İran milliyetçiliği: Kaçar’dan günümüze dönüşüm

Batı’da XVIII. yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilik düşüncesi yaklaşık bir asır sonra İran’da da görülmeye başlamıştır. Kaçar devletinin Rusya karşısında aldığı yenilgi sonrası yaşanan toprak kayıplarıyla başlayan modernleşme çabaları İran’ın Batı’yla karşılaşması sonucunu doğurmuştur. Bazı araştırmacılar Batı’nın askerî, siyasi ve ilmî açıdan üstünlüğüyle karşı karşıya kalmanın İranlılar için travmatik neticeler doğurduğunu ve İran milliyetçiliğinin bunun üzerine inşa edildiğini iddia ederler. Milliyetçi düşüncenin kurucu isimleri arasında Kaçar şehzadesi olan Celaleddin Mirza (1827-1872), Fethali Ahundzade (1812-1878), Mirza Melkum Han (1833-1908), Abdurrahim Talibof (1834-1911) ve Mirza Ağa Han Kirmani’yi (1854-1896) sayabiliriz. Bu isimler İran’da 1906 yılında yaşanan meşrutiyet devrimi öncesindeki milliyetçi düşüncenin ilk temsilcileridir.
Kaçarlar ve Milliyetçiliğin ortaya çıkışı
Tahran Daru’l-Fünun’unda Fransızca öğrenen Celaleddin Mirza’nın antik İran tarihi hakkında yazdığı Name-i Hüsrevan’da ortaya koyduğu milliyetçilik düşüncesinde ülkenin tarihi geçmişi, dil duyarlığı ve yabancılara karşı olumsuz bir tavır söz konusudur. Milliyetçi düşüncenin diğer önemli temsilcileri Ahundzade ve Melkum Han’la çok yakın irtibat hâlindedir. Celaleddin Mirza eserini telif ederken Arapça kelime ve kavramları kullanmamaya gayret etmiştir. Onun İslam öncesi İran tarihine dair kitap yazma sebebini Ahundzade’ye yazmış olduğu bir mektupta şöyle ifade eder:
“Öz Farsça kelimelerle bir kitap yazma hedefim uzun süre boyunca Arap saldırıları sebebiyle unutulmuş olan İran’ın görkem ve azametini betimlemektir. Bu kitabı yazarak İranlı asil padişahların adı yeniden dirilecektir.”
Yazar İslam’ı İran’ın geri kalmışlığının ve çöküşünün asli sebeplerinden biri olduğunu düşünmekte ve İran’ın çöküşünü iki hadiseye bağlamaktadır: İslam fetihleri, ile Moğol ve Türk saldırılarıdır.

Tiflis’te ikamet eden bir Rus vatandaşı olan Ahundzade Rusça üzerinden oryantalist literatürle tanışmış ve büyük oranda onlardan etkilenmiştir. Modern anlamda İran milletinden bahseden ilk aydınlardandır. Voltaire’den etkilenerek dinî yapıları eleştiren Ahundzade ilerlemenin en önemli koşulunun dinî inançların toplumdan arındırılması olduğunu ileri sürer. Eserlerinin çoğunu Türkçe kaleme alan Ahundzade özellikle Mektubat adlı eserinde Arapları dolaylı olarak da İslam’ı İran’ın geri kalmasının müsebbibi olarak görür. Ahundzade Araplara ve Türklere karşı olan nefretini açıkça ortaya koyar. Kurumsal dinlere karşı olumsuz fikirler ortaya koyarken sıra Mecusiliğe geldiğinde olumsuz bakış açısı ortadan kalkar. O aynı zamanda İslam dünyasında alfabe değişikliğini ortaya atan ve İslam dünyasının geri kalmışlığını Arap alfabesine bağlayan, ilerlemek için ilk atılacak adımın alfabe değişikliği olduğunu iddia eden isimdir.
İran milliyetçiliğini Ahundzade’den etkilenerek daha radikal bir söylemle ortaya koyan isimse Mirza Ağa Han Kirmani’dir. Kirmani milliyetçilik düşüncesini ırkçı ve dilbilimsel bir yaklaşımla ele almış ve kitlelere yayılmasını sağlamıştır. O antik İran tarihi hakkında yazdığı eserinde ırk kavramını ilk kez biyolojik manada kullanmış ve bu bakımdan Avrupa kökenli ırkçı düşüncenin İran’daki öncüsü olmuştur. Bunun yanında Aryan ırkından bahseden İranlı ilk isim de Kirmani’dir. Zia-İbrahimi bu yönüyle Kirmani’nin modern İran tarih yazımında eleştiriye tabi tutulmasının milliyetçi düşüncenin yerinin sağlamlaşmasına yol açtığını iddia eder.

