Bu önemi şu şekilde özetleyebiliriz: Birincisi, dünya genelinde yaşam sürelerinin uzaması. İkincisi, yaşlıların genel nüfustaki ortalamalarının artması. Üçüncüsü, genç ve orta kuşakların başta bakımları olmak üzere yaşlılarla olan münasebetleri. Dördüncüsü, yaşlı nüfusun artmasına bağlı olarak yaşam kalitelerini göz önünde bulunduran yapısal ve hayatlarını kolaylaştırıcı önlemler alınması. Beşincisi de Türkiye gibi Müslüman ülkelerde yaşlılarla ilişkinin manevi sorumluluğu.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre dünyada 65 yaş üstü kişilerin oranı 1974 yılında yüzde 5,5 iken 2024 yılında nüfus 830 milyona ulaşarak iki katına, yüzde 10,3'e yükseldi. 2074 yılındaysa bu sayının yüzde 20,7’ye yükselmesi beklenirken BM aynı dönemde 65 yaş üzeri nüfusun 18 yaş altındaki çocukları geride bırakacağını tahmin ediyor. Türkiye’deyse TÜİK verilerine göre yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve üstü nüfus, 2019 yılında 7 milyon 550 bin 727 kişiydi. 2024 yılında yaşlı nüfus 9 milyon 112 bin 298 kişiye yükseldi. Yaşlı nüfusun oranıysa 2024 yılında yüzde 10,6 olarak belirlendi. Yaşlı nüfusun 2030 yılında yüzde 12,9; 2080 yılında dayüzde 25,6 olacağı öngörülmektedir.
Demografik gerçeklik gerek dünyada gerekse ülkemizde yaşlı nüfusun her geçen gün artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Fakat toplumsal algıların şekillenmesinde en etkin araçlardan biri olan kitle iletişim araçlarının bu demografik gerçekliğe ne kadar uyumlu içerikler ürettiği ciddi bir sorun olarak dikkat çekmekte. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geleneksel medya karşısında yeni medya etkisini arttırmakta ve dönüştürücü bir etkiyi sahip olmakta. Gençlerin kısa videoların yoğun kullanıldığı mecralarda zaman geçirmesi onların medya alışkanlıklarını da etkiliyor. Bu açıdan gençler uzun süreli yayın akışı sunan geleneksel medyanın bir dönem en önemli araçlarından biri olan televizyondan uzaklaşmış durumdalar. Bunun yanında gazete ve radyo gibi araçlarla da aralarına mesafe koydukları gözleniyor. Başta Netflix olmak üzere dijital platformlar da aşırı sosyal medya kullanımıyla dikkat süreleri kısalan izleyiciye uygun içerikler geliştirerek geleneksel medyayla arasında mesafe bulunan izleyicinin yeni adresi olmuştur. Yeni koşullar gençlerin birçok şeyden daha hızlı haberdar olmasını sağlarken algoritmalar sayesinde kendilerine yankı odaları kurmaları gibi çok ciddi sorunlar da doğurmaktadır. Yankı odalarında yalnız kendi düşüncelerini destekleyen içeriklere aşırı maruz kalan gençlerin farklı düşüncelere karşı sert tepkiler gösterdiği görülmektedir.
Bir diğer sorun da nüfusun ciddi bölümünü oluşturan yaşlı nüfusa ilişkin kayıtsızlıktır. Dijital platformlarda oluşturulan içeriklerde yaşlı temsilleri belli standart kalıplardan ileri gitmemekte ve anlatılan hikâyelerde yaşlılar merkezî bir konumda sunulmamaktadır. Robert Butler, yaş ayrımcılığı (ageism) diye bir kavramdan söz eder. “Bir kişinin ya da bir grubun yalnızca yaşı temel alınarak olumsuz şekilde stereotipleştirilmesi, ön yargıya uğraması ya da ayrımcılıkla karşılaşması” olarak tanımladığı yaş ayrımcılığının toplumsal yaşamın farklı alanlarında görüldüğü gibi medyada da bu ayrımcılıkla karşılaşılacağına işaret eder. Dijital platformlarda oluşturulan içerikler etraflıca ele alındığında yaşlıların görünmez kılınması ve kalıp yargılarla sunulması ayrımcılığı hissettirmektedir. Medyada yaşlıların görünürlüğünün sınırlı olmasının yanında yaşlı temsili demografik gerçeklikle de uyumlu değildir. Yaşlılara dönük bu ayrımcılığın temel sebebi dijital platformları takip eden izleyicilerin genel olarak gençlerden oluşması ve buna bağlı olarak içerik stratejilerinin gençlerin ilgisi ve beğenisinin göz önüne alınarak hazırlanmasıdır.
