İran'da kadın hareketi ve siyasi müdahalelerin etkisi
09:00, 10/05/2026, Pazar

Beyaz çarşambalara sıçrayan kan: Çay saatinde İranlı kadın muhalefetine kuş bakışı
Ülkesini savunma iddiasıyla Masih Alinejad ve nice muhalifin yaşadığı ikilemle İsrail ve ABD ekseninde sıkışan ve bombalanırken bile İran rejimini suçlayan söyleme karşılık bölgede artan gerilimlere karşı tepkisizlik ve geniş kitlelerin gözünde kadın hakları savunuculuğundan iş birlikçiye dönüşme… İran’da patlayan onca bomba ve yıkımdan sonra birçok İranlı kadın gibi gözlerinden anladığım kadarıyla Samira ve Mansure için de artık Rıza Pehlevî de Masih de artık bir barış güvercini kadar beyaz değil; sosyal medyada Batılı senatörleri etiketleyerek ülkesini ıslaha çağıran kızıl bir savaş yanlısı hatta bazılarınca halkının ölümüne sevinen bir propaganda aracı.
İranlı arkadaşım Samira’yla nebatlı güllü çayımızı yudumlarken, İran’a duyduğu özlemle yüreğinden taşanları da katıp kabarttığı ekşi mayalı açmalarını tatmaya kıyamıyorum. Bir anlık sessizlik sonrası Masih Alinejad’ı kastederek, “İranlı kadınların sesini dünyaya duyurmayı da başardı ama…” derken duraksıyor. “Şimdilerdeyse ABD’li senatörlere ‘Bizi bu rejimden kurtarın.’ diye yalvarıyor ama.” diye içimden tamamlıyorum yarım kalan cümlesini. Mansure’yse her zamanki iddiacılığıyla “Mehsa Eminî sonrasındaki olaylar olmasa şimdiki gibi Tahran sokaklarında rahatça başörtüsüz dolaşılamazdı ama rejim başörtünün düğümünü çözdükçe göstericiler için darağacına yeni düğümler attı.” diye konuyu bağlıyor.

“Çelişkiler diyarı” diyorum sessizce, kızların hassasiyetlerini hissediyorum çünkü siz hiç böyle baskı yaşamadınız ki modundalar. 28 Şubat döneminde uzaklaştırma aldığım için sınavlara giremediğimi, polisi geçebilirsem bodrum penceresinden veya eşarbımızın üstüne lahana bebek gibi yapıştırdığımız iplerle okula girmeye çalıştığımı, bölüm birincisi olduğum hâlde asistanlık ve dil sınavlarına da giremediğimi ve akademiye ancak on küsur yıl sonra dönebildiğimi de bildikleri hâlde… Hepsini biliyorlar ama besic sisteminin etkisiyle başka bir baskı hissediyorlar. Samira televizyona bağladığı telefonundan şarkı arıyor. Normalde böyle toplandığımızda, geçen yıl eş zamanlı izlediğimiz Zahm-i Kari (Ölümcül Yara), dizisindeki klasiklerden “Şehzade-yi zerrin kemer” (Altın kemerli Şehzade) ya da Hayedeh’yi filan açardı ama şarkı da günlerin naifliğinden payını alıyor ve dokunaklı hikâyesiyle; “Ey ümitler yuvası İran” odada yankılanıyor. Dört yıl önce kaybettiğimiz büyük şair Huşeng İbtihac, zindanda olduğu bir dönemde koridorda “Ey ümitler yuvası İran” çalmaya başladığında kimse onun hıçkırıklarına anlam verememiş, neden sonra şarkının sözlerini Huşeng İbtihac’ın yazmış olduğu anlaşılmıştı. “Özlem ve yabancılaşma… İranlı aydınların kaderi.” diyorum yine sessizce. Samira bugün çok durgun. Altı yedi yıl önce Masih Alinejad’ı anlatırken ki heyecanını anımsıyorum. Samira da Mansure de Tahran’da çok iyi eğitim almış, varlıklı ailelerine ve kariyerlerine rağmen İstanbul’a yerleşmeyi tercih eden iki yakın arkadaşım. İranlı bir kadın olarak son yüzyılda iki uç yasağa maruz kalmanın yorgunluğuyla Samira dindar yapısına rağmen başörtü takmakta zorlandığı için Mansure de tam aksine seküler ailesinin arasında başörtüsüyle rahat edemediği için bir süredir İstanbul’da yaşıyor. Tahran’a bombalar ilk düşmeye başladığında, açıkça olmasa da ikisinin de imâlarından, “Rejim değişikliğine sebep olacaksa biraz bedel ödenmeli, gerekirse artık demokrasiyi benimseyen Rıza Pehlevî de gelmeli.” demek istediklerini hissedebiliyorum. “Onca sıkıntıya rağmen biz asla dış bir güçten medet ummadık.” diye çıkıştığımda ikisi de Masih Alinejad’ın argümanlarıyla örneğin ilkokulun canice bombalanmasını, “rejimin tüm okulların temelini cephanelik olarak kullanmasına” bağlarken baskı unsurlarından, internetin hep kesik olmasından, ailelerinden haber alamadıkları her andan, bombalar öncesi çalmayan sirenlerden… Her şeyden ama her şeyden mevcut rejimi sorumlu tutuyorlardı. Ama şimdi dış müdahale konusunda farklı düşündüklerini net söylemeseler de görebiliyorum. Bu argümanların bir kısmı son dönemlerin en dikkat çekici kadın hareketinin öncüsü olan Mesih Alinejad’ın da söylemi; Oxford mezunu, Ahmedinejad dönemi parlamentosunda gazetecilik yapmış ve hükümeti yolsuzlukla suçladığı için ailesiyle de arası açılarak önce İngiltere’ye sonra da Amerika’ya yerleşerek ajanlıkla suçlanan, şimdilerdeyse “BM’de İran’ın küçük bir şehrinden çıkıp İranlı kadınların sesini duyurduğuyla” övünen Alinjad’ın.

