Nobel Ödülleri ve İsrail etkisi tartışması yeniden gündemde

Kamil Yeşil
16:00, 24/01/2026, Cumartesi
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Nobel Ödülleri ve İsrail etkisi tartışması yeniden gündemde
Nobel tutkusu neler yaptırır?

Nobel Ödülleri’nin İsrail’in elinde bir güç olduğu fikri Türkiye’de hep vardı. Ancak bu sadece bir fikir değil yaşanmışlıkla kayda geçmiş bir gerçektir. Bunu Çetin Altan’ın partneri Mine Kırıkkanat’ın Barut adlı anılarından öğreniyoruz. Mine Kırıkkanat’ın anılarından anlıyoruz ki Nobel Ödülü, İsrail’in bir oltasıdır. Avlanmaya teşne olanlar bu oltaya kolaylıkla gelmektedir. Hatta Siyonist İsrail’in oltaya kimler nasıl takılır konusunda bir ön çalışma da yapmış olması gerekir.

Bilim, edebiyat, siyaset, sağlık gibi bir yönü milli diğer yönü evrensel olan çalışmaları duyurmak ve dünya geneline yaymak için en elverişli yollardan biri ödüllendirmektir. Ödül aynı zamanda bir teşvik aracıdır.

Bu alanın en meşhuru Nobel Ödülleridir ve uluslararası olduğu için tarihe geçmenin bir yoludur. Nobel Ödülleri saygın kabul edildiği kadar tartışılır da. Çünkü belli bir mihrakın çıkarlarını gözetip kollaması esasına göre “dağıtılır”. En azından dünya lordlarının, kapitalist sistemin ayağına basmamaya dikkat eden kişi ve kurumlara ödül verildiği bilinir. Bu titiz (!) seçimde bu zamana kadar hiç şaşma olmamıştır. Nobel’in bu kurumsal tavrını bilen bilim adamları, edebiyatçılar, siyasetçiler ödülü almak için dünya sisteminin lordlarının, Yahudiler yani siyonistlerin “lanet”ine uğramamak ve takdirini kazanmak amacıyla her türlü yola başvurmuşlardır.

ABD başkanı Trump da bu tip bir siyasetçi olarak Nobel Barış Ödülü’ne talip oldu. Dediğine göre birkaç savaşa engel olmuş. “İsrail’in kendini savunma hakkı var.” diyerek uçak gemileriyle siyonistlerin katliamlarına destek verdiğinden İsrail de Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi. Norveç basınının haberine göre, Donald Trump, Nobel Barış Ödülü’ne adaylık konusunda bilgi almak maksadıyla Norveç Maliye Bakanı’nı aradı. Norveçli haber ajansı Dagens Naeringsliv, ismini açıklamayan kaynaklara dayanarak şu haberi verdi: “Maliye Bakanı Jens Stoltenberg, Oslo’da sokakta yürürken Donald Trump aniden aradı. Nobel ödülünü ve gümrük vergilerini görüşmek istiyordu.” Resmi başvuru yaptı mı bilmiyoruz. Nobel Ödülü’nü dağıtan komisyon İsrail’in bu teklifine uygun olarak Nobel Barış Ödülü’nü Trump’a verirse ödülün İsrail’in elinde bir koz ve havuç olduğu fikrinin doğruluğu bir kez daha ispatlanmış olacak.

Nobel Ödülleri’nin İsrail’in elinde bir güç olduğu fikri Türkiye’de hep vardı. Ancak bu sadece bir fikir değil yaşanmışlıkla kayda geçmiş bir gerçektir. Bunu Çetin Altan’ın partneri Mine Kırıkkanat’ın Barut adlı anılarından öğreniyoruz.

Mine Kırıkkanat’ın anılarından anlıyoruz ki Nobel Ödülü, İsrail’in bir oltasıdır. Avlanmaya teşne olanlar bu oltaya kolaylıkla gelmektedir. Hatta Siyonist İsrail’in oltaya kimler nasıl takılır konusunda bir ön çalışma da yapmış olması gerekir.