Oysa Türkiye’de 65 yaş üstü bireylerin hayattan elini eteğini çekmiş, pencereden dışarıyı izleyip kapısının çalınmasını bekleyen kişiler olarak algılanması da belli klişelere dayanmaktadır. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar, 65 yaş üstü bireylerin hayatın içinde varlıklarını güçlü bir şekilde sürdürmek konusunda her geçen gün yaşam kalitelerini yükselten bir çaba içerisinde olduklarını gösteriyor. Hatta internet kullanımıyla ilgili olarak benzer bir durum söz konusu. Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Ayşegül Toker danışmanlığında yapılan bir çalışmada Türkiye’de yaşlı nüfusun dijital platformları kullanma oranının sürekli arttığı belirtilmektedir. Toker, araştırma sonuçlarını değerlendirirken dijital medya kullanımının yaşlıların hayatı yakalama ve içe kapanmayı engelleme etkileri olduğunu belirtir: “Yaşlılarımız bugün artık pencereden değil bilgisayarlarımızın veya akıllı telefonlarımızın ekranlarından dünyayı izliyor ve sosyalleşiyor.” Ayrıca televizyon reklamlarında da yaşlılar olumlu imajlar kapsamında değerlendirilmektedir. Prof. Dr. Yelda Özlem Şirin televizyon reklamlarında yaşlılık imgesinin sunulmasıyla ilgili araştırmasında, yaşlıların reklamlarda “güven ve inandırıcılık anlamı kattığı” için yer verilmesine dikkat çeker.
Fakat reklamlarda imajı güçlendirmek adına yer verilen yaşlılar, dijital platformlardaki dizilerdeyse bir özne olarak kullanılmamaktadır. Dolayısıyla bu dizilerde yaşlıların durumu görmezden gelindiğinden toplumsal gerçeklikle uyumsuzluk ortaya çıkmaktadır. Sanki toplumsal yaşamda yaşlılar yokmuş gibi hareket edilmekte veya yaşlılar stereotipleştirilen karakterlerle huysuz, gergin, gençlerle çatışan, gençlerin dilinden anlamayan, hasta, bakıma muhtaç, sorun teşkil eden ve mutsuz insanlar olarak tanımlanmaktadır.
Dünya genelinde dijital platformlar arasında Netflix en yüksek pazar payına sahip olan şirket konumdadır. Son yıllarda Türkiye’de de içerikler geliştiren Netflix’in izlenme oranı her geçen gün artmakta abone sayısı da yükselmektedir. Yoğun ilgi görmesinin yanında popüler kültürün dönüştürücü ve alışkanlıkları belirleyici etkisi de göz önünde bulundurulduğunda Netflix’in Türk dizilerinde yaşlı temsillerine yer verme biçimi de üzerinde durulması gereken bir konudur.
