmak istiyorsun, marifet ilmine talipsin, o hâlde yapman gereken ümmi olmak!

İkra motifi.
İkra motifi.

Bu durum tasavvufta okumanın, kitapların değersiz görüldüğü gibi bir sonuca götürmez insanı. Sonuçta mutasavvıflar kitaplar yazmışlar, daha önce yazılmış büyük sufilerin kitaplarını okutmuşlardır. Eğer kendileri yazmadıysa sohbetleri müritleri tarafından yazıya dökülmüş ve kitaplaştırılmıştır. Bu açıdan bir arifin eserini okumak, onun sohbet meclisinde gezinmek ve manevi zevkler seyranına katılmak gibidir; ayrıca arifin himmetine talip olmaktır da. Burada sufilerin dikkat ettiği husus dervişlerin kendi yollarının büyüklerinin eserlerine öncelik ve ağırlık vermeleri olmuştur. Diğer yolların büyüklerinin eserlerinden de istifade edilmiş ama yolun usulleri konusunda temkin sahibi olunmuştur.

Cenabıhak, Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Sana Kur’an’ı Biz okutacağız ve aslâ unutmayacaksın.” (A'lâ 87/6) Dolayısıyla, marifet ilmi Kur’an’ın, Kur’an’daki hakikatin, eşyanın hakikatinin kula Allah tarafından ihsan edilmesi, ayan olmasıdır. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin (sav) manevi hâllerinin sünnetteki karşılığıdır. Bu durum ayette şu şekilde bildirilmiştir: “Ayetlerimizi afakta ve enfüste onlara göstereceğiz. Onun gerçek olduğu açıkça belli olsun diye. Rabbinin her şeye tanık olması yeterli değil mi?” (Fussilet 42/53) Marifetten maksat sadece enfüs, yani iç âlem değildir. Onun afakta görülmesi de buna dahildir. Kul, dış âlemde, sadece dış âlemi görmekle kalmaz, gördüğünün ötesindeki gerçeği, görülenin hakikatteki boyutunu, yani eşyanın hakikatini de görmüş olur.

Tasavvufta müridin süluk yoluna girmesi, mücahede etmesi ve nefsine tahakküm kurmak için çabalaması dahi esasında marifet ilmi içindir. Mürit, marifeti amaçlamaz, amaçlamayarak kendine marifeti perde kılmaz ancak yolun sonuna varabilenin ulaşacağı nokta da yine marifet olur. Müridin amacı Allah’a hakkıyla kulluk edebilmektir, hakkıyla kul olabilene Allah’ın ihsanı marifettir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Bildiği ile amel edene Allah bilmediklerini öğretir.”

Böylece Hz. Peygamber (sav) müminlere nasıl amel ve kulluk edeceklerini öğretmiştir. Burada onlara öğretilen İslam’ın beş şartı, imanın altı şartı, 32 farz gibi hususlarla namazın nasıl kılınacağı, vakitleri, namazı bozan durumlar ve aynılarının oruç, zekât gibi diğer ibadetlerdeki boyutlarıdır. Nelerin günah olduğu, nelerin sevap olduğu gibi durumlarla mümin Allah’a kulluk eder. Daha sonra mümin taliplik durumuna erişir, talip olduğunda Allah ona bir şeyh nasip eder. Nasıl ki her ilmin bir hocası vardır, hocanın rehberliğinde eğitim gerçekleşmektedir; aynı şekilde hakikat ilminin hocası, rehberi de şeyhler, mürşitlerdir. Mürşit, müride bilmediklerini öğreten değildir; ona esasında bildiklerini bildirir fakat mürit bu sefer bu bildikleriyle yeni boyut ve açılımlarıyla amel eden konumdadır. Nihayetinde belli aşamalar geçildikçe, kalbi temizlendikçe Allah ona bilmediklerini ihsan eder.

