İbrahim Nasrallah Filistin edebiyatında hafıza ve direnişin gücünü anlatıyor

Şair ve romancı İbrahim Nasrallah ile, Filistin'in tarihsel ve duygusal hafızasını edebiyat aracılığıyla nasıl diri tuttuğunu, sürgün ve direniş temasının eserlerindeki yerini ve Mahmud Derviş’le düşünsel bağlarını konuştuk.
Kaldığımız yerden başlayalım. Mahmud Derviş’in “Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var!” dediği yerde miyiz hâlâ?
Sanırım hâlâ o yerdeyiz; o yerin bütün çağrışımlarıyla, ağaçlarıyla, dağlarıyla, denizleriyle ve ırmaklarıyla binlerce yıldır Filistinliyi tanıyan o yerde. Babalarımızın anıları bunu söylüyor, sürüldükleri vatan hakkındaki anlatıları bunu söylüyor, annelerimizin ince nakışlı elbiseleri bunu söylüyor, şehit çocuklarımız, yıkılan evlerimiz, üniversitelerimiz ve okullarımız bunu söylüyor. Siyonist zindanlardaki binlerce tutsağımız bunu söylüyor. Yazdığımız ve henüz yazmadığımız yazılar bunu söylüyor. Gazze’nin çocukları ve gençleri yarın yazacaklarıyla yine bunu söyleyecek.
Edebiyata bir mülteci kampında başladınız. Kendinizi gerçekten sürgünde hissettiğiniz ilk olayı hatırlıyor musunuz?

İnsana bunu yani sürgünde olduğunu hissettiren pek çok şey vardır. Belki de açıkta, soğukta, çadırda yaşamak bile bunu hissettirir. Eğer sürgünde olduğunun farkında değilsen, açlık sana bunu hatırlatır. Sonra arkadaşlarının ölümü, hastalık, bilinmeze duyulan korku, uzun saatler boyunca zor işlerde çalışmak zorunda kalmak, yırtık elbiseler, tek kitabın olduğu bir derslikte ders görmeye çalışmak, bir portakal istemen ama annenin onu sana alamaması… Oysa o kişinin ailesinin sürgünden önce geniş portakal bahçeleri vardır mesela.
Babanın günde 18 saat çalıştığı için evde olmayışı, sana rüya bile görmeye mecal bırakmayacak kadar derin bir kâbusun içinde yaşaman, işte bunlar sizi sürgünde olduğunuza delildir. Sürgünde olduğunu unutursan da ölüm gelir ve sana yalnız olduğunu, herhangi bir anda yok olabileceğini hatırlatır.
Reklam
Filistin sizin metinlerinizde bir coğrafyadan çok bir hafıza, bir ruh hali olarak beliriyor. Edebiyat Filistin’e nasıl bir “yurt” sunabilir?
Bu yüzden, bir yazar olarak yazarken halkının ve dünyanın dört bir yanındaki insanların kalbinde vatanını yeniden kurarsın. Yeni bir hafıza inşa edersin çünkü edebiyat bence geçmiş nesillerin hafızasına eklenen yeni bir hafızadır. Filistin edebiyatının gücü burada yatar: Filistin'de hiç yaşamamış birine kitaplarda yaşama şansı sunar, ki bir gün döndüğünde orayı bütün ayrıntılarıyla tanısın.

Filistin edebiyatını diğer Arap edebiyatlarından ayıran temel özellikler sizce nelerdir?
Filistin edebiyatı, Arap edebiyatının bir parçasıdır. Hatta dünya edebiyatının bir parçasıdır Filistin edebiyatı. Çünkü kitaplarımız birçok dile çevriliyor. Ancak Filistin’in durumuna eş bir yer bulunmadığı için de Filistin edebiyatı bazı farklılıklar taşıyor.

Her halkın genel kültür içinde kendine ait özel bir kültürü ve mirası vardır. Bu, Arap kültürü içinde de böyledir. Ancak Filistin edebiyatımızda bu çok daha fazla belirgindir. Abartısız söyleyeyim: Bizde aşk hikâyeleri bile farklıdır. Aşk her yerde aynıdır belki ama bizde sevgililerin arasına ölüm girer, askeri kontrol noktaları girer, hapis girer.
Yıllardır sürgünde yaşayan bir sanatçı olarak, “eve dönüş” fikri sizin için hâlâ mümkün mü, yoksa artık yalnızca edebi bir metafor mu?
Ben sürgünde doğdum ve ömrüm boyunca sürgündeydim. Yani 70 yıl boyunca hayatıma vatansız yaşadım ama eve dönüş fikri bir gün bile zihnimden silinmedi. Bu durum dedelerimiz ve babalarımız için de geçerliydi; onlar da vatana dönme hayaliyle öldüler. Annem 90 yaşına geldiğinde bile Filistin’den ve oradaki anılarından bahsediyordu. Bu nedenle dönüş fikri asla bir mecaz olmadı. Bir keresinde yazmıştım: “Sürgün sürüyor ama dönüş hiçbir zaman durmadı.”
Reklam
Sürgün, savaş ve kayıplar üzerine yazarken umudunuzu nasıl diri tutuyorsunuz?
Bu güzel bir soru. Umudu diri tutmamızın yolu, karakterlerdeki güzellikten ve insanî değerlerin varlığından geçiyor. Bu değerler insanın, şiirin ve kültürün temelini oluşturmalı. Bence bu, kitapların hayatla bağı olmasını sağlayan temel şeydir. Ölümü anlatsa bile...
Zamanla bazı acılar edebî motiflere dönüşebilir. Sizce bu, o acının unutulması mı yoksa edebiyat sayesinde başka bir hafıza biçimine taşınması mı?

Sizce şiir tarihsel bir boşluğu doldurabilir mi? Ya da şöyle: Şiirin susması gereken yerler var mıdır?
Şiir, sanatsal bir değer olarak her zaman gereklidir. O dilin özüdür, hayatın ve deneyimin yoğunluğunun ifadesidir. Şiirin susması gereken bir yer olup olmadığını bilmiyorum. Çünkü şiir her şeyi söyleyebilir. Ama elbette hayatın geniş alanlarını kapsamak için başka sanatlara da ihtiyaç vardır; mesela romana…
Romanda yüzlerce karakter ve yüzyıllara yayılan zaman dilimleri olabilir. Bu, şiirde zordur çünkü şiir şairin iç dünyasında dolaşır. Roman ise yazarın hem iç hem dış dünyasıdır.
Filistin meselesinde belki ilk defa uluslararası medyada bazı kırılmalar yaşandı. Siyonistlerin destekçileri giderek azalıyor bütün dünyada. Bu konuda neler söylersiniz?

Eskiden bu konuda çok sıkıntı yaşardık. Elbette hâlâ istediğimiz seviyede değiliz; sonuçta 77 yıldır süren bir ölüm var ortada. Ama bu dönüşüm, olması gereken başlangıçtı.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.