Öfke, kin ve affetmek: Mümin için doğru tutum

Cenabıhak, Âl-i İmrân suresinin 134. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “O takva sahipleri, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcar, öfkelerini yutar ve insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyilik ve ihsan sahiplerini sever.”
Cenabıhak bu ayetinde takva sahiplerinin özelliklerini infak etmek, öfkesini yutmak ve kusurları örtmek, bağışlamak olarak saymış, sonra da bu özelliklere sahip insanları iyi ve ihsan sahibi olarak tanıtmıştır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde “Öfke, şeytandandır.” buyurmuştur. İnsan hayatın içinde öfkelenebilir. Bazen sıkıntılar peş peşe gelebilir. Birisine öfkelendiğinde öfkesini yutması onun için daha hayırlıdır. Allah, kullarının fıtratını bildiği için onları kötülüğe düşmeyecekleri en baş noktadan sakındırmıştır hep. Örneğin ayetinde zina yapmayın değil zinaya yaklaşmayın buyurarak yaklaşanın yapma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmiş ve iş o noktaya gelmeden kulunun önünü kesmiştir. Öfke şeytandan olduğu için, şeytan da insanı Allah’ın yolundan saptırmak istediği için yoldan sapmayacağı şekilde kulunu uyarmıştır. Öfkesini yutmayan bir insanın zamanla öfkesi artar, sonra küsme meydana gelir, küskünlük kine dönüşür, kin de somut bir şekilde zarar vermesine yol açar. Nice cinayetler vardır ki öncesi araştırıldığında küçük bir meseleden husumetin başladığı ortaya çıkar.

Ancak öfkesini yutan bir insan kusurları örtebilir. Öfke diri olduğundaysa bilakis kusurlarını sürekli düşünür, göz önünde tutar ve öfkesinden dolayı haklı çıkmak arzusuyla bu sefer kusurları döküp saçmaya başlar. O kişi oturduğu herkese öfkeli olduğu insanı anlatmaya başlar. Fakat onun iyiliklerinden bahsetmez, bahsetse de çok az yer tutar bu iyilikler; sohbetin geneli kusurlarının açılması üzerine gerçekleşir. Düşündükçe ve konuştukça bu sefer öfke iyice kalbe yerleşir ve o kişiye iyice bilenir. Bu da artık kin evresine geçiştir. Küçücük bir mesele düşündükçe, konuştukça, zihinde kurdukça çok büyük bir meseleye dönüşür.
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisişeriflerinde “Kin gütmeyin, birbirinize haset etmeyin. Küsüp sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun! Bir Müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helal değildir. Birbiriyle küsenler içinde en hayırlı olan ilk defa selam verip barışandır.” buyurmuştur. Üç günden fazla küs olmanın helal olmaması şu anlama gelir: Bir insan bir insanla bir yıldır küsse, üç gün geçtikten sonraki her gün günaha girmektedir. Bir gün daha geçmiş ve sünnete, emre uymayarak barışmamıştır. Her gün bu günahı işlemesi de elbette onun kalbini huzursuz etmekte, göğsünü daraltmaktadır.
Reklam