Dolayısıyla mümin bilmeyen makamındadır yani ümmidir. Müridin asıl vasfı ümmi olmasıdır. O ümmi olduğu için bir mürşide intisap etmiştir. Mürşit de ümmidir, ona da Allah ihsan etmiştir. Ümmilik, Peygamber Efendimizin miras olarak bıraktığı sünnetidir ve kişiyi marifete ulaştıracak olan yoldur. Nitekim Yunus Emre bir şiirinde bu durumu şöyle özetler:

Şu söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil
Şu yürüyen halktan değil, Halık avazından gelir

Bu hâlin ilmine vakıf olmayanlar, özellikle bu hususlardan ötürü ariflere düşmanlık sergilemişler; farkında olmadan aslında Allah’ın buyurduğu bir ayete ve Peygamberimizin hadislerine düşmanlık etmişlerdir. Onlar ariflerin vahiy aldıklarını söylediğini iddia etmişler, böylesine iftiralar atma cüreti göstermişlerdir. Oysa arifler vahiy almamışlar, Allah’ın ayetlerini afakta ve enfüste kendilerine gösterdiği kullardan olmuşlar, ayrıca Peygamber Efendimizin bildiğiyle amel edenler şeklinde tarif ettiği zümreye katılmışlardır. Bu perspektifle ariflerin hayatına baktığımızda gerçekten sâlih amel noktasında zirve bir durumla karşılaşırız. Onlar yaşadıkları çağda adeta yaşayan sünnet olarak meydanda belirmişlerdir.

Peygamberimizin (sav) “Müminin ferasetinden sakının. O, Hakk’ın nuruyla bakar” buyurduğu hadisinde feraset şeklinde tanımladığı durum da yine aynı hususa işaret etmektedir. Hz. Ali Efendimiz “Allah vahyi Hz. Muhammed’e (sav) indirmiştir. Bize yahut bir başkasına O’na indirdiğinden indirmemiştir. Ancak bazı kullarına ince anlayış vermiştir. Biz, Allah’ın verdiği o anlayışla anlarız” demiş ve bahsettiğimiz marifetten dem vurmuştur.

Nitekim sahabe içerisinde özellikle İbn Abbas (ra) ayetleri tefsir etmesiyle meşhur olmuştur. Diğer sahabe efendilerimiz ayetleri ona sormuşlardır. Kuran aynı dönemde bütün sahabeye inmiştir. Dilleri de Arapçadır. O halde İbn Abbas’ın müfessir olarak öne çıkması ayetleri anlamadaki derinliğindendir. Allah ona farklı bir anlayış, feraset vermiştir.

Okumak sadece harflere ve dilbilgisi kurallarına aşina olmaktan ibaret kalmaz. Hatta asıl okuyanlar ümmilerdir dahi denilebilir. Çünkü onlar görülenden görülmeyeni okuyabilmektedirler.
Okumak sadece harflere ve dilbilgisi kurallarına aşina olmaktan ibaret kalmaz. Hatta asıl okuyanlar ümmilerdir dahi denilebilir. Çünkü onlar görülenden görülmeyeni okuyabilmektedirler.

Dolayısıyla metinde yazılan görünüm olarak herkes için aynıdır fakat muhteva olarak farklıdır. Herkes aynı şeye bakar fakat birbirlerinden farklı şeyler görür, bu farklılık seviye ve mertebe farklılığıdır. Hal böyle olunca ümminin metinden anladığı ile bir araştırmacının metni çözümleyerek anladığı şeyler farklıdır. İlki metin hakkında Allah’ın gönlüne ihsan ettiği bilgiyle konuşur, ikincisi ise metne bakar ve kendi birikimi ile çözebildiği kadarını konuşur. Bu durumda okumak sadece harflere ve dilbilgisi kurallarına aşina olmaktan ibaret kalmaz. Hatta asıl okuyanlar ümmilerdir dahi denilebilir. Çünkü onlar görülenden görülmeyeni okuyabilmektedirler, okurlar ise tüm bilgi alışverişini görülenler üzerinden sürdürmekte ve bitirmektedirler.