Bir edebiyatçıya Nobel Ödülü verilmesi için ilk şart o yazar-şairin belli başlı eserlerinin dünya dillerinde yayımlanmış olmasıdır. Böylece okur kamuoyu oluşturulur, edebî mahfillerde tenkit, methiye karışımı yazılar çıkar, yazarla söyleşiler bu yayınları besler. O sıra dünyada ve kendi ülkesinde tartışılan konularda da dünya sisteminin beklediği, egemenlerin işine yarayacak sözler söylemesi sağlanır. Bu işleyişi Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü sürecinden biliyoruz. Orhan Pamuk, Türki cumhuriyetlerde ve Avrupa’nın bazı küçük ülkelerinde kitaplarının tercüme edilip birkaç yüz baskıyla dünyaca tanındığı ve okunduğu algısı oluşturmuştur. 1915 Ermeni Tehciri’nde yüz binlerce Ermeni’nin Türkler tarafından katledildiği hezeyanını “tarafsız yazar” olarak yorumlamış; PKK terörüne tam destek vermiş, İslamcıları da suçlu ve tehlikeli ilan ederek Nobel Edebiyat Ödülü’nü hak ettiğini göstermiştir. Bu aydın duruşu da karşılıksız bırakılmamıştır.

Çetin Altan’ın da Nobel süreci kitaplarının Fransızcaya çevirisiyle başlar. Yaşar Kemal’in romanlarının Fransızcaya çevrilmesine Fransız karısı Tilda öncülük ederken Çetin Altan, Fransa kitap pazarına ikinci büyük yayınevi Flammarion’la giriş yapar. 1975’te Büyük Gözaltı, 1976'da Bir Avuç Gökyüzü, 1978'de Viski romanları Fransızca basılır. Çetin Altan’ın kitaplarının Fransızca yayımlanmasında esas rol Fransız Nouvel Observateur’ün “grand reporter” diye anılan ünlü muhabiri ve kitap yazarı Kenize Murad’a aittir. Kırıkkanat’a göre Kenize Murad 1973'ten 1979’a CIA için istihbarat toplamış biridir.

Çetin Altan, Türkiye’de 1978 başlarında yayımlanan son romanı Küçük Bahçe için “Fason çevirmen” aramaktadır. Fason çeviri, yayınevine bağlı Fransız bir çevirmenin adını taşıyacak “ön çeviri” demektir. Bunun için Nurullah Berk seçilir. Çevirinin bedelini Çetin Altan öder. Küçük Bahçe, Flammarion’dan Ixe Enseveli başlığıyla 1 Mart 1980’de yayınlanır.

Çetin Altan’ın Nobel Edebiyat Ödülü sevdası; 17 Ekim 1978'de ABD'de, İsrail lideri Menahem Begin, Mısır lideri Enver Sedat’la ABD Başkanı Jimmy Carter hakemliğinde Camp David Anlaşmasını imzalamasıyla yakından ilgilidir. Şöyle ki Begin ile Sedat, Camp David Anlaşmasını imzaladıkları ay, alelacele 1978 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilir, ödül de verilir. Oysa İsrail’in Sina Yarımadası’ndan çekilmesini öngören anlaşma hem İsrail hem de Ortadoğu’da büyük tepki toplamıştır.

Özellikle Türkiye’den büyük tepki gelir. Çetin Altan, o günlerin en etkili ve popüler köşe yazarı olarak bu havayı İsrail lehine çevirmekle görevlendirilir. 1978’de Türk Dışişleri Bakanlığının şemsiyesiyle Kudüs’e davet edilir. Bu kampanyadan beklenen diğer bir sonuç: Camp David’i imzaladığı için Menahem Begin’in kabinesine gösterilen tepkiyi azaltmaktır. Bunun için çeşitli ülkelerden kamuoyu önderleri çağırılır. Türkiye’den de Çetin Altan davet edilir. Altan, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yapılan daveti önemsemiştir. Yanına Ankara’dan birkaç diplomat (üst düzey MİT elemanı) verilir.

Mine Kırıkkanat bu seyahat dönüşünü şöyle anlatır: “İsrail’e tazelenmiş bir özgüvenle uçarak gitti. Garip bir ruh hâliyle döndü. Dönüş yolunda iç hesaplaşma yapmış olacak ki hem pişman hem de kendini bağışlamak için gerekçe aradığı zaman yaptığı gibi kıs kıs gülerek anlatıyordu. Menahem Begin ile görüşmesini tek tümcede özetledi: ‘Yahu beni o kadar övdü, o kadar övdü ki başım döndü, coştum, adamın her söylediğine hak verdim. İsrail’in tüm taleplerini doğru buldum, alkışladım!’ Bana, ‘Şöhrete ulaşmanın iki yolu vardır. Ya düzeni över rahat edersin ya da kontra gider, seni kabul etmeye zorlarsın. İkinci yol daha zordur, ama kazandırdığı şöhret daha büyük ve kalıcı olur.’ derdi. Çetin Altan, hep başını okşayacak bir el bekliyordu ve o el her uzandığında, küçük bir okşayış karşılığında bile düzeni savundu.” (…) 1978 sonundaki İsrail gezisinden sonra Çetin Altan’a bir hâller oldu. Zaten yüksek olan egosu tavan yaptı ve ‘Nobel’i ben almalıyım!’ demeye başladı. Oysa o yıllardaki en büyük yazarımız Yaşar Kemal, 1973 yılından beri Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösteriliyor ve Orhan Pamuk’tan daha çok hak ediyordu. Fransa’da üç romanı yayımlanmıştı. Küçük Bahçe’nin yayımlanmasını bekleyen Çetin Altan, gerçekten iyi yazar olmasına karşın, her şeyden önce edebiyat alanında verdiği eser sayısı sınırlıydı ve gazeteciliği önde gidiyordu.”

