Tüketim çağında yalnız bireyin depresyonla imtihanı
09:00, 11/03/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 12:19, 11/03/2026, Çarşamba

Eşiklerde acı duyuyorsan turist değilsin demektir
Elmadaki çekirdekleri saymak, çekirdekteki elmaları saymaktan daha kazançlı geldi sana. Gelecek zaman kipi intihardan korudu seni. Sen Van Gogh değilsin. Sen doğmadan önce ölen kardeşinin adı verilmedi sana.
Ne dindarlardaki mükemmeliyetçilik hırsı ne sanatçılardaki varoluşunu haklı çıkarma çabası ne de hüsrana uğrayanların devrimci ışıltısı… Hiçbiri sende yok. Doğrular sende yok, yanlışlar sende yok. Mantığı tutuşturan endemik bir coşkusun sen. AVM’lerde, fitness salonlarında, güzellik merkezlerinde kaybettin ruhunu. Elmadaki çekirdekleri saymak, çekirdekteki elmaları saymaktan daha kazançlı geldi sana. Gelecek zaman kipi intihardan korudu seni. Sen Van Gogh değilsin. Sen doğmadan önce ölen kardeşinin adı verilmedi sana. Sık sık kardeşinin mezarının yanından geçmedin ve kilisede de kardeşinle aynı numarayla (29) kayıtlı değildin. Hiçbir temmuzun 29’unda intihar etmedin. Gogol de değilsin. 16 yaşındayken baban hastalanmadı, 2 yıl sonra 43 yaşındayken ölmedi. 43 yaşındayken aç kalarak intihar etmedin.
Senin için en etkili protesto depresyondu.
Ne taze bir yalvaç ne zalim bir taş plak ne de kayıp anahtar. Değilsin hiçbiri. Senin için en etkili protesto depresyondu. Depresyonu serotonin eksikliği diye betimleyen ilaç kokularından tiksindin. Ne olmamız gerektiğini emredenlere depresyonla “hayır” demek istedin. Kayıpların giderek artıyor. Artık kırmızı da beklerken bile rüyalarını hatırlamıyorsun. Rüyalar, endişelerimizin karekökleridir. Gaza basarken, siparişini onaylarken, kargo paketini açarken tüm endişelerden sıyrılmış yepyeni “sen” çok daha unutkansın. Çok unutkan ve çok dikkatsiz. Bankalar keyfinin peşinden koşabileceğin yolları açıyor sana. Yollar açıldıkça mahvoluyorsun. Mahvolmanın başlarda tedavisi kolay, anlaşılması zordur zamanla anlaşılması kolaylaşır ve fakat tedavisi imkânsız hale gelir. Hiçbir ilaç kurtaramıyor seni. Minör sakinleştiriciler işine yaramıyor. İlaç endüstrisinin turizm ve finansla birlikte en kârlı ekonomik faaliyet olduğunu biliyorsun. Güvenmenin gereksiz olduğuna iman etmeni bekliyor tüm kameralar senden.
Ne sükûnetin patenti ne sabahın çiyi ne de tanrının güttüğü yıldızlar… Hiçbiri yok sende. Ellerini açınca indirim kodlarına koyu bir nefret bulaştırıyorsun. Nefret sadece gerçeğedir. Her yeni gün eşiklerde yeniden imal edilen gerçekleri kusmak istiyorsun hafıza kartlarının boş alanlarına. Sen bir kaynak değilsin, sadece bir enerji ünitesi değilsin, piyasada alınıp satılabilen bir yetenekler ve yetkinlikler paketi değilsin. Akut baskılara açık yerleşik dehşetlere akransın. Hayatının anlamı biliyorsun. Hayır bilmiyorsun. Hayatın anlamı çok az kişi tarafından bilinir ve çok daha az kişi tarafından bilinmez. Garsonların gözünden, yayaların gözünden, öğrenci velilerinin gözünden tevazuun ultra çözünürlükte görünüyor. O kadar profesyonelsin ki bütün mütevazılarınki gibi senin de kibrin saydam. Kibirli bir kahramansın. Bilmiyorsun ki işler yolunda gidiyorsa sıra dışı kahramanlıklara gerek kalmaz. Kahramanlık akıbeti umutsuz olan için gereklidir.
Ne saçta çiçek ne eylülde yağmur ne bozkırda yoksul… Hiçbiri değilsin. Ne kadar çeşitli merak varsa o kadar çeşitli hayal kırıklığı yaşanabilir. Senin merakların kırılmaz; başkalarının zaafları üzerinde kıvrılarak menderesler çizer. Ve dudaklarına çürük bir kahkaha yapıştırır. Gülmek sarsıntılı bir telaffuzdur senin çehrende. Eğlenmek bir akide senin için. İnançların her yardıma muhtaç olduğunda kuvvetleniyor. Bilim adamlarının yapamadığını yaptığı zaman Tanrı’ya inanıyorsun. İman; dağları yerinden oynatmak değil yerinden oynayan dağları görmezden gelmektir. Görmezden gelmenin asaleti yok sende. Çürük kesinlikler ve bayat karşıtlıklarla var olabiliyorsun. Şimdiki zamanı küçük düşürmek için geçmişi övüyorsun. Hiç ikileme düşmedin, hiç tereddüt etmedin. Arafın bir yer değil bir zaman dilimi olduğunu bilemeyeceksin hiç.
Ne cesur paspas ne eski bir kesik ne de altın çağlı bir devlet… Hiçbiri değilsin. Hayat her an kaçınılmaz bir bilançodur ve 250 bin yaprak çeşidi yaşamın sürprizleriyle başa çıkabilmenin 250 bin farklı yoludur. Bir yaprağın mücadelesine değil dökülüşüne benziyor senin tarihin. Kendini feda etme duygusu sende sahip olduğun şeyi korumak değil sahip olunacak şeylere arzu anlamına geliyor. Çoğu kez anlamanın o bulanık sularında boğulmamak için ithal ettiğin genellemeler uyuşturucu etkisi yapıyor sende. Bilmiyorsun ki genellemeler çoğu zaman generallerden daha tehlikelidir. Özgür hissettirerek öldürürler. Soluduğun havada karbondioksit, internet sinyalleri ve bolca kaygı var. Sovyetlere ne kadar benziyorsun. Demir perdede sistem bütçenin tamamı “savunma” harcamalarına ayrıldığında felce uğramıştı. Oluşturduğun bin çeşit savunma mekanizmalarıyla sen de en az Sovyetler kadar felçlisin. Ölümden çok korkuyorsun çünkü henüz yaşamadın. Yas tutarak ölümle yüzleşmek, melankoliyle dolup ölenlerle ölmek sana çok yabancı.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.