Meşrutiyet yıllarında Milliyetçi aydınlar
Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz Kaçar döneminin ilk aydınlarının ortaya koyduğu milliyetçi düşünce meşrutiyet döneminde yavaş yavaş ülkedeki yaygın düşünce ekollerinden biri hâline gelmiştir. Milliyetçi düşünceleri bakımından iki önemli isim bu dönemde ön plana çıkmaktadır. Bunlar her ikisi de Tebrizli olan Hasan Takizade (1878-1970) ve Ahmed Kesrevi’dir (1890-1946).
Hasan Takizade klasik medrese eğitimi aldıktan sonra modern eğitime yöneldi. Kendi imkânlarıyla Fransızca öğrendi. Arkadaşlarıyla birlikte “Terbiyet” adını taşıyan modern bir okul kurdu. Ondan önce yaşamış olan Mirza Melkum Han ve Talibof gibi aydınların düşüncelerinden etkilendi. Meşrutiyetin en ön önemli savunucularından birisi olan Takizade, meşrutiyetin ilanından sonra kurulan ilk meclise girdi. 1909 yılında Demokrat Fırka’yı kurdu. 1911’de İstanbul’a geldi. 1913’te Amerika’ya, 1914’ye Almanya’ya giderek Komite-yi İranî adıyla bir örgüt kurdu. 1918 -1922 yılları arasında Berlin’de dönemin en etkili dergilerinden olan Kâve dergisini çıkardı. Pehlevi döneminde de muhtelif dönemlerde bakanlık ve büyükelçilik vazifelerini deruhte etti. Meşrutiyet döneminin en önemli milliyetçi isimlerinden olan Hasan Takizade soya dayalı ırkçılığı yüzeysel bularak millî bir kimliğin şekillenmesinin gerektiğini savunmuştur. Ona göre İran milletinin kurtuluşunu sağlayacak olan şey tam anlamıyla Batılılaşmadır. Takizade İranlı vatanseverlerin atacağı ilk adımın Batı medeniyetini kabul edip hiçbir şart öne sürmeksizin mutlak teslim olması gerektiğini, kendisinin meşhur ifadesiyle “tepeden tırnağa Batılılaşmak” gerektiğini savunan Takizade ömrünün sonlarına doğru bur fikirlerinde aşırıya gittiğini itiraf etmiştir.

Meşrutiyet dönemi aydınları arasında en dikkat çekici isimlerden bir diğeri olan Ahmed Kesrevi Batılılaşmaya karşı bir tavır geliştirerek “öze dönüş” fikrini savunmuştur. Onun “öze dönüş”le kastettiği “kadim İran yaşam tarzı”na dönüştür. Batı’nın teknolojisini ve ilmini devletlerin alması gerektiğini savunurken “Gözümüzü Batı’ya kapatmalı ve kadim Doğu yaşam tarzına geri dönmeliyiz.” der. Ona göre din artık işlevselliğini kaybetmiştir. Kesrevi dinlerin işlevselliğini kaybettiğini düşünürken bir yandan da seküler bir İranlı kimliği inşa etmek amacıyla “pâk-dînî” adını verdiği bir hareket başlatmıştır. Bu hareketin amacı İranlıların talihsizliğinin kaynağı olan hurafelerden ve yanlış düşüncelerden kurtulmaktır. Buna bağlı olarak katı bir tasavvuf karşıtı söylem geliştirmiş hatta taraftarlarıyla bir araya gelerek hem tasavvufi eserleri hem de klasik Fars şiirinin en önemli şairleri olan Hâfız ve Sa’dî’nin divanlarını yakma törenleri düzenlemişleridir. Bu hareketin bir uzantısı diyebileceğimiz ve öz Farsçacılık olarak tanımlayabileceğimiz “Zebân-ı pâk” düşüncesi Fars dilinden “yabancı” kelimeleri temizlemeyi kendisine şiar edinmiş düşüncedir. Bu düşünceye göre İran halkının birliğinin önündeki engellerden birisi de farklı dil ve lehçelerin varlığıdır. Bu sebeple lehçelerin ortadan kaldırılması ve Farsçanın yeniden gözden geçirilerek Arapça, Türkçe ve Batı dillerinden girmiş kelimelerden temizlenmesi gerekmektedir. Tabii Kesrevi sadece yabancı kelimeleri atıp yerine alternatif kelimeler türetmeyi değil dilin gramerinin de Pehleviceye uygun bazı düzenlemeleri de savunmaktaydı.

