Iván Melón Lewis İstanbul konseri öncesi anlattı
14:00, 12/04/2026, Pazar

Ivan Melon: Kusurlu bir hayatla barışmak, en büyük besteden daha mühimdir
Küba’nın kadim ritim mirasını piyanosunda lirik birer şiire dönüştüren Latin Grammy ödüllü Iván Melón Lewis; 16 Nisan Perşembe akşamı İş Sanat kapsamında, İş Kuleleri Salonu’nda İstanbullu müzikseverleri büyülemeye hazırlanıyor. Klasik disiplini Afro-Küba ruhuyla harmanlayan ve ilhamın izini rüyalarda süren sanatçıyla, müziğin dijitalleşen dünyaya direnen o büyüleyici tılsımını konuştuk.
Müzisyen olmak istediğinizi ilk söylediğiniz anı hatırlıyor musunuz? O zaman kaç yaşındaydınız?
Evet, hatırlıyorum. Babam bana müzik eğitimi almak isteyip istemediğimi sorduğunda 7 yaşındaydım. Cevabım hemen “evet” oldu. Bana hangi enstrümanı çalmak istediğimi sordu ve ben “davul” dedim. Fakat o dönemde müzik okulunda vurmalı çalgılar eğitimi almaya başlamak için çok küçüktüm ve yaşım için mevcut iki seçenek keman ya da piyanoydu. Ağabeyim zaten kemancı olduğu için piyanoyu seçtim. Ve bugün buradayım.
Bugünkü Iván Melón ile yolculuğun en başındaki Iván ne kadar benziyor?
Güzel bir soru. Elbette başlangıçtan bu yana birçok şey değişti ama bir konser vermeden önce hissettiğim o ilk yıllardaki heyecanı ve tutkuyu hâlâ koruduğumu düşünüyorum. Sahneye çıkmadan önce midemde hissettiğim o kelebekler hâlâ orada ve müziğe olan bağlılığım da ilk günlerdeki gibi devam ediyor.

Ödüllerin ötesinde; hayatımı paylaşabildiğim bir aile kurmuş olmam ve geçimimi müzik ile sağlayabilmem benim için gerçek başarıdır.
Kariyerinizdeki en büyük dönüm noktası neydi? Hangi dönem, albüm ya da şarkı sizi en çok değiştirdi, sizin için bir kilometre taşı oldu?
Bu, cevaplaması çok zor bir soru çünkü kariyerimde birçok özel ve önemli an oldu. Yine de Küba’dan İspanya’ya taşındığım ve solo kariyerimi resmen kurmaya başladığım dönemi anmak isterim. Şüphesiz bu çok zor bir karardı ve bilmediğim sayısız değişkeni içeriyordu. Göç; gerçekten yaşamak zorunda kalmadıkça tam olarak anlayamayacağınız son derece zor bir süreçtir ve tüm bu karmaşanın ortasında hedeflerinizi göz önünde tutmalı, perspektifinizi kaybetmemeye çalışmalısınız.
İkinci albümüm Ayer y hoy (Dün ve Bugün) kayıt sürecini; bir müzisyen ve besteci olarak rolümü anlama biçimimde büyük bir değişim olarak hatırlıyorum. Bu benim ilk albümüm değildi ama gerçekten yapmak istediğim şeyi yaptığımı hissettiğim ilk albüm buydu. Beste sürecinde her zaman kendime mümkün olduğunca dürüst olmaya çalıştım ve bu albümün kayıt günlerinde ilk kez doğru yolda olduğumu hissettim.

Cazın Latin ses öğeleriyle harmanlandığı bu tını, yazdığım müzikte her zaman önemli bir referans olmuştur.
Şarkı üretmeye başlamadan önce içinde bulunmanız gereken özel bir ruh hâli var mı?
Hayır, sanmıyorum. Zamanla aslında bir anlamda her zaman “beste yapma modunda” olduğumu fark ettim. Araba kullanıyor olmam, dinlenmem, yürüyüş yapmam, çalışmam ya da akşam yemeği yemem fark etmiyor; yeni bir şarkı yaratma kıvılcımı her zaman açık. İlginç bir şekilde araba kullanırken ilhamın çok sık geldiğini fark ettim. Nedenini gerçekten bilmiyorum ama bu doğru.
Hiç kendinizi eksik hisseder misiniz ve bu duygu yaratım sürecinizi nasıl etkiler?
Bence tüm insanlar bir şekilde eksiklik hisseder. Bu, insan doğasına çok uygun bir durum. Benim durumumda bu duygu, hayatımdaki başka birçok unsura bağlı olarak bazen daha güçlü, bazen daha zayıf oluyor. Elbette sık sık kendimi eksik hissediyorum ama aynı zamanda asıl meselenin “tam” bir hâle ulaşmak değil, kusurlu ve eksik bir hayatla yaşamayı öğrenmek olduğunu düşünüyorum.

