İncir kültürü mitoloji ve dinlerde nasıl yer buldu?

Mutfak camından annemleri izliyorum. Teneke leğenlerde çamaşır yıkıyorlar. Bir ağaç bazen görüşümü engelliyor, boyum yetmiyor sanırım. Kocaman kıvrımlı gövdesi ve neredeyse göğe uzanan dallarında heybetli yaprakları var.
Babaannemin seslenmesiyle kendimi o heybetli ağacın altında, babaannemin yamacında buluyorum. Kıvrımlı dalları arasından henüz yeşil ve küçük olan incirin başını koparıp akan sütü parmaklarımın üzerindeki siğillere sürüyor. Fısır fısır duaya devam ederken bir an göğe mi yükseleceğiz diyor çocuk aklım. “Süt kardeşi mi olduk incirle?” diyorum, babaannem şaşkın anneme bakıyor ve birlikte gülüyoruz. En sevdiğim küçük ve mor incirleri her mevsim tutkuyla bekleyişimin bu hatırayla ilgisi olduğuna neredeyse iman ediyorum. Hayatımızın mihenk taşı kutsal kitabımızda yemin edilen bir meyve olmasını öğrenmemeyse yıllar var.
Kendi başına dalından koparıp yiyeceğimiz mükemmel bir meyve olmasına rağmen bir yemek yarışması için tatlı yapmaya karar veriyorum incirle. Kulağıma bir yerlerden çalınan tarifi deniyorum. Az karanfil, tarçın çubuğu ile fırınladığım inciri şurubuyla birlikte kristal kâseye alıp üzerine manda kaymağı ve iki yaprak taze naneyle servis ediyorum. Çok sade ama muhteşem renk kontrastı ve tadıyla birinci oluyor.
İncir severler genellikle ikiye ayrılır. Renk ayrımı gözetmeksizin sevenler ve mor ya da yeşil sevenler. Ben Aydın Bardacık inciri yiyene kadar minik mor incirleri severdim. Ama o minnoş boyunun içinde taşıdığı büyüleyici lezzetiyle Bardacık inciri insanı mest ediyor. Semt pazarlarını ziyaret etme alışkanlığınız varsa olmamış yeşil incirlerin soyulmuş hâlde poşetlerde satıldığına rastlamışsınızdır. Onun da reçeli pek hoş olur. Daha çok şekerleme olarak pastacılıkta kullanılsa da kahvaltı sofrasında veya yemek üzerine tatlı olarak tüketmeyi seveni de çoktur.
Reklam

İnsanlık tarihi kadar geçmişi olan kadim meyve
İncir semavi dinlerin hepsinde kendine yer bulurken mitolojik, mistik hatta folklorik hikâyelerin de başrol oyuncusu. Kur’an-ı Kerim’de Tin suresinde Allah, “incir ve zeytin üzerine and olsun” (Tîn 95:1) diye yemin eder. Peygamberimizden rivayet edilen bir hadiste “Bir meyvenin cennetten indiğini söyleseydim inciri söylerdim; çünkü cennet meyvesi çekirdeksizdir. İncirden yiyiniz.” diyerek incirden bahsetmektedir.
Neredeyse insanlık tarihi kadar geçmişi olan bu kadim ağaç görkemli, kıvrımlı gövdesinde, büyük ve damarlı yapraklarında kadim medeniyetlerin kültürünü ve birikimini taşıyor diyebiliriz. Yaban arıları incirin varlığını devam ettirebilmesine yardımcı oluyor. Her incir türünün devamı için o türle ortaklık geliştiren bir yaban arısı türü var ve bu ortaklık neredeyse 80 milyon yıl önceye dayanıyor. Tabii bu lezzetten sadece arılar değil toplamda 1200 canlı türü besleniyor.
Bugün dünyanın her yerinde insanlar incirin tadına hâkim olsa da binlerce yıl önce sadece Anadolu’da yaşayan uygarlıkların bildiği bir meyveydi. Tarih öncesi zamanlarda Doğu Akdeniz ve Arap yarımadasına yayılan incir adını Karya bölgesinden alması hasebiyle botanik olarak Ficus Karya yani “siyah incir” olarak adlandırılmış.
İncirin varlığını devam ettirebilmesi için yaban arılarına ihtiyacı olduğu gibi erkek ve dişi iki cinsi de gerekir. Bu durumu onu mitolojide hayatın ve aşkın sembolü yapmıştır. Antik Yunan’da doğurganlığı, evliliği, günahtan arınmayı simgelerken İtalya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde de çocuğu olmayan kadınların “ruhani eşi” olarak ilahlaştırılmış.
Reklam
Babil İmparatoru II. Nebukadnezar’ın da efsanevi asma bahçelerine, incir ağaçları diktirdiği, Eski Mısır’da düşman ordularını zayıflatmak amacıyla askerlerin incir ağaçları ve asmalarını keserek ilerlediği, Kleopatra’nın inciri çok sevdiği, firavunların mezarında onlarla birlikte gömülen eşyaların arasında fosilleşmiş kuru incirin de bulunduğu bilinir.
“İyi” ve “kötü” bilgisini barındırdığı düşünülen incir ağacı, Güney Doğu Asya’da ölümsüzlüğün sembolü; “temiz bir ahlâkın yol göstericisi” olarak da anılır.