Pehlevi dönemi ve kurumsal Milliyetçilik
1925 yılında Rıza Han’ın (1878-1941) şahlığını ilan edip hanlıktan şahlığa yükseldiği tarihten itibaren aydınlar, yazarlar, şairler tarafından temsil edilen milliyetçi düşünce devletin resmî ideolojisi hâline gelmiştir. Toplum dönüşmesi yönünde aydınların gösterdiği çabalar kurumsal bir boyut kazanmıştır. Ahundzade, Mirza Celaleddin, Mirza Ağa Han Kirmani gibi aydınların fikirleri devlet gücüyle sistematik bir modernleşme projesine dönüşmüştür. Aslında İranlı aydınların Rıza Şah’ın etrafında yer alıp desteklemelerinin asıl sebebi düşüncelerinin uygulanabileceği bir fırsat olarak görmeleridir.
Pehlevi dönemi milliyetçiliğinin en önemli özellikleri arasında İslam öncesi İran tarihinin büyük bir heyecanla yeniden keşfedilmesi ve İslam tarihinin bir nevi paranteze alınarak İran tarihi anlatısının öne çıkmasıdır. Bu doğrultuda pek çok adım atılmıştır. Pehlevi döneminin kudretli devlet adamlarından Muhammed Ali Furuği’nin (1877-1942) çabalarıyla Fars Dil Akademisinin kurulması ve dünyadaki önemli şarkiyatçıların katılımıyla 1935 yılında Firdevsî’nin Şehname’yi tamamlamasının bininci yılı vesilesiyle düzenlenen Firdevsi Kongresi’nin gerçekleşmesi kültür ve dil bağlamında atılmış en önemli adımlardır. Bu kongreyle eş zamanlı olarak Tus şehrinde Firdevsî’nin anıt mezarı ve heykelinin açılışının yapılmasıyla Şehname İran milli kimliğinin kurucu metni, Firdevsî de kurucu şairi olarak ilan edilmiştir.
Öte yandan Rıza Şah’ın İslam tarihini paranteze alan antik İran milliyetçiliğine alternatif olarak Muhammed Musaddık (1882-1967) gibi devlet adamları ve bazı aydınların Millî Cephe çatısı altında daha kapsayıcı, sivil ve anti emperyalist milliyetçi düşünce de gelişmekteydi. Musaddık’ın savunduğu milliyetçilik antiemperyalist bir bakış açısıyla petrolün millileştirilmesi gibi somut hedeflere sahiptir. O, 20 Mart 1951 tarihinde petrolün millileştirilmesini sağlayan kanunu mecliste kabul ettirmiş ancak 1953 yılında Ajax operasyonu adı verilen bir CIA darbesiyle başbakanlık koltuğundan indirilmiştir.