Bugün neredeyse hiç kimse üç dakikadan fazla bir şeyi dinleyip izlemeye tahammül edemiyor; okuma neredeyse unutulmuş bir alışkanlık hâline geldi.
Sizce müziğinizi en iyi hangi duygu tanımlar?
Müziğimi tanımlayan şeyin birçok duygu ve hissin birleşimi olduğunu düşünüyorum. Umut, mutluluk, düşünme, nostalji, aşk ve dans diyebilirim. Kesinlikle birçok şeyin küçük bir karışımı.
Sizi bugün bulunduğunuz noktaya en çok hangi özellik getirdi: disiplin, sezgi, cesaret mi yoksa tutku mu?
Yine hepsinin bir karışımı olduğunu düşünüyorum. Ama disiplin, kararlılık ve odaklanmanın en önemli unsurlar olduğunu söyleyebilirim. Caz gibi çok geniş kitlelere hitap etmeyen bir müzik türünde ve bu müziğin geleneksel olarak çok yaygın olmadığı bir ülkede kariyer inşa etmek büyük bir çaba gerektirir.
Sizin için başarı bir sonuç mu yoksa bitmeyen bir süreç mi? Hiç çalışmayı bırakmak istediğiniz olur mu?
Benim için başarı hiçbir zaman bir sonuç olmadı çünkü onu hiçbir zaman doğrudan hedeflemedim. Kendimi başarılı bir insan olarak görüyorum çünkü hayatımı paylaşabildiğim bir aile kurdum ve geçimimi müzik yazarak, paylaşarak sağlayabiliyorum. Ödüllerin ya da takdirin ötesinde benim için gerçek başarı budur. Bunların önemli olmadığını söylemiyorum elbette, önemliler ama benim için başarı daha geniş bir anlam taşıyor. Çalışmayı bırakma meselesine gelince; bunun iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu yoğun ve stresli zamanlarda bağlantıyı kesmek; aileyle, arkadaşlarla ya da kendinle zaman geçirmek çok gerekli.

Küba müziği ile caz arasındaki ilişki sizin için neyi ifade ediyor? Kendinizi öncelikle bir caz piyanisti olarak mı görüyorsunuz, yoksa Küba müzik geleneklerinin çağdaş bir yorumcusu olarak mı?
1950’lerden bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nden pek çok caz müzisyeni sık sık Küba’ya seyahat etti; aynı şekilde Kübalı müzisyenler de ABD’ye gitti. Bu iki yönlü ilişki, caz ile Küba müziğinin birbirini derinden etkilediği kültürel bir zenginleşme yarattı. Bu olgu, o yıllarda Amerikan tarafında Nat King Cole, Count Basie ve Dizzy Gillespie gibi isimlerin; Küba tarafında ise Bebo Valdés, Mario Bauzá ve Antonio María Romeu gibi sanatçıların o döneme ait kayıtlarında açıkça görülür.
Cazın Latin ses öğeleriyle harmanlandığı bu tını, yazdığım müzikte her zaman önemli bir referans olmuştur; özellikle The Cuban Swing Express gibi büyük formatlı projelerde. Bu türü araştırmaya ve keşfetmeye devam ederken, aynı zamanda kendi dönemime ait yeni tınıları, sesleri ve etkileri de içine katmak bana çok ilginç ve çekici geliyor.
Kişisel olarak kendimi yalnızca bir caz piyanisti olarak görmüyorum; ancak Küba müzik geleneği içinde yalnızca çağdaş bir icracı olarak da tanımlamam. Besteleme ve icra tarzım bu iki eğilim arasında akıyor; ayrıca klasik müzik de bu akışın bir parçası. Bu nedenle kendimi ikisinin de birazı olarak tanımlamayı tercih ediyorum.

Günümüzde algoritmalar, insanların müzik keşfetme ve dinleme alışkanlıklarını giderek daha çok şekillendiriyor. Sizce bu ortam, doğaçlama üzerine kurulu bir müzik türü olan caz için bir zorluk oluşturuyor mu?
Kesinlikle; teknolojiye dair (özellikle o meşhur algoritma) bazı yönlerin, caz gibi spontane ve çok yönlü bir müzik türüyle pek uyuşmadığını düşünüyorum. Bu müzik türü, çok sessiz ve dikkatli bir şekilde dinlenmeyi gerektirir; aynı albümü defalarca dinleyip her seferinde yeni detaylar keşfetmeye vakit ayırmanız gerekir… Yani zamana ihtiyaç vardır. Ne yazık ki günümüz insanı bu zamanı harcamak istemiyor. Algoritmalar bunu biliyor ve sizi çok kısa şarkılara veya videolara yönlendiriyor, “rehberlik” ediyor. Sonuç olarak bugün neredeyse hiç kimse 3 dakikadan fazla bir şeyi dinleyip izlemeye tahammül edemiyor. Okuma neredeyse unutulmuş bir alışkanlık hâline geldi.
Açıkçası, global kültüre gösterilen ilginin nereye gittiği konusunda biraz kaygılıyım. Caz müziği özelinde (ve aslında tüm sanat dallarında) ajansların ve uluslararası festivallerin, bir sanatçının ne kadar takipçisi veya beğenisi olduğu ile ilgilenip yetenek ve sanatsal değerini göz ardı etmesi üzücü.
Bugünün caz müzisyenleri olarak önümüzde büyük bir görev var: Müziği üretmeye ve paylaşmaya devam etmeliyiz; hem dinleyiciyle gerçek bir bağ kurabileceğimiz bir ortam yaratmalıyız. Canlı konserleri ve etkinlikleri destekleyen tüm yetkilileri ve insanları cesaretlendirmek istiyorum; vazgeçmeyin. Dünya müziğe ihtiyaç duyuyor ve biz sanatçılar da eserlerimizi paylaşmak için yeni fırsatlar aramaya devam ediyoruz.
Başladığınızda idolünüz var mıydı?
Onlara idol demektense “referans” demeyi tercih ederim. Başlangıç dönemimde benim için en etkili piyanistlerden biri Bill Evans’tı.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.