Jay-Jay Johanson yeni albümü Backstage ve müzikal yolculuğunu anlattı

İsveç’in melankolik sesi Jay-Jay Johanson, Türkiye için özel biri. Buraya sayısız kez geldi. Aynı zamanda Türkiye’deki dinleyicilerinin ona olan ilgisi de karşılıksız değil. Johanson, burada gördüğü ilgi ve sevgiye aynı şekilde karşılık veren samimi bir isim. Yeni stüdyo albümü Backstage’ten yeni şarkılarını 10 Aralık gecesi İstanbul Blind sahnesinde seslendirecek Jay-Jay Johanson ile konser öncesi lafladık.
Nasılsınız, hayat nasıl gidiyor?

Merhaba, bunu sorduğun için gerçekten çok ama çok teşekkür ederim. Aslında kötüyüm diyemem. Çünkü bu yıl gerçekleştirdiğimiz turneler harika geçti. Daha harika olanı ise yollar. Yollarda her zaman olduğu gibi bu sefer de çok sayıda yeni insanla tanıştım. En az bunun kadar güzel olan başka bir şey de eski hayranlarımla tekrar konuşabilmek, görüşebilmek, laflayabilmek oldu. Türkiye’ye tekrar gelmek için de sabırsızlanıyorum. Bu cümle çok kullanılıyor ama ben bu cümleyi çok içten bir biçimde söylüyorum. Yani, sonuç olarak, tüm bu cümlelerimden anlaşılacağı üzere gayet iyiyim.
Şarkılarınızda melankoli ve nostalji sıkça öne çıkıyor. Bu duygular sizin üretim motivasyonunuzda nasıl bir rol oynuyor?
Şey… Ben sadece yazmam gereken duyguları, içimden atmam gereken şeyleri yazıyorum. Ne eksik ne fazla. Bir anlamda kendi kendime terapi gibi bir şey bu. Neredeyse her zaman parçalar yazıyorum ama bazen uzun zaman boyunca tek bir kelime bile yazamadığım da oluyor. Bunun da “ne eksik ne fazla” dememle ve “kendi kendime terapi” anlayışımla derin bir ilgisi olmalı.
“Karanlık” ya da “duygusal” şarkılar yazdığınızda, bu sizi besleyen mi yoksa yoran bir süreç mi?
Ha, aslında bu ilginç bir süreç. Çok karışık gibi görünen ama aslında sade ve yalın bir serüven. Toparlamam gerekirse: Gerçekten yorucu, bazen bitkin düşürücü, ama çoğu zaman sadece tamamen boş hissetmeme neden oluyor. Bu soruya en doğru bu şekilde yanıt verebilirim. Yorucu, bitkin düşürücü ama çoğu zaman tamamen bomboş bir his.
Reklam

Son albümünüz Backstage’le ilgili olarak “Benim dışımda kimsenin giremediği bir alandır.” diyorsunuz. Backstage hayatınızın hangi döneminin ve hangi hislerin dışavurumu?
Yaptığım her albüm neredeyse bir öncekinin doğrudan devamı. Neden mi? Çünkü hikâye hiç durmaz, hep devam eder. Yani hâlâ samimiyete, özel duygulara ve duyarlılığa, benim duygularıma, başka hiç kimsenin yazamayacağı şeylere odaklanıyorum. Benden başka hiç kimsenin yazamayacağı şeylerin hikâyesi hep devam eder zaten. Değil mi? Benim hikâyem hiç durmaz. Onlar, kendi duygularını yazabilirler ama benimkini yazamazlar ve bu yüzden dururlar.
Son albümünüzde beni en çok çarpan şarkı “Rimbaud” oldu. Bu şarkının hikâyesini dinleyebilir miyiz? Ayrıca Arthur Rimbaud sever misiniz?
Kesinlikle evet. En çok okuduğum şair o, en çok okuduğum Fransız o ve aslında çok müzikli bir şair. Kendi adıma biraz öncesine gidersem, Fransızca şarkı söylemek benim için bir meydan okumaydı. Bu dili öğrenmek için hiç uzun süreler harcamadım ama yaklaşık 30 yıl önce, kariyerime başladığımdan beri, yavaş yavaş öğrendim ve kendi çok müzikli zihnim şu an burada.
Hep sakin bir haliniz var. Hiç gerilmeyen, sinirlenmeyen biri gibisiniz. Sizi en çok ne sinirlendirir ya da mutlu eder?
Evet, her zaman sakinim asla sinirlenmem. Sıradan bir şeye sinirlendiğim bir zamanımı hatırlamıyorum. İşin aslı sinirleneceğim de çok az şey var doğrusu. Ama siyaset, ırkçılık ya da benzeri konular beni kesinlikle öfkelendiriyor. Bu konular asla “sıradan” şeyler değil. Öfkelenmemi anlayabiliyorsunuz değil mi?
Bir röportajınızda “Hiçbir zaman umut beslemedim, çünkü biliyorum ki beslersem ve istediğim o şey olmazsa üzüleceğim.” dediğinizi okumuştum. En son ne zaman hayal kırıklığına uğradınız?

Hmm… Derin bir sorun aslında bu. Evet, dediğin gibi, hiçbir zaman büyük umutlar beslemedim veya asla kendime büyük hedefler koymadım. Ve bu durum kendimi bildim bileli böyle. Bu yüzden en son ne zaman hayal kırıklığına uğradığımı gerçekten hatırlamıyorum. Çok büyük beklentilere oldum olası girmiyorum. Beni mutlu eden küçük şeylere odaklanmaya çalışıyorum. Belki de büyük beklentilerin getirdiği mutluluklar, küçük şeylerin beklenmedik mutluluklarından daha küçüktür.
Reklam
Siz Türkiye’yi çok seviyorsunuz, biz de sizi çok seviyoruz.
Evet, bu uzun süren güzel bir ilişki gibi. Türkiye'deki takipçilerimin beni, benim onları sevdiğim kadar sevdiğini hissediyorum, biliyorum. Ben hislerimde ne kadar içtensem Türkiye’deki hayranlarım her zaman daha da içten.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.