Görünmez bir kimlik olarak yaşlılık
Netflix Türk dizilerinde yaşlılarla ilgili ilk göze çarpan unsur, oluşturulan hikâyelerde yaşlıların yok sayılması. Birçok Netflix dizisinde 65 yaş üstü kişilere rol dahi verilmemekte, iki hatta üç sezon devam eden dizilerde hiçbir şekilde yaşlı karakter hikâyeye dâhil edilmemektedir. Bu yok sayma yalnız dizinin konusundan ve sektörün dinamikleriyle alakalı olmadığı gibi yaşlılara bakışı da yansıtmaktadır. Örneğin Kuş Uçuşu
adlı dizi her biri 8 bölüm olmak suretiyle 3 sezon yayınlandı. Toplam 24 bölümden oluşan dizide ana karakterler arasında yaşlıların yer aldığı bir role rastlanılmadığı gibi dizinin akışında etkili olabilecek yan rolde dahi bir karakter yer almamaktadır. Sadece 24 bölüm süren dizide toplamda 1-1,5 dakika görülen Sulhi karakterinin kısa diyalogları yer alır. Kimler Geldi Kimler Geçti
dizisindede benzer bir görünmezlik hâli söz konusudur. İki sezondan oluşan dizide Leyla’nın babası Mahir, anlatıda önemli bir karakter olarak yer almaz. Genel olarak kızının dertlerini dinleyen, moral vermeye çalışan ancak kızından bazı gerçekleri de saklayan bir baba rolündedir. 50 Metrekare
dizisindeyse başrol oyuncusunun hikâyesi ölen babasının etrafında gelişir. Fakat dizide baba görülmez. Ölümü ve defin işlemleri sırasında bir tabut görüntüsü vardır, o kadar. Asaf
dizisinde de yaşlı karaktere yer verilmemiştir. 6 bölümden oluşan dizide çocuğunun hastalığı ve karşılaştığı sorunları çözmeye çalışan babanın hikâyesinde yaşlı bir oyuncu yer almaz.Yalnız, mutsuz, hasta olarak yaşlılar
Netflix dizilerinde yaşlı karakterlerin sunuluş biçimlerinde öne çıkan özelliklerden bazıları da genel olarak yaşlı insanların yalnız yaşayan, karar alma gücüne sahip olmayan, hasta insanlar olarak temsil edilmesidir. Yan rolde, genç ve orta yaşlı kişilerin yaşamlarında sorun olan mutsuz kişilerdir. Fatma
adlı dizinin 65 yaş üstü oyuncusu olarak Uğur Yücel kadroda yer alır. Yücel’in canlandırdığı “memleket hikâyeleri yazan” edebiyatçı dizinin ana hikâyesinde önemli bir rol üstlenmeyen yan karakterlerden biridir. Başrol oyuncusu Fatma’nın hikâyesini yazmaya değer gördüğü için sık sık onunla konuşup yaşadıklarını kaleme almaktadır. Bu karakteri özel kılan konumu yaşlılığı değil yazar oluşudur. Dizinin seyrinde onun yazar kimliğine atıf yapılmakla birlikte yaşlılığının herhangi bir etkisi olmadığı görülmektedir. Evde tek başına yaşamaktadır. Etrafıyla sağlıklı iletişimi olmayan, evine su siparişi verip fakat siparişi getirenlere kapıyı açmayan “sorunlu” bir tip olarak sunulur. Kulüp
dizisinde de yardımcı rollerde birçok yaşlı oyuncuya yer alır. Yetimhane müdürü, ayakkabı boyacısı, kumaş satıcısı, gazinonun ışıkçısı, sesçisi, garsonu vb. Dizinin bütünlüğünde önemli etkileri yoktur. Dizide otoriter bir anneyi canlandıran yaşlı Mevhibe Hanım da ilerleyen bölümlerde hastalanır. Zihinsel sorunlar yaşayan anne evin hizmetçisini merdivenlerden itekleyerek ölümüne neden olur. Ne yaptığını bilmiyordur; yatağa bağlanır, aklını kaçırır.Aşk 101
’in ana karakterlerinden biri olan Sinan, annesi ve babası ayrıldığından dedesiyle yaşamaktadır. Dedesi hiç konuşmaz. Hollywood yapımlarından aşina olduğu şekliyle bir koltukta sessizce oturur. Sinan önüne yemeğini koyar ve dedesine karşı “sorumluluğunu” yerine getirmiş olur. Hatta arkadaşları eve geldiğinde dedesini fark etmezler. Çünkü varlığı belli değildir. Hatta, Sinan’ın arkadaşı Kerem: “Ölmüş olmasın o?” diye sorar. Sinan’ın cevabı bir insandan bahsetmekten ziyade bir eşyanın özelliğini vurgular cinstendir: “Yok ölmüyor, o öyle.” Dizinin ikinci sezonunda dede öldüğünde, damadı cenaze yıkanırken telefonunda oyun oynar. Dedenin ölümü etrafındakileri üzmemiştir, herkes olağan karşılaşmıştır. Çünkü kaderine terk edilen yaşlının ölümü normaldir! Hatta Sinan’ın en yakın arkadaşları dahi dedesinin öldüğünü günler sonra öğrenir. Dede yaşadığı gibi sessizce ölüme yürümüştür.Bir Başkadır