Hz. Mevlânâ, Mesnevî’de nahivci ile gemicinin hikâyesini anlatır:

Bir nahiv (dilbilgisi) âlimi gemiye binmişti. Sefer esnasında ilmine mağrur bir şekilde gemici ile sohbete koyuldu. Gemiciye zaman zaman muhtelif sualler sordu ve muhatabından “bilmem” cevabını alınca ona karşı ilmiyle böbürlenerek:

“Yazık! Cehaletin sebebiyle ömrünün yarısını heba ve ziyan etmişsin.” diyerek onunla dalga geçti.

Temiz kalpli gemicinin bu küçük düşürücü davranışa gönlü kırıldıysa da olgunluk gösterip nahivciye cevap vermedi, sustu. Derken şiddetli bir fırtına çıktı ve gemiyi müthiş bir girdabın içine sürükledi. Herkesi büyük bir telaşın kapladığı o hengâmede gemici, nahivciye dönerek:

“Ey üstat, yüzme bilir misin?” diye sordu.

Nahivci, solmuş sararmış bir vaziyette titrek bir sesle kekeleyerek:

“Hayır bilmem!” dedi.

Bunun üzerine gemici, mahzun bir eda ile şu mukabelede bulundu:

“Nahiv bilmediğim için benim yarı ömrüm mahvolmuştu, öyleyse şimdi senin bütün ömrün mahvoldu. Zira gemimizin bu girdaptan kurtulma imkânı yoktur. Ey nahivci! Bu deryada nahivden ziyade yüzme ilminin daha faydalı ve zaruri olduğunu bilmiyor muydun?”

Burada nahivden kasıt zahirî ilimlerdir. Onu bilmemekle ömrün tamamının değil yarısının boşa geçmesinden kasıt da zahirî ilimlerin tamamen önemsiz olduğunun düşünülmemesidir. Zahirî ilimler bu dünya nizamının sürmesi ve kişinin geçimini temin etmesi için elbette zaruridir. Ancak ahiret ele alındığında sadece zahirî ilimler yetersiz gelebilmektedir. Yüzme üzerinden ise marifet ilmi kastedilmiştir. Bir insan zahirî ilimlerde, beşerî ilimlerde zirve konumda olsa ancak Allah’ın dinini bilmese, şeriatın ahkâmlarından haberdar olmasa ve bu şekilde ömrünü tamamlasa ahireti ziyan olacağından onun bütün ömrü mahvolur.

Bir de modern hayatın doğuşuyla birlikte modern sanat ortaya çıkmış ve modern sanatın muhtevasından ötürü sanat eserleri bazen çok umutsuz bazen karanlık bazen ise doğrudan kötüyü süsleme aracı olarak kullanılmıştır. Bir insanın okuma eylemini sürdürürken neyi ne kadar okuduğu kalp sağlığı açısından oldukça önemlidir. Okunan her cümle beyne yerleşir, oradan kalbe sirayet eder ve yeni fikirlerin doğmasını sağlar. Dolayısıyla kulaktan, gözden aşılandığımız her söz zihinde döllenir. Bir insan sürekli karamsar, umutsuz metinler okursa onun ruh hâli de zamanla karamsar olur. Bir insan sürekli insanın, yaşamın karanlık yönlerine dair düşüncelere maruz kalırsa onun bakışı da zamanla karanlıklaşır, aydınlığı ve güzelliği görmesine bu saldırı mâni olur.

Her eylem ya maneviyatımıza ya da nefsimize hitap eder, böylece her eylemle ya maneviyatımız güçlenir ya da nefsimiz daha da beslenir. Dinî bir sema da sadece eğlence amaçlı yapılmış bir şarkı da müziktir ancak birisi kalbe iyi gelirken birisi nefse iyi gelir ve nefse iyi gelen müzik aynı zamanda kalbe zarar verir. Aynı şekilde okuduklarımızla da kalbimizin durumu etkileşim içindedir. Bu nedenle vaktimizi ayırdığımız ve kalbimizi beslediğimiz metinler hususunda seçmeci davranmamız zaruridir.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026