Kara kedi öldü

Oduncu canının yarısını almıştı kafirin. Yokuş durmadan yuvarlıyordu onu. Her dönüşte sırasıyla aynı şeyleri görüyordu. Kanlar, kalabalık, gökyüzü, yokuş aşağı, yer, kanlar, iz, kalabalık, gökyüzü, yokuş aşağı, yer, kanlar.... Sonra canı çekildi. Durdu kafir olanca hafifliğiyle.
- “Beni cinler attı buraya" yalanıyla kurtulmuş uyanık kafir. Kalbinin ritmi yerindeydi. Oduncu yokuşuna varmıştı. Bu tepenin dibi Şeker pazarı. Şeker pazarına girildi mi kaçmak kolay olur, koşmaya bile gerek kalmaz.
Hırsız oduncuya doğru koşuyordu. Kafasına atacak sert bir şeyler arandı. Cebindeki saat, babasından kalmıştı. Çekti kopardı zincirinden, attı oduncunun kafasına niyetle. Oduncunun kafasını aştı saat, gitti babasının kafasına “dan” diye çarptı. Adam baltanın üstüne düştü, kanı hurmalara bulaştı. Uğursuz kafir durduk yere öldürdü adamcağızı. Daha yeni Hac’dan gelmişti babası. Oğluna dürüst ticareti öğütlüyordu az önce. Odunları ıslatmasına kızıyordu.

Önünde tüm öfkesiyle onu bekleyen oduncu, arkasında oduncuyu öfkeye sevk etmiş kalabalık.... Durdu hırsız. Olanca ağırlıyla durdu yerinde. Ziynetleri yere bıraktı. Ellerini dizlerine dayadı. Arkasındaki kalabalıkta durmuştu. Oduncu bacaklarını açmış, göğsünü kabartmış, belindeki çakıyı çekmiş kafiri bekliyordu. Allah yarattı demeden böğrüne saplayıp yerle bir edecekti onu. Babasının katili kafir hırsız. “Babamı öldürdün kafir, ölümlerden ölüm beğen.” diye bağırdı. Hırsız kör talihine sövdü. Kendi babası geldi aklına. Anasına neler çektirmişti. Barbutta bütün parasını ütülüp eve gelir, hıncını kardeşlerinden ve yarı deli anasından alırdı. Sinirlendi. “Hay babana sokayım!” Bunu duyan oduncu koştu babasının hakkı için hırsızın kalbine sapladı çakıyı.
Kâfir, kalbi ilk durduğu beş yaşını hatırladı. Anasıyla şakalaşıyorlardı o gün. Ayaklarından, karnından gıdıklıyordu onu. Gülmekten nefesi kesiliyordu. İyice kahkahalara boğulmuş artık terlemişken babası evin kapısını bir tekmeyle açtı ve içeri girdi. Korkusundan o an kalbi durdu. Başı batasıca babası anasını ayağının altında ezdi, kaldırıp duvara vurdu, pekmezini akıttı. Sonra sofrayı kurmasını buyurdu. Odanın ortasında yatan sabiyi bir köşeye fırlattı. Derin bir nefesle canlandı sabi. Ne olup bittiğini o zaman anlamadı. Babası eve gelmiş, anası da ona sofra kurmaya mutfağa gitmiş sandı. Babasının üstüne at arabasını sürüp onu ezdiğinde de bu hatırası canlanmıştı. Şimdi kendi de sahiden ölüyordu bu sefer. Yere yığıldı, perperişan oldu, anası ağladı.

Oduncu canının yarısını almıştı kafirin. Yokuş durmadan yuvarlıyordu onu. Her dönüşte sırasıyla aynı şeyleri görüyordu. Kanlar, kalabalık, gökyüzü, yokuş aşağı, yer, kanlar, iz, kalabalık, gökyüzü, yokuş aşağı, yer, kanlar.... Sonra canı çekildi. Durdu kafir olanca hafifliğiyle.
...
Alekos babasının elinden düşürmediği makasa bakıyor... Koltukta oturan adam aynadan başını yana çevirdi, saçlarına baktı. Duvardaki tabloda da aynı adam var. Bedri Paşa. Evinde tıraşını oluyor. Pencereler açık, bir alttakinden daha geriye doğru üç çekmece açık duruyor aynalığın üstünde. En üst çekmecede büyükten küçüğe üç makas renkli kılıflarda duruyor, küçük bir ayna, aynı boyda iki çeşit tarak, bir küçük ustura, dişçi kerpeteni, ufak dikiş kutusu. Orta çekmecede sabunluk, sabun, iki bakır kutu, birinde pudra diğerinde pamuk, bir ustura, yan yatmış ufacık ibrik, iki parça bez, cımbız, kan taşı, incecik bir çakı, sakallar ve bıyıklar için iki farklı fırça, ince bakır bir şey, bir yüzük. En alt çekmecede gülsuyu, limon, tütün kolonyaları, alkol, esans şişeleri, saç için, kıl, tüy için ilaçlar, kutulu koku şişeleri, ot keseleri, tütsüler ve ense taşı.
Berber, oğlu Alekos’tan ense taşını istedi. Ense taşı alengirli bir taştı, sarı damarlı çevresi içe doğru berraklaşıyor ve tam ortasında açık maviyle bitiyordu. Bedri Paşa berberin elinden aldığı taşı inceliyor inceliyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. İçindeki mavi öylece kalmıştı. Berber enseyi aldı, işini bitirdi. Taşı kesesine, keseyi çekmeceye koydu ve ibriği aynalığın üstüne oturttu.
- Boynundaki nemli havluyu alırken Paşa, meraktan sordu: “O ne taşı?” Berber, “Alekos, git suna biras kaynar su koy getir!’ diyerek ufacık ibriği oğluna uzattı. Eline bir havlu alıp Paşa’ya dönerek “Ense tasidir.” dedi. Paşa anlamadı. “Enseye mi sürülür, e sürmedin” “Yok pasam, siz boynunusu büküp tasa bakarken ben ensenisi tiraslarım. Dikkat çeker, isimi kolaylastırır.”
Paşa herkes gibi kandırılmış hissetti kendini. Alındı. Alekos’un çıktığı kapıyı kafasıyla işaret ederek “Maşallah, pek de uslu.” diye kendi kafasındaki konuyu değiştirdi. Rum berber, uslu oğlunun çıktığı kapıya baktı, kabul gören bir gülüşle “Bisim Alekos? Usludur usludur Pasasi; ama siirle bozmustur kafayi.” dedi. Paşa, Rum berbere dikkat kesilerek “Sihir mi?” dedi. “Siir siir...” diye düzeltti Rum berber.
Alekos “Eyvah!” diye bağırdı. Ağaçtan aşağıya inen pis yüzlü hırsız ona bakıyordu. Alekos bağırınca heyecanlanan hırsız elindeki koca yüzüğü bütün gücüyle koltukta oturan kelli felli Paşa’ya niyetle camdan içeri savurdu. Paşa olduğu yerde kalakaldı. Yüzük berberin alnında “dan" diye patladı. El melekelerini bir anda yitiren berber paşanın gırtlağına usturayı bastı.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.