Sırt çevirmemekse peygamber sünnetidir, âdetidir. Ayrıca Müslüman zahire bakar, zahire göre tavır takınır. Yakup (as) oğlunu kurt yer diye korkmuştu, daha sonra oğulları kurdun yediğini söylediler ve kan bulaşmış bir gömlek getirdiler. O esnada Yakup (as); “Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de Allah’tır.” (Yusuf, 18) dedi. Yani o oğullarının doğruyu söylemediğini biliyordu ama onların zahiren söylediğine göre hareket etti ve onları suçlamadı. Onlara küsmedi, onlara sırt çevirmedi. Babalar evlatlarına küsmez, sırt çevirmez. Bugünse çocuğu dinî anlamda yanlış yola sürüklense bile anne babalar onlara sırt çevirmektedir, çocuklarının asıl ihtiyaç duyduğu anlarda küsmektedirler. Oysa evlat annesine, babasına göre yaşça da olgunluk anlamında da küçüktür, onun hata yapması anne baba için doğal olmalıdır. Asıl olgunluk sırt çevirmemek, kin duymamak, küsmemek, kusurları örtmektir.
Küçük kusurunu itiraf edip büyükten özür diler. Büyük olansa küçüğün kusurunu dile getirmesine de özür dilemesine de müsaade etmez çünkü büyüklüğün nişanı örtmektir. Bilakis büyük baş eğer, özür diler. Büyüklük, başını eğmeyi bilmektir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde; “Kim bir müminin bu dünyada bir kusurunu örterse, Allah da mahşer günü onun kusurunu örter.” buyurmuştur. Hz. Ali Efendimiz de bir sözünde “Allah bu dünyada günahını örttüğü bir kulunun ahirette de günahını açığa çıkarmaz. Eğer bu dünyada bir günahını açığa çıkardıysa ahirette o günahından dolayı onu azaba çekmez. Allah aynı günahtan iki defa azap etmez.” demiştir. Bil ki senin yaklaşımın, Allah’ın sana nasıl bir yaklaşımda bulunmasını istediğini gösterir. Kusurları örtenin, kusurları örtülür. Affeden, affedilir. Sen affetmiyorsun, küsüyorsun; affetsen de uzun zaman sonra affediyorsun. Küstüğün kişi acı çeksin istiyorsun, orantısız ceza uyguluyorsun, haftalarca peşinden koşsun istiyorsun. Hiç düşünmüyor musun, Allah da sana mahşer günü böyle muamele ederse? Sen bir kulsun, küstüğün kişi de bir kul. Bir kul, bir kulu hata etti diye affetmiyor. Aynı kul, Allah’a ömrü boyunca nice hatalar işliyor. Ama Allah onun bütün hatalarını affetsin istiyor. Şaşılacak iş! Bu, kibirdir.

Bir gece Hz. Ömer, Medine sokaklarında dolaşırken evin birinde şarkı söyleyen bir adamın sesini duydu. Hz. Ömer, duvarı aşıp içeriye girdiğinde, erkeğin yanında yabancı bir kadın ve içki bulunduğunu görünce öfkeyle seslendi: “Ey Allah’ın düşmanı! Senin bu isyanını Allah’ın gizleyeceğini mi sandın?” Adam cevaben “Acele etme, ey Mü’minlerin emiri! Ben bir günah işledim, sen ise üç hususta günah işledin. Birincisi: Allah: ‘Başkalarının gizli ve ayıp hâllerini merak edip araştırmayınız’ (Hucurât 49/12) buyuruyor. Sen ise aksini yaptın. İkincisi: Allah ‘Evlere kapılarından giriniz’ (Bakara 2/189) buyuruyor, sen ise duvardan aşıp girdin. Üçüncüsü: Allah: ‘Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selâm vermeden girmeyiniz’ (Nûr 24/27) buyuruyor, oysaki sen, benim evime izinsiz girdin” dedi. Bu cevap üzerine Hz. Ömer adama baktı, ağladı ve “Rabbi Ömer’i bağışlamazsa, annesi Ömer’i yitirsin.” dedi.
Her talep, makamına arz edilir. Af makamı, Allah’ındır. Mümin affetmez, af dilemez de. Müminler helalleşir. Hakkını helal edemediğinde Allah’ın hakkının daha büyük olduğunu düşünürsün. Sana zulmedenin zulmü zaten yanına kalmaz. Ancak o da tövbe edebilir. Onun tövbe etmesi senin haksızlığa uğradığın anlamına gelmez. Allah kimseye zulmetmez. O hikmet çerçevesinde ikiniz için de gerekli olan neyse onu var eder zaten. Af sadece Allah’tan dilenir. Kendin için, ailen için ve ümmeti Muhammed için af dilersin. Peygamber Efendimiz (sav) dualarında “Bizi” diyerek dilekte bulunmuştur. Allah da Kuran’da dua etmeyi öğretirken “bizi” şeklinde öğretmiştir. Örneğin, Bakara suresinin 286. ayetinde dua “Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur.” şeklindedir. Bizi denmesinden kasıt, ümmeti Muhammed’dir. Bir mümin dua ederken kendisi için ne istiyorsa ümmeti Muhammed için de istemelidir. Ayrıca mümin ailesine, yakınlarına, dostlarına, ihvanına, tarikat yoldaşlarına üşenmeden ismen dua etmelidir. Bu hem kendi dualarını bereketli kılar hem de muhabbeti bereketlendirir. Muhabbet, Allah’a giden en kestirme yoldur. Allah müminlerin topyekûn sevdiği bir mümini elbette sevecektir.
Reklam

