Bir tost makinesiyle başlayan yolculuk: Tostçu Melik bugün neden hala tek dükkan?
10:00, 18/01/2026, Pazar

Tostçu Melik'in hikayesi nasıl başladı
Babası baktı ki bir çare bulunmazsa Melik obez olacak. Karı koca düşündüler ve bir teklif yaptılar. “Oğlum sana bir tostçu açalım. Her türlü tost ve içecek olsun…” Melik heyecanını gizleyebilen çocuklardandı. Çünkü kiloluydu. Kilolu çocuklar sakin kalmayı iyi bilirler. Çünkü heyecanlanınca hareket etmek gerekir ve fakat tombiş çocuklar hareketi sevmezler.
Annesi babası çalışan çocuklar yemek ısıtmayı ve yemekten sonra sofrayı toplayıp “güzelce” ders çalışmayı pek iyi bilirler. Melik de öyle bir çocuktu. Okuldan gelir. Karnını doyurur. Sonra dersini çalışırdı. Yalnız yemek yerken çeşnili olsun isterdi. Salata malzemesi bulursa salata yapardı. Turşuyu eksik etmezdi. Cacık yapar, etli yemeklere nane, kekik ekler ve daha türlü çeşit icatlar çıkarırdı. Annesi bu duruma itiraz etmez sadece yaptığını toplamasını, mutfak tezgâhını temiz tutmasını söylerdi.
Eskiden “Japon Pazarı” denilen dükkanlar açılmıştı. Buralarda türlü çeşit ev eşyası satılırdı. Lakin küçük dükkânlarda satılan küçük ev eşyasıydı bunlar. O dükkânlardan birinden Melik’in annesi bir tost makinesi aldı. Tost, ucuz bir öğün için idealdi. Yalnız piyasada tost yapan yerlerin tost makineleri sanki biraz sanayi işiydi. Kalın, kocaman ve tıslayarak çalışan cihazlardı. Tostu eve taşıyan Japon Pazarı işi bu makineler ise daha makul büyüklükte, kullanması kolay, temizliği kolay şeylerdi. Bizim bildiğimiz hanımlar bir şey alırken sorular sorar değil mi? Mesela; “Makine çok yer kaplar mı?” “Temizliği kolay olur mu?” Bir de evde çoluk çocuk kullanmak isterse; “Kaza bela verecek cinsten bir şey midir?” Bütün bunlara bakarlar. Yani bildiğimiz böyledir. Lakin yanlış bir bilgidir bu. Ev kadınları hiiç öyle sorular sormadan sırf arkadaşları aldığı için hemen bir tane de kendileri alırlar. İster ev hanımı ister çalışan hanım olsun. Rekabet çok zalımdır. Birbirlerinin mutfağına müfettiş olur hanımlar.
Melik’in annesi de tost makinesini arkadaşından görüp aldı. Nasıl kullanılır hem kocasına hem Melik’e tarif etti. Kocası yarım yamalak dinledi ama sofraya ve yeme içmeye meraklı olan Melik can kulağı ile dinledi annesini.
Hemen ertesi gün Melik, okuldan gelir gelmez daha önlüğünü bile çıkarmadan tost makinesinin başına geçti. Annesinin tarif ettiği gibi yapıp güzelce yedi sonra bir daha yaptı. Bunu da annesi denesin istedi. Annesi geldi, Melik tostu verdi. Annesi beğendi ama anne oğul anladılar ki tost sıcak olursa daha lezzetli bir yemektir. Melik bu sefer bir tost annesine bir tost babasına yaptı. Çocuğun daha ilk günden böyle başarılı olmasına annesi pek sevindi ama babası temkinliydi. “Bu makineye heveslenip evi yakarsa oğlan sorarım o zaman Çin işi Japon işi ne demekmiş anlarsın.”
Kocalar bazen sırf laf olsun diye, sırf son sözü söyleyen kişi olmak isteğiyle konuşurlar ya Melik’in babası da öyle konuşmuştu işte. Çünkü Melik, bırak yangın çıkartmayı tost makinesinin tekeri olsa üzerine binip cadde turu yapacak kadar iyi kullanmaya başladı makineyi.
Sonra eve gelen misafirlere tost yapıldı, komşulara, akrabalara ve arkadaşlara derken Melik’in tostu meşhur oldu. Melik, iki şeyi çok iyi bellemişti. Birincisi tostu olabildiğince çok yağlayacaksın yoksa kuruyor. İkincisi karışık tost yaparsan daha iyi netice alıyorsun.
Melik okulu bitirinceye kadar tostla haşır neşir oldu. O sebepten göbeği çıktı. Gıdığı, gerdanı belli oldu. Artık herkes malzemesini getiriyor. Tostunu sipariş ediyor Melik de yapıp veriyordu. Bu sırada babası dedi ki “Oğlum azıcık ticari düşün. Tamam malzeme onlardan ama sen de emek veriyorsun, elektrik harcıyorsun az da olsa bir ücret iste.” Melik başta tedirgin oldu. Ayıp olur diye düşündü. Sonra bir arkadaşından para istedi. Arkadaşı hiç itiraz etmeden verdi parayı. O zaman Melik bir şey daha anladı ki bizim vatandaşımız sevdiği lezzete para verir. Hiç acımadan verir hem de. Yeter ki yaptığın tost güzel olsun.
Böylece Tostçu Melik oldu adı. Liseyi bitirene kadar yapıp satmaya devam etti. Liseden sonra üniversiteye gitmek gerekiyordu. Lakin Melik ders çalışmayı pek sevmediği için ancak aheste aheste çalıştı ve hiçbir yeri kazanamadı. Evvelden “sınavı kaybetti” denmezdi de “üniversiteyi tutturamadı” derlerdi. Melik anladı ki bu tembellik ile bir yeri tutturması zor. Durumu babasına ve annesine anlattı. Kesin konuştu “Ben okumam.” deyip odadan çıktı.
Ondan sonraki iki yıl Melik, tost yiyerek ve o zamanlar yeni moda olan “atari” oynayarak günlerini geçirdi. Babası baktı ki bir çare bulunmazsa Melik obez olacak. Karı koca düşündüler ve bir teklif yaptılar. “Oğlum sana bir tostçu açalım. Her türlü tost ve içecek olsun…” Melik heyecanını gizleyebilen çocuklardandı. Çünkü kiloluydu. Kilolu çocuklar sakin kalmayı iyi bilirler. Çünkü heyecanlanınca hareket etmek gerekir ve fakat tombiş çocuklar hareketi sevmezler.
Melik sakince kabul etti anne babasının teklifini. İşte şimdi herkesin sıra olduğu, internetteki beleşçi yutubırların anlata anlata bitiremediği “Tostçu Melik”in hikâyesi budur. Melik şube açmadı. “Büyümek bizi bozar…” diyerek tek dükkânda hizmet verdi ve halen devam ediyor. Dükkânın baş köşesine eve ilk aldıkları tost makinesini koymuş. Belki yolunuz düşer bir tost yerseniz artık hikayesini de biliyorsunuz, afiyet olsun.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.