Modern edebiyatta tematik daralma sorunu

Geçenlerde bir genç öykücüye, aşkı niye anlatmadığını sorduğumda, hiç aklıma bile gelmiyor demişti..
Edebiyatımızın tematik olarak daralması üzerine sık sık düşünüyorum. Ramazan Dikmen yıllar önce ‘geleneksel temalarına sırt dönmüş’ edebiyatın sorunları üzerine yazmıştı. Büyük anlatılara olan inancın sarsılmasıyla birlikte modern temalara da sırt dönülmüş oldu. Elde kala kala göreliliğin bakıştan bakışa değişen renkli dünyası kaldı.
Büyük anlatılara olan inancın sarsılmasını bakış açısının/görme biçiminin kaybı olarak değerlendirebiliriz (buna ideolojinin kaybı da diyebiliriz). İnsan pozisyonunu kaybettiğinde olayları değerlendiremeyeceği için bazı temalara sırt döner. Sözgelimi bugünlerde Gazze’de yaşanan soykırımı anlatabilmek için önce meseleyi ele alıp değerlendirebilmek gerekir ya da haklı haksız, adalet zulüm gibi ikilikler de benzer şekilde değerlere bağlıdır. Değerlendirilemeyen bir konu aynı zamanda anlatılamazdır da.
Tematik daralma sadece görme biçiminin kaybına bağlanamaz. Metropollerde insanlar zaman ve mekân sıkışması yaşamaktadır. Bu sıkışmayı aşabilmek için de delice koşuşturmak zorundadır. Sıkışma, mekânı ve zamanı deneyimleme imkânını insanın elinden alır. Zaman ve mekân insanlar için sadece birer araç mesabesine iner. Çünkü belli bir zamanda belli bir yerde olma zorunluluğu vardır. Zaman ve mekânın deneyimlenememesi, insanın varoluştaki yerini tayin edebilmesini neredeyse imkânsız hâle getirir. Çünkü onun için zaman ve mekân, içinde varolduğu bir uzam değil, sadece belli saatte belli bir yere yetişmesinin aracıdır.
Reklam
Böylesi bir sıkışmanın başka bir sonucu, insanların hâlleriyle hâllenememektir. Dolayısıyla görmemek, duymamak, sezmemek gibi bir sonuç ortaya çıkar ki bu sonuç da sanatın köklendiği duyuş ve seziş temelini imha eder. Sanatçı yazdığı her şeyi deneyimlemez (yoksa katili anlatmak için cinayet işlemesi gerekirdi); görür, sezer, duyar… Açıktır ki bunun için de öncelikle durmak, sonra bakmak, kalbi ve kulakları açmak gerekir. Ama ne yazık ki bunca sıkışma içinde insanın durabilmesi muhaldir, zira bir sel şeklindeki akışın içindedir.
Temalar arasında bir hiyerarşi olamaz, ama en çok aşk’ın yazılamamasına üzülüyorum. Aşk, giderek edebiyattan elini ayağını çekiyor. Geleneksel olarak üretilmiş aşkı anlatmanın kalıplarının, imgelerinin, simgelerinin ne yazık ki bugünün dünyasında yeri yok; bir dönem köy ve kasabada geçen aşklar için işlerliği varsa da kent için hiç olmadı. Modern edebiyat, belki de bu yüzden kentte, hele metropollerde aşkı anlatabilmenin yolunu da bulamayınca aşk aramızdan çekildi gitti. Öylesine gitti ki, geçenlerde bir genç öykücüye, aşkı niye anlatmadığını sorduğumda, hiç aklıma bile gelmiyor demişti.
*
Modern sanatın klasisizmden temel farkı kent yaşamını (kozmik olmayan mekân) ve zamanı (kozmik olmayan zaman) doğanın (kozmik mekân ve zaman) üstüne yerleştirmesidir. Böylelikle sanat, mükemmellik idesini terk ederek şimdi ve buradaya rapt olmuştur.
Ancak ‘şimdi ve burada’lık geçicidir, sanat hep yeni şimdi ve buradaları yakalamak zorundadır. Bu uçuculuğun karşısında hatırlanması, aktarılması gerekenler tutunacak bir yer bulamaz olunca sanat hatırlamanın işlevini üstlenmek zorunda kaldı ve belleğe dönüştü; ama bu kez de aşkınlığını yitirdi.
Reklam
*
Kanaatlerimize o kadar güveniriz ki giderek bizim gerçeğimize dönüşürler. Böylece insanın aklı tembelleşir ve insan gerçeğe burun kıvırmaya başlar.
Aklın çöküşü, insanın da çöküşüdür.
*
Kapitalizm, ‘özgür bireyi’, “yapabilirsin” diye cesaretlendir. Yapabilirse kendi olacaktır. Ancak bu cesaretlendirmenin olumsuz sonuç verdiği yerde, “hep senin yüzünden; aldığın yanlış kararlardan dolayı” diyerek, onu suçlar ve bireyi mahviyete doğru sürükler. Böylelikle hem bireyi köleleştirir hem de suç hiçbir zaman kapitalizmin üzerine kalmaz.
*
Sanat her zaman iletişim hâlinde olmak, bir ileti iletmek demek değildir; tersini yaptığı da olur, iletişimin dışına kaçarak dilde yarıklar, çatlaklar açar. Dile yapılan bu müdahale denetimden de kaçmak demektir.
Gerek dil, gerek zaman, gerekse mekân üzerinde kurulan denetimden kaçarak oralarda yarıklar, çatlaklar meydana getirmek; küçük de olsa başka olaylara, oluşlara alan açmak, tesadüfe olanak tanımak demektir. Bu olanak sayesinde denetimde de yarıklar, çatlaklar meydana gelir.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.