Rüzgâr Saçlarımda isimli kitabının da yazarı olan Alinejad 2014 yılından beri My Stealthy Freedom (Gizli Özgürlüğüm), isimli bir facebook hesabından İran’da yaşayan kadınların, örtüsüz fotoğraflarını isteyip sayfasında yayınlayarak milyonlarca kişiye ulaşmış, asıl gücünü yabancı basından aldığı için de İranlı muhalif bir gazeteci olarak Batı medyasının desteği sebebiyle İran hükümeti tarafından ajan ve provokatör olarak nitelendirilmişti. Masih Alinejad’ın 2017’de başlattığı White Wednesdays (Beyaz Çarşambalar), hareketi aslında basit bir sivil itaatsizlikle kadınların her çarşamba beyaz bir örtüyle sokağa çıkıp, sonra onu çıkarıp sopaya bağlayarak sokakta dalgalandırmasından ibaretti. Bu basit tepki bazıları için beyazın barış rengiydi ve hareket o dönemde İranlı kadınlar için bir “bayrağa” dönüştü.

Sürgünden yükselen ses kimin?
Ülkesini savunma iddiasıyla Masih Alinejad ve nice muhalifin yaşadığı ikilemle İsrail ve ABD ekseninde sıkışan ve bombalanırken bile İran rejimini suçlayan söyleme karşılık bölgede artan gerilimlere karşı tepkisizlik ve geniş kitlelerin gözünde kadın hakları savunuculuğundan iş birlikçiye dönüşme… Başörtüsü zorunluluğunu “rejimin Berlin Duvarı” olarak görmenin ve duvar yıkılmadıkça kimin bombaladığının veya kimin desteklediğinin bir önemi olmadığını düşünmenin getirdiği stratejik körlük… İran’da patlayan onca bomba ve yıkımdan sonra birçok İranlı kadın gibi gözlerinden anladığım kadarıyla Samira ve Mansure için de artık Rıza Pehlevî de Masih de artık bir barış güvercini kadar beyaz değil; sosyal medyada Batılı senatörleri etiketleyerek ülkesini ıslaha çağıran kızıl bir savaş yanlısı hatta bazılarınca halkının ölümüne sevinen bir propaganda aracı. Bir an Masih Alinejad’ın bir kanalda, “Kimselere ülkeme saldırın demedim beni yanlış anlıyorsunuz.” derken ki gerginliği düşüyor önüme. Bugünlerde sosyal medyayı sallayan akımların yeni rengi, Masih Alinejad’ın vatan haini ilan edilerek uluslararası toplantılarda İran’ı temsilinin engellenmesine yönelik imza kampanyalarıyla beyaza sıçrayan kan kırmızısı…
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.