Buda’nın incir ağacı altında otururken aydınlanma yaşadığı söylenir
Budizmin temellerini oluştururken bir incir ağacının altında oturduğu söylenir. İncirden bahsederken sadece meyvesine değil yaprağının ve gövdesinin de -yani her şeyine- bir kutsiyet atfedildiğini görürüz. Siddhartha’nın Budizmin temellerini oluştururken bir incir ağacının altında oturduğu söylenir. Buda’nın zenginlik, felsefe, yoga ve keyifli bir yaşam için her şeyi denediği ama incir ağacının altında otururken eline yaprağını aldığı ve aydınlanma yaşadığı söylenir.
“Siddhartha, Bodhi ağacı da denilen bu ağaçtan bir yaprak koparıp ona baktı. Ağacın özünde, evrenin özü̈ vardı. Onun öğrencileri de onun gördüğünü̈, aynı parıltıyla ışıldarken gördüler. Siddharttha Gautama, dünyada otuz beş yaşında düşünüldüğü zaman bir Buda olarak uyanmış biriydi ve durmaksızın dönen zaman tekerleğinin özgürlük olacağını biliyordu. Çünkü̈ o acıların üstesinden nasıl geleceğini öğrenmişti.”
Yazıyı bitirip dergiye göndereyim ve Zanzibar’a öyle geleyim diye düşünmüştüm, tam şu satılarda. Sonra Zanzibar’daki banyan ağacı geldi aklıma ve onun altında yazıyı sonlandırmaya karar verdim. Zira bu yazıyı hazırlarken yaptığım okumalarda İncir ve banyanın aynı aileden olduğunu öğrendim.

Şöyle ki: “Budistlerin kutsal metinlerinde bahsedilen Bodhi ağacı aslında Ficus Religiosa adıyla bilinen incir türü. Hint edebî metinlerinde, efsane ve söylencelerde bu ağaç, her tarafa yayılan yaprakları ve kökleri yüzünden gizemli sayılıyordu. Bugün Hintlilerin çoğu bodhi ağacının pippala yani banyan diye de bilinen Hint inciri olduğunu söylüyor. İktidar sembolü ve birer mabettir banyan ağaçları. Ficus Bengalensis bilimsel adıyla…”
Reklam
Uzaktan bakıldığında neredeyse bir ormanı andırıyor bu ağaç. Âdeta dallardan oluşmuş yekpare olmayan gövdesi göğe uzanan azametli görüntüsüyle insanların yamacında vakit geçirmeyi sevdiği bir ağaç. Kahvesini çayını eline alan, arkadaşıyla buluşmak isteyenlerin uğrak yeri, bir açık hava kahvehanesi. İnsanların bu ağacın altında buluşmasını kadim bir bilgiye erişme isteği mi, yoksa farkında olmadan geçmişle bir bağ kurmak istediği mi olduğu bir muamma. Ama incir ve türevleri belli ki dünyanın her yerinde ve her türüyle insanlığa şifa olmaya devam edecek.

Tarif
İncirle ilgili bir damak hoşluğu bırakarak dimağımızdaki yerini de güçlendirelim. Ben daha çok mor inciri tercih ederim bu reçete için. Siz hangisini isterseniz onu kullanabilirsiniz.
Yıkayıp suyunu süzdürdüğümüz incirlerin fazla suyu kaldıysa kurulayıp fırın tepsisine yerleştirelim. Üzerlerine keyfimize göre şeker serpiştirelim. Tarçın çubuğu, karanfil ve az miktarda tane yeni baharı bir havanda irice dövüp tepsimize bırakalım. Tepsinin üzerini kapak ya da fırın kâğıdı ile kapatalım. Önceden 200 derecede 15 dakika ısınmış fırına atalım. 10-15 dakika sonra fırından alalım. Ilıyınca dondurmayla veya sade kekle servis edelim.

Zannediyorum ki en güzeli de bir incir ağacının altında elimizle topladığımız incirleri yerken yapraklarının büyüklüğündeki hikmeti, dallarının kıvrımlarını zarafeti düşünmek ve derin hülyalara dalmak. İstanbul’dakiler için bir de ipucu. Kuzguncuk incir ağacı cenneti diyeyim, siz ne yapacağınızı anlayın.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.