adlı dizide Meryem’in evine gündeliğe gittiği Sinan’ın annesi yaşlı ve tek başına yaşayan hasta bir kadındır. Eşini kaybetmiş, oğlundan ayrı yaşayan anne, oğlu Sinan’la olan diyaloğunda komşunun oğlunun kendisiyle ilgilendiğini, gergin bir üslupla yalnız başına yaşamaya çalıştığını söyler. Mutfaktan yattığı odaya yürümekte zorlanır. Sinan yürümekte dahi zorlanan annesinin koluna girerek onu yatağına taşır. Terzi
dizisinde ana karakter Peyami’nin babaannesi rolündeki Sülün Hanım, etrafına sert davranan, ailenin şanını her şeyin üzerinde tutan, itibar için bir takım gizli planlar yapan anlayışsız yaşlı bir kadındır. Dimitri’nin babası olan Ari Bey de oğluna karşı sert davranan, ona sürekli hakaret ederek aşağılayan bir babadır. Oğlunun hayatta hiçbir şey başaramayacağını, zavallı biri olduğunu söyleyerek onun özgüvenini sarsar, sinir krizleri geçirmesine sebep olur. Dimitri babasının kendisini ciddiye almamasından şikâyetçidir. Kendi yaşamına dönük zihninde oluşan kaygıların kaynağı olarak babasını suçlar. Nitekim babasının üzerinde oluşturduğu hâkimiyetini daha fazla kaldırmayan Dimitri, babasını öldürür.Kimler Geldi Kimler Geçti
adlı dizide Leyla anne ve babasını ideal aile büyükleri olarak görmektedir. Fakat anne ve babasının arasında geçen bir konuşmaya şahit olduğunda babasının alkol bağımlısı olduğu için tedavi gördüğünü öğrenir. Ayrıca babasının sırları olduğunu, gerçek yaşamını kendisinden sakladığını öğrendiğinde büyük bir şok yaşar. Mahir (baba), sakin görüntüsünün altında gerçekleri saklayan, neşeli görünmeye çalışan ancak mutsuz biridir. Aynı dizide diğer karakter Sarp’ı annesi arar ve babasının hastalandığı için hastaneye kaldırıldığını söyler. İkinci sezonda Leyla’nın annesi ve babası bir bölümde daha gözükür ve Leyla, annesinin ameliyat olacağını öğrenir. Aynı dizide Cem de babası tarafından aşağılanan biridir. Babasının üzerinde yarattığı travmalarla baş etmeye çalışır.Benzer bir durum Kuvvetli Bir Alkış
dizisinde de görülmektedir. Ana karakter Zeynep, eşi Mehmet’in annesi ve babasıyla telefonda konuşmaktadır. Kayınvalidesi de oğlu ve gelini suçlayan bir tonda konuşur. Onları her şeyi berbat eden bir çift olarak görür. Gençlere güven duymadığını hissettiren yaşlı ve huzursuz bir kayınvalide profili çizer. Uysallar
adlı dizide Oktay karakterinin babası Olcay’ı canlandıran Uğur Yücel de sürekli oğlunu yargılar. İşinde başarılı gözüken Oktay’ı yetersiz görmekte, hep noksanlıklarına odaklanan, yalnız yaşayan asabi bir karakterdir. Ailesinin yanında oğlunu serseri olmaktan kurtardığını söyleyerek geçmişini ve bugününü de eleştirmekten geri durmaz. Yaşlı baba kendisini “hiçbir şey sevmeyen” biri olarak tanımlar. Babasından çok korktuğunu, gözlerine bakmaktan çekindiğini, sorduğu soruları cevaplayamadığında dayak yediğini anlatır. Gerginliğinin sebebinin babasıyla olan mutsuz ilişkiden kaynaklandığını itiraf eder. Babasıyla olan mutsuzluğunu kendi oğluyla da sürdüren, sevgisiz bir baba! Oktay’ın annesi de bir süre devam eden hastalığının ardından ölmüştür. Ayrıca Olcay’ın evlenmek istediği kadının bakıcılığını üstlendiği kişi de yatalak, tekerlekli sandalyeyle dışarıda dolaşan, kulakları zor duyan, hasta bir adamdır. Gençlerle çatışan özgürlük karşıtı otoriter yaşlılar
Netflix Türk dizilerinde yaşlıların sunuluş biçimlerinde en fazla başvurulan klişelerden biri de yaşlı bireylerin gençleri anlamaktan uzak, taleplerine karşı anlayışsız tavırlar takınan otoriter kişiler olarak sunulmalarıdır. Bazı dizilerde bu otoriterliğin altında yaşlı kişilerin dindar olmaları yatmaktadır. Geleneksel değerleri önemseyen yaşlılar gençlerin tercihlerinin, özgürce aldıkları kararların önünde engel teşkil eden kişilerdir!