Pehlevi döneminin hükümete yakın diğer aydınları arasında önemli bir yere sahip olan Mahmud Efşar (1893-1983) özellikle İran’daki ulusal birliğin, Farsçanın ülke geneline yayılması ve yerel farklılıkların kıyafet ve dil açısından ortadan kalkmasıyla sağlanacağını iddia etmiştir. “Kürt, Lor, Kaşkay ve diğerleri farklı olmamalı, her birinin farklı giyim kuşamı olmamalıdır.” diyen Efşar, buna uygun olarak herkesin aynı fikir ve kararlılıkla tek ses olarak Farsçanın İran’ın genelinde yaygınlaşması için çaba gösterip diğer yerel dillerin yerine geçmesi için uğraşması ve İran’da yaşayan Türk, Arap, Kürt, Lor ve diğer etnik gruplar arasındaki farklılıkların ortadan kalması gerektiğine inanmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için Farsçanın bütün İran sathına yayılması için Fars dilinde binlerce düşük fiyatlı ilgi çekici kitap ve risale başta Azerbaycan, Huzistan, Belucistan, Kürdistan ve Türkmen bölgeleri olmak üzere ülke genelinde dağıtılmalıdır. Yavaş yavaş, ülkenin en ücra köşelerinde küçük, ucuz gazetelerin ulusal dilde yayınlanması imkânları sağlanmalıdır. Mahmud Efşar’ın ayrıca yabancı dillerdeki (Farsça dışındaki) coğrafi isimler Farsça isimlerle değiştirilmesini önermiş ve kısmen uygulanmıştır.
Pehlevi döneminin seküler milliyetçi politikaları, İslam’ı dışlayıcı bakış açısı ve Fars kimliğini baskın hâle getiren uygulamaları halkın belli grupları arasında tepkiyle karşılanmıştır. İslam devrimine giden süreçte Ayetullah Humeyni etrafındaki grupların Pehlevi rejimine karşı İslam’dan uzaklaşma, Batılılaşma ve yozlaşma gibi söylemlerle propaganda yapmalarına imkân sağlamıştır.
İslam devrimi ve sonrasında Milliyetçilik
İslam devrimiyle birlikte devrimin genel atmosferine hâkim olan İslami-ümmetçi bakış açısı sebebiyle milliyetçi söylem geri plana atılarak Antik İran hakkında Pehlevi döneminde inşa edilen söylem eleştiriye tabi tutulmuştur Ancak İran-Irak savaşının başlamasıyla vatan savunması söylemiyle birlikte milliyetçiliğin yeniden gündeme gelmesiyle temel İslami söylemden uzaklaşmadan milliyetçi-vatanperver bir söylem inşa edilmiştir.
İslam devrimi sonrasında, özellikle iki binlerin ardından, ortaya çıkan küresel ve yerel krizler İran’ı bazı söylem değişikliklerine sürüklemiştir. Artık sadece İslami söylemin toplumda bir karşılığı kalmadığını düşünen siyasi elitler Antik İran mirasına vurgu yapmaya başlamış, cumhurbaşkanları Pers İmparatorluğunun başkenti Persepolis’te poz vererek meşruiyet devşirmeye çalışmışlardır.
Son 20-30 yıldır çok tartışılan İranşehrî milliyetçiliğinin teorisyeni olarak kabul edilen Seyyid Cevad Tabatabai (1945-2023) İran’ın kültürel sürekliliğine vurgu yapmıştır. Antik İran döneminden meşrutiyet hareketlerinin başlangıcına kadar olan iki uzun tarihi dönem birbirine bağlanan görünmez bir halka gibi gören Tabatabai, Türklerin İran’a hâkimiyetini ve Moğol saldırılarını İran kültürünün altın çağının sona ermesinin nedeni kabul eder.

Tabatabai ve milliyetçi pek çok aydına göre Farsça İran düşüncesinin sürekliliğinde temel bir role sahiptir ve İranşehrî aklının sürekliliği Farsçanın sürekliliğine bağlıdır. İslam’ın yayılmasıyla İslam İmparatorluğu şemsiyesi altına giren pek çok milletin aksine İranlılar kendi millî dilini muhafaza etmiş, saldıran kavmin dilinde erimemiştir. Bu şekilde kendi tarihî ve kadim kültürlerini sürdürmüşlerdir. Fars dili görünmez bir zincir gibi İran’ın kadim devirlerini bugünün tarihine bağlamaktadır. Ona göre Şehname kadim İran ile modern İran arasında bir köprü, Firdevsi de İran’ın birlik ve tarihsel süreklilik şairi olarak kabul edilmelidir.
İran’da milliyetçi düşünce, Kaçarlar dönemindeki askerî ve siyasi yenilgilerin yarattığı travmaya karşı kimlik arayışı ve modernleşme çabası olarak doğmuştur. Erken dönem aydınlarının İslam öncesi kadim tarihe duyduğu özlem ve dile yönelik tasfiye hareketleri, Pehlevi döneminde devletin resmî ideolojisi hâline gelerek kurumsallaşmıştır. Bu süreçte milliyetçilik ırksal vurgulardan sivil tepkilere, “tepeden tırnağa Batılılaşma” arzusundan “öze dönüş” arayışlarına kadar geniş ve çatışmalı bir yelpazede seyretmiştir. Özellikle Farsça, tüm bu ekollerde İran’ın tarihsel ve kültürel sürekliliğini sağlayan yegâne “görünmez bağ” olarak merkezî konumunu korumuştur. İslam Devrimi sonrası başlangıçta gerileyen bu söylem, savaş ve küresel krizlerin etkisiyle yerini İranşehrî gibi daha felsefi ve kapsayıcı modern kuramlara bırakarak güncelliğini sürdürmüştür. Sonuç olarak İran milliyetçiliği, sadece siyasi bir hareket olmayıp İran’ın modern dünyadaki yerini tayin etme noktasında süreklilik arz eden bir kimlik inşası sürecidir.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.