Ayrıca vasıf kalıcı, hâl geçicidir. Günahlar hâldir, geçicidir. Bir insanın mümin olması vasfıdır, işlediği hatalar ise hâlidir. Kişiye kalıcı olan vasfına göre muamele etmek gerekir, geçici olanla muamele etmek doğru değildir. Kişinin mü’min olmasının hatrı, bütün hatalarından büyüktür. Bir insanın elbette birilerine karşı kalbinde serinlik olabilir. Mevzu kin tutmamak, küçümsememek, nefret etmemektir. Yoksa bir mü’min onu kötülüğe yönlendiren biriyle arkadaşlık yapmamalıdır. Malayani sohbetin döndüğü bir mecliste bulunmamalıdır. Ancak selamı esirgememeli, kimseyi küçümsememelidir. Ayrıca bir insanın şerli olduğu açıksa şerrinden emin olmak için davranmak da doğrudur, ikiyüzlüce değildir. Bir gün Peygamber Efendimizi ziyarete bir adam gelir. Peygamberimiz onun için “O kavminin şerlilerindendir.” der. Adam gelir, Peygamberimiz ona güler yüzle yaklaşır, güzel muamelede bulunur. Gittiğinde Hz. Aişe annemiz neden güzel davrandığını sorunca Peygamberimiz (sav) “Şerrinden emin olmak için” der.
Ayrıca Peygamberimiz (sav) insanlara hoşgörülü, yumuşak davranarak onları soğutmamış, çekmiştir. Ayette de bu durum şöyle belirtilmiştir: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.” (Âl-i İmran 3/159)Onlar Allah’ın kullarıdır, Allah’ın dini ise herkesedir. O yüzden Allah’ın hakkından dolayı onlara güzel davranılır. Ancak o kişi eğer Allah’a ve dinine düşmansa ona düşman olunur. Yakının dahi olsa ona güzel davranamazsın, cenazesine katılamazsın, yemeğinden yiyemezsin. Hz. Nuh’un oğlu gemiye binmemiş, helak olmuştu. “Nûh rabbine şöyle seslendi: ‘Ey rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette haktır. Sen hâkimlerin en âdilisin.’ dedi. Allah buyurdu ki: ‘Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı iyi olmayan bir iştir. Sakın hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi benden isteme! Ben cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.’ Nûh dedi ki: ‘Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!’ ” (Hûd, 11/45-47)Hz. Nuh oğlunu kurtarmak istediği için Allah’tan bağışlanma diledi ve yine oğlu müşriklerden olduğu için Allah onu ailesinden saymadı. Burayı iyi anlamamız gerekiyor!

Ayrıca Ebu Leheb, Peygamberimizin (sav) amcasıydı. Tebbet suresi ise doğrudan onunla ilgili indi. Bir mümin Ebu Leheb’e beddua eden ayeti okumadığı sürece Kur’an’ı hatmetmesi mümkün değil. Eğer Peygamberin amcasına beddua eden ayetleri okuyorsak, herhangi bir İslam düşmanına nasıl muhabbet besleriz? Yakınımız olmasının veya ideolojik nedenlerden ötürü “önemli” bir insan olmasının Allah’ın hakkı yanında ne önemi olabilir? Allah için sevmekle Allah için buğz etmek aynı oranda önemlidir ve şarttır!
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.