Aşk 101
dizisinde yaşlı kişi ikinci sezonda okul müdürlüğüne de terfi eden müdür yardımcısı Necdet Hocadır. Önceliği disiplini bozan öğrencilerin okuldan atılmasıdır. Bu hedefine ulaşmak için öğretmenleri ikna etmeye çalışır. Sürekli bağıran, anlayışsız otoriter bir kişiliktir. Öğrencilere, “pis, sahtekâr, mendebur, sosyopat, serseri” gibi hakaretler eder. Fakat tavırları herkese karşı aynı değildir. Öğrencilerinden esirgediği nezaketi zenginlere gösterir. Aynı dizide Burcu öğretmen rolünü canlandıran Pınar Deniz, kültür farkı yaşadığı nişanlısından ayrılır. Ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde anneannesinin aşırı tepki gösterdiği anlaşılır. Burcu öğretmen kararına saygı duyulmasını beklerken, yaşlı anneannesinin sözlerine şu şekilde cevap verir: “Anneanne o ne biçim laf, ne demek yüzümüze kara çaldın? Kendim için karar aldım.” derken anneannesi kendilerini utandırdığından bahseder. Öğretmen birey olarak kendi hür iradesiyle tercih yaparken anneanne, torununun kararına toplumsal bir değer yargısıyla tepki gösterip, bu kararı utanılacak bir durum olarak ifade eder. Anneanne torununun düşüncelerini değerli görmezken, toplumun ne diyeceğini önceler. Anneanne bireyi değil toplumun yargılarını düşünen, bireyin kararlarına saygı duymayan bir karakterdir. Ayrıca Burcu öğretmen, müdür yardımcısı Necdet’in okuldan atmak istediği öğrencileri korur ve atılmalarına rıza göstermez. Gençlerin yaramazlıklarını hoşgörüyle karşılayıp, onları anlamaya çalışır. Necdet’in karşı karakteridir. Burcu öğretmen diyalogda “Siz farklısınız ve farklı olmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorum.” diyerek gençlerle eşit düzeyde ilişki kurar. Onlara tepeden bakmaz.Genç öğretmenlerden Kemal Hoca da öğrencilerin okuldan atılmalarını engellemek çaba gösterir. Burcu, gençlerin durumuyla ilgili olarak Kemal’e şunları söyler: “Bu çocuklar sadece lise hayatına uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Sığamıyorlar bu dünyaya ve bence cezalandırılmamalı.” Genç öğretmenler yaşlı Necdet’e karşı öğrencilerin yanındadır. Öğrencilerin atılması için düzenlenen toplantıda öğrencilerin yaşadıklarına dikkat çeker. Yaşlı Necdet ise Burcu öğretmenin sözlerine saygı duymaz ve konuşmasını, “içi boş hamaset” olarak tanımlar. Gençler de Burcu ve Kemal öğretmenle yakın ilişki kurarlarken müdür Necdet’i kendilerine düşman, otoriter ve sevimsiz biri olarak görürler.