Mine Kırıkkanat bundan sonraki satırlarda kesin olarak bildiği hususu, soru cümlesi hâline getirerek bilmezden geliyor: “Dolayısıyla ‘Nobel’i ben almalıyım’ çıkışına önce bir anlam veremeyip, şaşırdım. Bu yersiz, zamansız ve dayanaksız Nobel isteğinin, Begin’le görüşmesiyle bir ilgisi olabilir miydi? Acaba İsrail Başbakanı, buna ‘Türkiye’de Nobel’i sen almalısın.’ diye iltifat etmiş ya da İsrail'in onu Nobel’e aday gösterebileceğine ilişkin bir havuç uzatmış olabilir miydi? Çetin’in İsrail gezisini izleyen bir yılda sabit fikir hâline getirip salt benimle paylaştığı Nobel hırsı; 29 Ekim 1979'da onu gerçekten çok alçakça bir davranışa sürükledi. 29 Ekim 1979 Cumhuriyet Bayramı’nda sıkıyönetim komutanı Org. Necdet Üruğ’a ‘Yaşar Kemal'e dikkat edin, vatan hainidir! Nobel’i alabilmek için Kürt milliyetçiliği yapıyor. Türkiye’nin başına iş açar. Devletin ne yapıp edip, Yaşar’ın Nobel’i almasına engel olması lazım...’ diyerek onu ihbar etti.”

1978 ve sonrasında Çetin Altan’ın gazete yazılarında İsrail’i, Camp David Anlaşması’nı, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ı nasıl övdüğüne ve hangi yönleriyle öne çıkardığına bu gözle tekrar bakmak gerekir.

Çetin Altan’dan makulleştirilmesi istenilen husus Mısır’ın bir İslam ve Arap ülkesi olarak İsrail’i komşu devlet kabul etmesidir. Mısır halkının ve İslam âleminin kuvvetli muhalefetini üzerine çekmek pahasına anlaşmayı imzalayan Enver Sedat’ın iyi bir iş yaptığı fikrini zihinlere yerleştirmektir.

Nobel Barış Ödülü’nün Begin’e değil ama Enver Sedat’a verilmesinden şüphelenmeliyiz. Öyle anlaşılıyor ki 12 gün süren gizli pazarlıkların içinde Sedat’a, Camp David’i imzaladığı takdirde kendisine Nobel Barış Ödülü verileceği vaat edilmişti. Mine Kırıkkanat’a göre Çetin Altan’ın Camp David Anlaşması’na güzelleme yazmasından beklenen öncelikle İsrail’e ve Begin’e sonra da Enver Sedat’a karşı Arap dünyasından yükselen memnuniyetsizliğin giderilmesidir. Burada esas hedef Türkiye’dir. Çetin Altan’dan beklenen, Türkiye’den İsrail ve Mısır’a karşı yükselen protesto ve ret seslerinin imza sahiplerinin lehine değiştirilmesi, Türk kamuoyunun bu konuda yumuşatılması olmalıdır. Anlaşmanın Mısır için olması gerekenden daha iyi olduğu, İsrail’in de artık defacto bir devlet hâline geldiği gerçeğinin kabul edilmesi gerektiği doğrultusunda yazılar ısmarlanmış olsa da Altan, Nobel Edebiyat Ödülü’nü alamamıştır. Yani Çetin Altan beklenen başarıyı (!) gösterememiş olmalıdır.