Kulüp
dizisinde de gazinoda şarkıcı olmaya çalışan Salim’e yaşlı annesi bu çabasından ötürü tepki gösterir. Sahne aldığı gazinoya gelir ve oğlunun gazetede yer alan haberini Salim’e göstererek, “Şu hâline bak! Sen babanın canına mı kastettin? Bütün hayatımız seni okutmakla geçti. Ama sen bize utanç kaynağı olmaktan başka bir şey yapmadın, adımızı iki paralık ettin. Soytarısın sen!” diyerek hem onun görüntüsüne hem de uğraşına tepki gösterir. Sahnenin devamında Salim, Matilda’ya dönüp “Her anne çocuğunu mutlu edemiyor.” diyerek annesini suçlar. Yaşlı anne ve baba yine çocuklarının hayalleriyle çatışan yaşlı çift olarak sunulur. Çocuklar kendi kararlarıyla hedeflerine ulaşmak isterken yaşlı aileler bu çabaya saygı duymayan hatta engel olmaya çalışan karakterler olarak tanıtılmaya bu dizide de devam eder.Musevi kökenli olan Matilda, Müslüman Mümtaz’la beraberdir. Ancak aralarında geçen diyaloglarda o, babasının bu aşkı engellediğinden bahsederek otoriter baba figürünün engelleyici rolüne işaret eder. Gazino sahibi Orhan’ın annesi rolündeki Mevhibe Şahin ise, oğlunun gazinoyu harekete geçirememesinden ötürü tepkilidir. Başarısız olduğunu vurgular. Sert mizaçlı bir karakterdir. Oğlunu baskı altında tutar, aşağılar. Orhan, otoriter annesi karşısında pasif bir tavır takınır. Gazinoda bazı çalışanların işten çıkartılması sırasında işten çıkarılanlar genellikle yaşlılardır. Neden işten çıkarıldığını bilmeyen bu kişilerin, yerlerine genç isimlerin geleceğini tahmin ederler. Yaşlılık bir kusur ve eksiklik olarak sunulur.
Bir Başkadır
adlı dizideyse yaşlı karakter Ali Sadi Hocadır. Settar Tanrıöğen’in canlandırdığı Hoca karakteri gelenekselliği temsil etmektedir. Etrafındakilere nasihat veren bir yol göstericidir. Yaşananları anlamak yerine yukarıdan konuşan bir bilgeyi canlandırır. Ana karakter Meryem, karşılaştığı sorunlar nedeniyle psikoloğa gitme konusunda dahi hocaya sorulması gerektiğini düşünür. Hoca her konuda son sözü söylenmesi beklenen otorite konumdadır. Burada geleneksel dini yaklaşımı temsil eden hoca ile modern bilimin temsilcisi psikolog arasında bir karşıtlık kurulmakta, hoca bilimin karşısında bir konumda gösterilmektedir. Ancak eşiyle birlikte uzun yolculuğa çıkan hocanın arabasında kalorifer arızalanır ve eşi arabada hayatını kaybeder. Annesinin ölümüne üzülen kızını teselli eden hoca şunları söyler: “Aracın ne kabahati var? Dedi işte doktor, hipotermi dedi. Ananın kalbi malum.” Her konuyu geleneksel yaklaşımla açıklayan hoca, eşinin ölümü söz konusu olduğunda modern tıbbın sunduğu bilgiyi referans almaktadır. Başta kendi kızı olmak üzere etrafındaki gençlerle uyum sorunu da yaşamaktadır. Bu kuşak çatışmasında hoca otoriter tavrıyla gençlerin özgürlük taleplerini kısıtlayıcı bir roldedir Bu durumu gösteren bir sahnede hoca, kulağında kulaklık odasında müzik dinleyen kızının yanına gelir:- Korkutuyorsun ama babayı.
- Müzik dinliyordum baba.
- Nasıl müzikmiş bu ya?
- Yabancı.
- Ama bu kadar da yabancı, ne müziği kızım bu? Eşlik ediyorsun bir de. Ya küfür ediyorsa ana avrat!
Kızının müzik dinlemesinden korkan baba, kızının da dindar bir hayat yaşamasını arzulamaktadır. Fakat kızı bu dayatmalar karşısında mutlu değildir. Hoca, Konya’ya okuluna dönen kızının evden çıkarken başörtüsü takmayacağını öğrendiğinde büyük bir yıkım yaşar. Kızının kendi yaşamı hakkında aldığı bu karar hoca açısından kolay kabullenilecek bir durum değildir. Hoca herkese nasihat verir fakat kendi sorunlarını çözme konusunda acınası bir hâldedir. Aynı dizide Gülbin karakteri ile kardeşi Gülan’ın tartışması da dikkat çekicidir. Kürt bir ailenin canlandırıldığı bu tartışmada kardeşler birbirinin üzerine yürürken baba sessizce oturmakta, gözyaşı dökmektedir. Genç kardeşler şiddetli bir şekilde tartışırken baba çaresiz, kafası önde, etkisiz bir şekilde durmaktadır.
Eşini kaybeden yaşlı kadınlar
Netflix dizilerinde dikkat çeken özelliklerden biri de yaşlı temsillerinde eşini kaybeden kişilerin genel olarak kadınlardan olmasıdır. Başrollerde rastlanılmayan yaşlı dul kadınlar, eşlerinin ölümünden sonra yalnız bir şekilde yaşamlarını sürdürürken etrafındaki kişilerin yardımına muhtaç ya da ailenin üzerinde belirleyici olmaya çalışan katı kuralcı karakterler şeklinde sunulmaktadır. Kulüp
dizisinde yaşlı anne Mevhibe Hanım dul bir kadın olarak aileyi yönetmeye çalışır. Aynı dizide Matilda da dul bir kadındır. Bir Başkadır
dizisinde Meryem’in evine gündeliğe gittiği Sinan’ın annesi de eşini kaybetmiş yaşlı bir duldur. Terzi
dizisindeki babaanne Sülün Hanım da yaşlı dul bir kadın rolünü oynamaktadır. Cinsiyetlendirilmiş yaşçılık bağlamında yaşlı kadınların medyadaki temsili konusu akademik çalışmalara da konu olmuştur. Öyle ki yer yer kadın haklarını merkezine alan feminist teori de yaşlı kadınların durumunu görmezden gelmekle suçlanmıştır. Cansu Koç, konuyla ilgili çalışmasında “Televizyon dizilerinde ve reklamlarda cinsiyetlendirilmiş yaşçılık örnekleri görmek oldukça karşımıza çıkan bir durumdur.” ifadelerini kullanır. Bu açıdan Netflix Türk dizilerinde yaşlı kadınların “dul kadınlar” biçiminde sunulması tipik bir stereotipleştirilme örneğidir. Sonuç olarak bahsi geçen dizilerde yaşlı temsillerinin sorunlu bir bakışın tezahürü olduğu görülmektedir. Yaşlılar genel olarak başrollerde sunulmamakta, ana karakterleri tamamlayan sembolik bir rol üstlenmekte, geleneksel değerleri temsil eden, acınası, pasif kişilerdir. Gençlerle çatışma içinde olup kendi huzursuzluklarını başkalarına da yaşatmaya çalışırlar. Geçmişin saplantılarından kurtulamayan, travmatik, baskıcı, doğal yaşamın önündeki engel oluştururlar. Hastalık yaşamlarının parçası hâline gelmiştir. Hayatın içinde aktif olarak rol alan, yaşlılığın ciddi bir tecrübeye dönüştüğü, rasyonel kararlar alabilen karakterlerin hikâyelerine bu dizilerde rastlanılmamaktadır. Sanki 65 yaşını geçen tüm yaşlılar ölümü bekleyen, hayatı zorlaştıran insanlar olarak gösterilir. Bu açıdan Türk dizilerinde kalıp yargıların dışına çıkılarak anlatılacak daha gerçekçi yaşlı hikâyelerine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Nüfus ortalamasında yaşlı nüfusuna her geçen gün artması, toplumun yaşlı bireylerle daha doğru bir zeminde ilişki kurabilmesi adına bu hikâyelere ne denli ihtiyaç duyulduğunu da göstermektedir. Bunun için yaşlı hikâyelerinin hasta, asabi ve otoriter gibi temsillerin dışına çıkılarak daha özgün şekilde ele alınması gerekmektedir.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.