Enver Sedat’ın hayatı ile ödediği, Çetin Altan’dan makulleştirilmesi istenen Camp David’e bakarsak şunları görüyoruz:

1978 yılında Mısır ile İsrail arasında imzalanan antlaşmanın en önemli maddelerine göre ilk kez bir Arap/Müslüman ülke İsrail’i resmen tanıdı ve ele geçirdiği topraklar üzerindeki varlığını meşru olarak kabul etti. İsrail’in, Sina Yarımadası’ndan çıkacağı kayda bağlandı. Ayrıca Gazze ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilere Mısır ve Ürdün’ün belirleyeceği şekilde özerklik verilmesi; Amerika’nın F-16 uçakları da dâhil İsrail’in bütün askeri ihtiyaçlarını karşılayacak olması; Amerika Güvenlik Konseyi’nin, bu anlaşmaya aykırı olarak sunulan her karar tasarısına aleyhte oy vermesi kayda bağlandı. Bu madde sayesinde İsrail’e ters düşecek en ufak bir hareket bile önceden engellenmiş oluyordu. Yine Amerika’nın, İsrail’in aleyhine olan hiçbir teklife katılmaması; Amerika’nın, İsrail’in varlığına, güvenlik ve egemenliğine yönelen her türlü tehdit durumunda, İsrail hükümetiyle istişare hâlinde olması ve İsrail’i her şekilde desteklemesi kayda geçirildi. İsrail böylece Süveyş Krizinde kaybettiği prestijini Sedat eliyle geri aldığı gibi Arap-Müslüman dünyasını da birbirinden ayırmayı başardı. Enver Sedat bu ihanetin bedelini 1981’de Mısır’ın milli gününde uğradığı suikastla ödedi.

Tarih bize İsrail konusunda Türkiye’nin boş bırakılmadığını gösteriyor. Orta Doğu’nun güçlü ve mihver ülkesi Türkiye, İsrail’in yanında olmasa bile muhalefette bulunmaması için İsrail’in “içeriden” destek arayışı hiç bitmiyor. Bu bağlamda 1963-64’te Necati Cumalı’nın, karısı Berin Teksoy’la İsrail’de iki yıl ağırlandığını ve Cumalı’nın Yakubun Koyunları adlı kitabını bu geziden sonra yazdığını hatırlamalıyız. Necati Cumalı, Çetin Altan gibi bir beklenti içinde olmadığı için kitabında İsrail’in yayılmacı politikasına keskin bir muhalefet gösterir.

2022’de Nobel Barış Ödülü Türkiye bağlamında da konuşuldu. TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna-Rusya savaşının sona erdirilmesi, yaşlı ve yaralıların savaş meydanından güvenli bölgelere taşınması, tahıl koridorunun açık tutulması, zor durumda olan ülkelere öğütülmüş tahıl ulaştırılması gibi hususlarda aktif ve sonuç alıcı teşebbüslerde bulunması sebebiyle Nobel Barış Ödülü’ne adaylık başvurusunda bulundu. 11 ülke de bu girişimi destekledi fakat kayıtlarda kalan bu teşebbüs Erdoğan’a ödül getirmedi, getirmez de. Çünkü Nobel Barış Ödülü siyasi bir ödüldür. Ödülün verilmesinde İsrail ve Siyonist Yahudiler müdahildir. Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nı bitirmek için çalışırken diğer taraftan İsrail’in terör örgütü olarak Gazze’deki katliamlarını dünyaya duyurmak ve İsrail’e karşı güç kullanmak çağrıları yapmaktadır. Bu ödül hiçbir zaman Erdoğan’a verilmeyecektir. Diğer önemli husus, verilse bile Erdoğan, Siyonist Yahudilerin dâhil olduğu bu ödülü reddetmelidir. Zaten böyle bir ödül, Erdoğan’dan bir Enver Sedat çıkarmak için verilmiş olur. Erdoğan’ın bu tuzağa düşmesini beklemiyoruz. Eğer ödül komitesi yanılır da (!) Erdoğan’a ödül vermeye kalkarsa İftira ve İnkarla Mücadele Birliğinin verdiği Cesaret Ödülü’nü geri verdiği gibi Nobel Barış Ödülü’nü de reddetmesi beklenir. Erdoğan böylece Nobel’i reddeden Jean-Paul Sartre, Vietnam Başbakanı Le Duc Tho ve Boris Pasternak ile başka bir tarihe geçecektir.

Ukrayna-Rusya Savaşı’nın sona erdirilmesini bahane ederek Trump’a Nobel Barış Ödülü verilir mi, göreceğiz. Öyle anlaşılıyor ki ABD Başkanı Donald Trump, gözünü bu ödüle dikti. ABD başkanı olarak “hayırla” anılmayacağını o da biliyor ki tarihe Nobel Barış Ödülü ile geçmek istiyor. Bunun için bütün dünyanın lanetlediği bir katili Beyaz Saray’da ağırlıyor.

Eğer Trump’a bu ödül verilirse bu bir ihanet ödülü olacaktır. Altında bugüne kadar katliama uğrayan 60 bin Gazzelinin kanı olacaktır. Nobel Komitesi’nin katliamı ödüllendiren bir komite, ödüllerin ise Siyonist İsrail’in bir havucu olduğu tescil edilecektir.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026